"Biz nankör olandan başkasını cezâlandırır mıyız !?"

"Biz nankör olandan başkasını cezâlandırır mıyız !?" DİN
5,0
09.09.2014 15:07:29
A+ A-

Başlık yaptığım bu cümle Kur'ân'ın bir âyetinin (Sebe' Sûresi / Sûre:34, 17. âyet) iki cümlesinden ikincisinin Türkçe meâli (anlam olarak çevirisi). Âyetin Arapça aslının okunuşunu latin harfleriyle yazmaya çalışırsam, şöyle: " Zâlike cezeynâhum bima keferû. Ve hel nucâzî illel kefûra !? "  Tüm âyetin meâli: "İşte biz onları böyle nankörlük ettikleri için cezâlandırdık. Biz nankör olandan başkasını cezâlandırır mıyız !? "

Âyetin bağlamı yönünden anlaşılabilmesi için en azından aynı sûrede bu âyetten önceki ve sonraki bazı âyetlerin de meâllerini vermek yararlı olur. Parantez içi ifadeler, kaynak eserde ya âyetin meâlinde bulunmakta ya da atıf yapılan dipnotlardaki yorumlar olduğu için, bir de bazı kelimelerin eş anlamlılarını belirtmek üzere tarafımdan konulmuştur.

" Göklerde ne var, yerde ne varsa kendisinin olan Allah'a hamd olsun. Âhirette de hamd Onundur. O yegâne hüküm ve hikmet sâhibidir, (her şeyden de) hakkıyle haberdârdır." (Sebe' 34/1)

"Yere ne giriyor, oradan ne çıkıyor, gökten ne iniyor, oraya ne yükselip çıkıyorsa bilir O. Çok esirgeyici, çok bağışlayıcıdır." (Sebe' 34/2)

"Küfredenler (nankörlük edenler) : 'O sâat (kıyâmet) bize gelmeyecek'  dediler. Sen (Habîbim) de ki: 'Hayır, gaybı bilen Rabbim hakkı için, o, size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ne yerde bir zerre miktarı Ondan (Onun ilminden) kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük hiçbir şey müstesna olmamak üzere (hepsi) muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) (yazılıdır).' " (Sebe' 34/3)

" (Kıyametin gelip çatmasının hikmeti de şudur:) Çünkü (Allah) îman edip de güzel amellerde (ve  hareketlerde) bulunanları mükâfatlandıracaktır. Bunlar (yok mu !?), mağfiret de (bağışlanma), şerefli rızık da onlarındır." (Sebe 34/4)

"Birbiriyle yarış edercesine (bizi âciz bırakacaklarını sanarak) âyetlerimizin içinde koşanlar (âyetlerimizi iptâle ve insanları îmandan caydırmaya yeltenenler) ... İşte onlar için de pek çetin ve kötü bir azap vardır." (Sebe' 34/5)

"And olsun ki biz Davûd'a bizden bir imtiyâz (peygamberlik, saltanat, güzel ses ve diğer meziyetler) verdik. 'Ey dağlar, onunla birlikte tesbîh edin' dedik. Kuşlara da. Ona demiri de yumuşattık." (Sebe 34/10)

"Süleyman'a da rüzgârı (müsahhar / ele geçirilmiş kıldık) ki sabahı bir ay(lık yol), akşamı bir ay(lık yol) idi. Erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Önünde Rabbinin izniyle, iş gören bazı cinler de vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden ayrılıp saparsa ona çılgın azapdan tattırırdık." (Sebe' 34/12)

"O, kal'alardan, heykellerden, büyük havuzlar gibi çanaklardan, sabit kazanlardan ne dilerse kendisine yaparlardı. Ey Dâvud hânedânı, siz Allah'a şükr için çalışın Kullarımdan (hakkıyle) şükreden azdır. (Sebe 34/13)

"Andolsun ki 'Sebe' (kavmini)n sâkin (yerleşik) olduğu yerde de bir ibret vardı. (Her ev) sağdan, soldan iki(şer) cennet (bahçe) ile kuşatılmıştı. (Onlara) 'rabbinizin rızkından yeyin, Ona şükredin. Çok güzel bir belde !... Rab (şükredenleri) cidden bağışlayıcıdır' (denilmişti)." (Sebe' 34/15)

"Fakat onlar (bu nimetin şükründen) yüz çevirdiler. Biz de onlara Arim selini gönderdik. (O) ikişer cennetlerin yerinde de ekşi yemişli, acı ılgınlı ve az bir şey de Arabistan kirazından (olmak üzere harap) ikişer bostan peydâ ettik. (Sebe 34/16)

(Ve başta söz konusu edilen 17. âyet) 

"Onlar (ın yurdu) ile (feyz ve) bereket verdiğimiz memleketler arasında sırt sırta nice kasabalar yapmıştık. Oralarda seyr (ve sefer etmelerini)  takdir etmiş, (kendilerine:)  'Gecelerce ve gündüzlerce oralarda korkusuz gezin, dolaşın' (demiştik)." (Sebe' 34/18)

"Onlar ise (buna karşı), 'Ey Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır' demişler, kendilerine yazık etmişlerdi. İşte biz de onları masallara çeviriverdik. Onları darma dağınık ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabr (ve) çok şükr eden herkes için elbette ibretler vardır." (Sebe' 34/19)

"Andolsun, İblîs onlar aleyhindeki zannını gerçekleştirmişti de, îman edenlerden bir zümre hâriç olmak üzere, (tamâmen) ona uymuşlardı." (Sebe' 34/20)

 

Kaynak eser: Kur'ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, Balıkesirli Hasan Basri Çantay, İkinci Cild, Yedinci Baskı, 1392 H.- 1972 M., Nâşiri: Mürşid ÇANTAY, Bayezid-İst.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.