Bir kutlu doğum ayini!

Bir kutlu doğum ayini! DİN
0,0
10.04.2014 10:35:15
A+ A-

İçinde yaşadığımız zamanlar nesneleşmenin, değersizleşmenin, aynileşmenin, sıradanlaşmanın, adileşmenin hükümranlığını ilan ettiği zamanlar. Ruhundan arındırılmış, renklerinden sıyrılmış, manasını yitirmiş ve nihayetinde kendinden başka her şey olmuş nesneler. İnsan, beşerliğin dipsizliklerine yeniden düşmüş. Yeniden hutema çukurunda. hayata değen, yaşamın içine giren her şey kullanılmayı bekliyor; Kullanılıp bir tarafa atılmayı. Çamur Tanrı'nın ruhuna galebe çalıyor. Ruhlar paramparça. Değer yargılarının zembereği kopmuş. Taşıdığı özün yüksekliğine, biricikliğine rağmen günübirlik tüketim dilinin elinde değersizleşiyor, basitleşiyor bütün değerler. En nihayetinde kendini de bir nesneye dönüştüren ve mızmız çocuklar gibi bir türlü avunmayı bilmeyen insanın derin trajedi ve sancısı.

Nesneleşmeye, sıradanlaşmaya, aynileşmeye direnen ve insanı hâlâ mümkün kılan biricik çağrı İslam ve O'nun biricik çağırıcısı Aziz Peygamber Muhammed'ül Emin de bu nesneleşmenin ağır saldırısı altında. Nesneleşmenin ve renksizleşmenin. Bahsettiğimiz bu saldırı dışarıdan, yabancılardan, kâfirlerden gelen bir saldırı da değil. Peygamber-i Zişan'ın yüce mirasını kâfirlere benzemek, yalan dünyayı kutsamak, güç gösterisinde bulunmak için yağmalayan Müslümanların gafletinden kaynaklı. Onlardan bizim neyimiz eksik diyen, ilahi mesajın olduran, onduran iklimine sırtını dönen, bizde her şeyin en iyisine sahip olalım, en iyi biz tüketelim diyerek ruhsuzlaşan Müslümanlar. İmanı, inancı kuru birer akidevi ritüele dönüştüren, mekanikleşen aslında hiçbir şeye gerçekten inanmayan mü'min kopyaları. Yürüyen hırs makineleri. Evet, bugün dünyada Müslüman'ı Kâfirden, inananı inanmayandan ayıracak bir ölçü kalmamış gibi. Kim kendini neyle tanımlıyorsa, tanımladığı o şey değil nihayetinde. Bir büyük sirk gibi dünya, herkes kendinin yalancısı. Herkes aynı söylemlerin dehlizlerine tıkılmış. Aynı yaşam stillerinin ve hayat standartlarının.

Kim olursa olsun, hangi anlam dünyasına ait olursa olsun yapılan edilenler de birbirinden seçilemez hale gelmiş. Her şey nesne ve görüntü. İmajlarla yoğunlaştırılmış bir pagan ayini gibi yaşam. Doğum Günü, Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Canlılar Günü, Cansızlar Günü, Cadılar Bayramı, Noel Günü. Hayatımızı kategorilere ayıran, bölen, parçalayan ve tüketim sapkınlığını coşturan günler ve haftalar. Daha sayamadığımız onlarcasıyla. İnsanoğlunun paganist dönemlerine dönüşünün çağrışımları. Bu gün ve haftalara Müslümanlar da kendi çaplarında katkıda bulunmakta. Bunlardan biri de "Kutlu Doğum Haftası". Peygamber sevgisini belli bir zamana hapsetmenin diğer adı. Muhammedi ruhtan tamamen uzaklaştırılmış mekanik ritüellerle ve hamasi nutuklarla güya Peygamber'i yâd eylemek. Güya Peygamber anılıyor, yeni kuşaklara aktarılıyor. Aslında bu yapılanların içinde olmayan tek şey Hz. Muhammed'in zamanı ve mekânı anlamlı kılan ruhu. Ruhu yok bu kutlamaların, anmaların.

Beş yıldızlı otellerde, dev kongre merkezlerinde, göğe isyan gibi ağmış beton bloklarda, toprağın ve rahmetin kapıda bırakıldığı büyük organizasyonlarda hatta modern dünyanın pagan mabetleri devasa AVM'lerde Peygamber'in dünyayı şereflendirmesi kutlanıyor. Kutlanan bu yerlerde O'nun şereflendirdiği dünya yok ne yazık ki! Kibri, dünya metaını, parayı, pulu hayatından uzaklaştırmış bir Nebi'yi kibirle, güç gösterisiyle anmak?!... Nasıl ki O'nu, Akademya, akademisyenler, hocalar kuru bilgilere, soğuk biyografilere, laf kalabalıklarına; Din bezirgânları köpürtülmüş sahte duygusallığa hapsettilerse büyük tüccarlar da O'nun heykellerini, masklarını, maskelerini yapıp tezgâhlarda satışa sunacaklar. Kazanca, kâra tahvil edecekler Muhammedi ruhu. Dünyadaki bütün değerleri ticari bir metaya dönüştürmediler mi?

Nerede Muhammed'den geriye kalan sızılı ruh? Nerede hüznün ve rahmetin peygamberi? O'nun en yakın dostu yoksullar, garipler, yetimler nerede kaldı? "Kutlu Doğum Haftası" adıyla doğum günü partileri düzenlenirken Muhammed'in yetimleri her yerde gözyaşından yağmurlarda ıslanıyor. Muhammed'in emaneti paramparça. O'nun yerle bir ettiği putperestlik bütün dünyayı esir alıyor. Dünya sanki bir puthane. Zihinler bölük pörçük, darma dağın. Yarışmalarla, showlarla, reklamlarla, bankalarla, kredi kartlarıyla kucak kucağa bir "Kutlu Doğum"!...

"İstemez misin Ya Ömer? Dünya onların olsun, ahiret de bizim." diyen Peygamber'in ümmeti kibir kuleleri inşâ etmekle meşgul. Bütün hayali, düşü, muhayyilesi cebiyle midesi arasına sıkışmış bir güruha dönüşmüş ümmetin kahir ekseriyeti. Peygamber-i Zişan'ın ayağının altına aldığı, suratına tükürdüğü ne varsa şimdi hepsi baş tacı.

Şimdi yeni trend "Kutlu Doğum Haftası" kutlamak! Hilton'da mı Sheraton da mı Rixos'ta mı Caprice Gold'da mı kutlansa? Ya da Kâbe'yi küçücük bir noktaya dönüştüren ve Beytullah'a yukarıdan bakan görgüsüzlük abidesi Zemzem Towers'da mı?



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.