Bu dünyaya, küsmeye gelmedik

Bu dünyaya, küsmeye gelmedik DİN
0,0
18.12.2015 16:52:08
A+ A-

İnsanlar  arasında dostluğu, kardeşliği, muhabbeti, sevgiyi, saygıyı, birlikte hareket etmeyi  engelleyen yada bozan  sebeplerin başında, haddini aşan tarafgirlik, inatçılık ve birbirini çekememe gibi rahatsızlıklar baş göstermektedir. Bu rahatsızlıklar her türlü çirkinliğe, maddi ve manevi zararlara ve zulümlere sebebiyet vermektedir.

Evet, nasıl ki bir gemide veya bir evde,  dokuz masum ve bir cani bulunsa ve o cani yüzünden o gemi  batırılsa yada o ev yakılsa ne kadar zalimce bir yönteme başvurulmuş olur aynen öylede  o gemide veya evde dokuz caniye karşılık bir masum olduğu takdirde bile o gemiye yada eve zarar verilmememsi insaniyetin gereğidir.

Ancak zihinler öyle bulanmış ve bulandırılmış kalpler öyle yorulmuş ve yordurulmuş ki bu geminin ya da evin harap edilip edilmemesi gerektiğine dair bir anket yapsak sonuçlar pek de iç açıcı olmayacaktır.

Toplumsal hadiselere bu misali örnek verdiğimiz gibi şahsi hayatımızda da aynı örneği uygulayabiliriz. Mesela,  şahsi hayatımıza bu mercekle bakabiliriz. Babamızla, annemizle, kardeşlerimizle, eşimizle, çocuklarımızla, komşularımızla, mesai arkadaşlarımızla ilişkilerimizde de bunu gözlemleyebiliriz.

Mesela kardeşlerimizden birisiyle aramızda kısmi bir soğukluk var diyelim ki acaba o soğukluğa sebep veren durum üzerinde yoğunlaşıp sadece o olumsuz bulduğumuz konuda   dikkatimizi yoğunlaştırırsak kardeşimizin diğer güzel hasletlerini göremeyebiliriz. Ondaki dokuz güzel haslet varken bir çirkin ya da bize çirkin görünen hasleti yüzünden ona kin beslemek düşmanlık etmek ayrılık gütmek ne kadar insafsızca olur.

İnsanlara olan muhabbetimizin mekanı olan kalpte sevgi ile nefretin birlikte olması mümkün görünmüyor. Manevi kalbimiz  bir insan hakkında yada bir  başka varlık hakkında hem sevgiyi muhabbeti hem de nefreti ve düşmanlığı bir arada ve bir anda barındıramıyor. O halde kalpte ya muhabbet yada husumet tam manasıyla hakim oluyor.

Eğer kalbimizde muhabbet varsa kusurunu gördüğümüz dostumuzun kardeşimizin sadece o kusuruna odaklanmıyor ve diğer güzel hasletlerini de bildiğimizden ona acıyor ve dua ediyoruz, belki ıslahına gayret ediyoruz. Hatta kusuruna rağmen sevmeye devam ediyoruz.

Eğer kalbimizde o kardeşimize karşı husumet, düşmanlık, kin, öfke, nefret var ise o kardeşimiz ağzıyla kuş tutsa da nafile.Bize göre yada öyle de olsa tek bir kusuruna görmüş isek onu adeta yargılıyor ve mânen olumsuz hüküm veriyoruz ve kalemini kırıyoruz.

Halbuki kardeşlerimizle aramızda birlik ve beraberliği gerektiren o kadar ortak bağlarımız var ki onları da feda ediyoruz.

"Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir, Malikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir-bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir-bir, bir, yüze kadar bir, bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir-ona kadar bir, bir."1

Evet, bu kadar birlik ve beraberliği gerektiren unsurlar varken kardeşlerimize dostlarımıza karşı hala husumet, kin, öfke gütmeye devam ediyorsak aslında ne kadar büyük bir insafsızlık ettiğimizin farkında değiliz.

Bununla beraber "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." En'âm Sûresi, 6:164. Ayetindeki manaya muhalif olarak husumet beslediğimiz kişilerin yakınlarına karşıda düşmanlık, kin, nefret ve öfke duygularını yaymak daha da insafsızca bir davranış değil mi?

Evet bizler düşüncelerimizin fikirlerimizin doğru     başkalarının fikirlerinin ise yanlış olduğunu düşünebiliriz ancak bu demek değildir ki doğru sadece bizim söylediklerimizdir yada bizim bakış açımızdır. Doğrunun sadece bize ait olduğu iddia etmekte haksızlık olabilir. Ayrıca her doğruyu söylemeye bizim hakkımızda olmayabilir.Bazen bir doğruyu başkası söylediğinde güzel tesir ederken biz söyleyince ters tepkiye sebep olabilir.Böyle oluyorsa illaki ki biz söyleyince bir şeylerin değişmesini istemekte ısrar etmekte bencillik olabilir.Ve her zaman her doğru her yerde söylenemeyebilir.Bazen sukut etmek daha yapıcı olabilir.Bazen söylediklerimizden çok söylemediklerimizle de muvaffak olabiliriz.

Br başka başka  düstur ise  illa düşmanlık etmek kin gütmek istiyorsak ve bunu içimizden atamıyorsak bunu doğru yöne kanalize etmemiz gerektiğidir. Dünyada kin güdülecek düşmanlık beslenecek yeterince zalimler zaten mevcut.

Eğer hasmınızı yenmek istiyorsanız onun fenalığına karşı iyilikle cevap verebilirsiniz. Kaldı ki düşmanlığa düşmanlık göstermek gerilimi daha fazla arttırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.Ancak iyilikle karşılık verildiğinde karşımızdaki insanda pişmanlık hissederek size iyilikle mukabele edebilir.

Özellikle asrımızda olumlu yada olumsuz telkinlerin insanlar üzerinde etkileri çok daha fazla olmaktadır. Bu nedenle bir insana iyisin iyisin denilse iyileştiği kötüsün kötüsün denilse fenalaştığı bilinen bir gerçektir.

Düşmanlık beslediğimiz insanları iyi gününde görmek bize acı çektirdiği gibi onların ayrıca düşmanlığından gelebilecek tehlikelerde bizim huzurumuzu bozmaya hayatımızı zehir etmeye yeter.

Eğer bu düşmanlık hislerimiz kıskançlıktan hasetten kaynaklanıyorsa  bu durum bizi iyice hastalandıracaktır.Adeta yaratıcının o insanlara nasip etiği hayırları kıskanıp reddetmek ve kaderi tenkid etmek gibi bir durumla karşı karşıya kalırız.Kıskançlık damarı bizi yakıp kavurur maddi ve manevi rahatsızlıklar baş gösterir.

Bu hastalığın çaresi kadere rıza göstermek ve şükür kapısından içeri girmektir bence.

Bazen de bir gün küsmeye bile değmeyecek şeyler için bir sene inatla küsmekleri çokça yaşıyoruz. Halbuki o inadımızı arkadaşlığımızı berdevam ettirmekte kullansak kusurlarımızı yenmekte ve kusur işlememekte kullansak ne kadar faydalı olacaktır.

Evet Dünya bazen bize sonsuz yaşayacağımız bir mekanmış gibi geldiği için fani şeyleri baki zannedip onlar için hırs gösterip gerekirse kardeşler arasında bile husumete neden olmaktadır. Fani olan şeyler kırık cam parçaları hükmünde iken bizler kırık cam parçalarına elmas değeri biçiyor ve ömrümüzü tüketiyoruz.

Evet.Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) 'e kulak vermeli ve kardeşlerimizle aramızda husumet oluştuğunda 3 günü geçirmeden tekrar konuşmalı ve muhabbet etmeliyiz.Huzurun, mutluluğun sırrı sevdiklerimizle, dostlarımızla bir arada ve muhabbetle yaşamakta saklı..

Bülent BİÇER

Bulentbicer01@hotmail.com

Kaynak:

1-Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, 22.Mektup. 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.