Bizim yunus ve dünyanın gölgelikleri

Bizim yunus ve dünyanın gölgelikleri DİN
0,0
21.12.2015 13:09:32
A+ A-

Bir yaz günü Torosların muhteşem dağ ve tepeleriyle çevrili Sarıvelilerde bir ikindi vakti tefekkürî bir âlemde, hakikat ve hayal karışımı bir halle çevreme nazar ediyorum.

Uzaklara bakıyorum; en evvel nazarıma bütün haşyet ve ihtişamıyla dağlar ilişiyor. Müteakiben sağımdakilere, solumdakilere ve sonra tekrar karşımdakine bakıyorum. Bakışlarımı hızlandırıyorum, bir anda, dağ ve tepelerden her an bir parçası ayrılıyor, yerine aynısı veya bir benzeri ikame olunuyor. Sinema şeridinde âdeta bir dağlar geçidini müşahede ediyorum. Anbean, tecell-i Esmaca her an cari olan tahavvülat-i zerrat hakikatine mahkûm ve muvazzaf, her bir zerresi dağ büyüklüğünde tecessüm ve hareket ederek hükmünü icra ediyor.

Sonra muhteşem görünüşleriyle dallarında sallanan çeşit çeşit meyvelere ve onlardaki harekâta ilişiyor gözüm; biteviye her an yeni sahnelerle harekât devam ediyor; dallara her an yeni halde yeni meyveler Kudret -i Samedaniye tarafından takılıyor, takılıyor, takılıyor...

Sonra bütün bu görüntülerin merkez üssü olan kendi vücudum ve duygularıma bir nazar ediyorum; karşıma her an değişen Abdullah?ların simetrik gölgelerinden binlercesi zaman şeridine takılıp, muhteşem bir gölgeler geçidi halinde karşımdan geçiyor. Hemen o an Şairin ?Aynalar? şiiri hayalime takılıyor. Karşımda kabre kadar olan âlemleri içine alan büyük ve devasa bir ayna beliriveriyor. Bir an: ?Allahım bu ben miyim? Bu bense, aynada her an yenilenen benzeri benler de kim?? diye haykırıveriyorum. Bu muhteşem görüntüleri hakkıyla anlama konusunda nazarım kısa, aklım ise âcz içinde. Ben bunları düşünürken, harekât ve değişim, devam ediyor; Esma tecellileri hükmünü icra ediyor. Sonra bütün bunları Sahibine havale edip, ?Bir Ben vardır bende benden içeru? söyleyerek rahatlıyorum.

Bu yüksek Ahval içinde nazarım asırların beklediği muhteşem Kur?ân tefsiri Risâle-i Nûrlardaki hakikatlere kayıyor; içimden, ?Ey insan, sen de dünyan da fânisin; sen istemedin diye faaliyet ve icraat-ı İlâhiye durmaz, her an taze görüntülerle hayat devam eder? hakikatlerini terennüm edip, Nurun Mektubatından bu yüksek meselelerin izahını okumaya başlıyorum:

?Bu sırra binaen herbir mevcud Vâcib-ül Vücud?un bâki şuunatının tezahürüne bâki birer medar olacak manaları, keyfiyetleri, haletleri vücudda bırakıp öyle gidiyorlar. Hem o mevcud, bütün müddet-i hayatında geçirdiği etvar ve ahvali, ilm-i ezelînin ünvanları olan Îmam-ı Mübin, Kitab-ı Mübin, Levh-i Mahfuz gibi vücud-u ilmî dairelerinde vücud-u haricîsini temsil eden mufassal bir vücud dahi bırakıp öyle giderler. Demek her fâni; bir vücudu terk eder, binler bâki vücudları kazanır, kazandırır. (Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup Beşinci İşaret)

Sonra, gölge-hakikat karışımı bu halde Mevlânâ diyarı Konya?da yaşadığım bir gölgelik hatırasına gidiyor hayalimin nazarı: Akrabalarımın oturduğu Konya?nın mezarlık manzaralı bir semtinde etrafları bahçeler ve lüks villalar bezeli bir mekândan etrafı mütalâa ediyorum. Mezarlık çevresinde uzaktan müstakil evlerin silüeti arkasından görünen süslü bir kamelya görüntüsü beni meşgul ediyor. Bu lüks görünümlü kamelyanın hangi eve ait olduğunu soruyorum. 

Aldığım cevap beni şaşırtıyor: ?Kardeşim senin o gördüğün, lüks villanın kamelyası değil, musalla taşının gölgeliğidir.?

Bundan ilhamla, ben de yazımın başlığını ?Son Gölgelik? koyuyorum ve Yunus Emrenin: ?.......Dünya dedikleri bir gölgeliktir. .....? şiirini mırıldanarak hızla son gölgeliğe ve son namaza doğru yaklaştığımı, herkes gibi ben de hissediyorum. Tabiî ki burada bir hakikati de hemen hatırlıyorum; hiçbir şey yok olmuyor, bazen son gibi görünen bir hal bir başka halin başlangıcı oluyor.

Son gölgeliğe aziz olarak gelenleri, Yüce Kur?ân?ımızda müjdelenen, ne sıcak, ne soğuk, tam kararında ebedî gölgelikler bekliyor:

İman edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. (Nisa, 57)

Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk. (İnsan, 13)

Bu yüksek hakikatlerden ders alarak kendi nefsimin parolası olarak diyorum: Ölüm dışında, vazife -i ubudiyet, en başta namaz olmak üzere, emr-i İlâhîye icra edilecek. 

Ya ölürsek, işte bu kadar harekât içinde bu bizim son namazımız olacak; son gölgelik olan musalla taşında ve iki farkla: 

Son defa ve biz en önde olduğumuz halde...

abdullahsahin56@hotmail.com

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.