Çanak Yağması mı?

Çanak Yağması mı? DİN
0,0
10.07.2013 11:08:22
A+ A-

Çanak yağması, Osmanlının saray düğünlerinde ve yeniçerilere ulufe verildiği zamanda kutlamalarda halka da ziyafet vermenin şimdi kulağa hiç hoş gelmeyen bir biçimidir. Meydana dizilen çanaklarda geleneksel yemekler yani pilav, et ve zerde, çorba ikram edilir, kadın, erkek, genç, yaşlı binlerce kişi ve askerler çanaklardaki yemekleri sultanın verdiği talimat ile yağmalayarak yerlerdi.  Askerin ise çorba çanağı kapmaması hoşnutsuzluğunun ifadesi sayılır, nedenleri sorularak talep edilen istekler yerine getirilmeye çalışılırdı. Askerin çorbayı kapması ise büyük memnuniyet uyandırır, padişaha müjde verilir ve kurbanlar kesilirdi.

 Atmeydanına (Sultanahmet) bakan yüksekçe bir yerde padişah ve sarayın ileri gelenleri, bir başka yerde sünnet edilen şehzadeler, bakıcıları ve saray hanımları, bir yerde elçiler ve bir başka yerde de halk birikmiş, şenlikleri izlerdi. "Bu eğlencelerin içinde halkın merakla beklediği en büyük olay çanak yağmasıdır. Osmanlı geleneğine özgü bir tören olup, içleri et ve pilavla doldurulmuş büyük çanaklar Atmeydanı'nı çevreleyen duvar üzerine ve uygun yerlere yerleştirildikten sonra, verilen işaretle “yağmaya” açılırdı.  İngiliz bir davetli “'Akşam yemeği üzerinde bir ekmek olan pirinç pilavı, meydandaki hasırlar üzerine kondu. Pilavın yanında parça sığır etleri vardı. Boru ve tabılar çalınır çalınmaz halk üzerine üşüştü. Birkaç dakikada çanakları silip süpürdüler” diye aktarır,   "Peçevi ise: “Fakirlere nice bin kâse yiyecek verilerek yağma ettirirlerdi'  diye söyler.

Şimdi buradaki çanakları düğün yemeği olarak görsek ve yağma sözünü de, yemeği yemek anlamında anlasak, yine de bu durum, o eylemi yeterince açıklamıyor. Çünkü: Böyle hazırlanan bir yemek oradaki herkese verilmiyor ki, buna düğün yemeği denilsin, bu yemeğin bir yarış haline sokulması, yemeği şenlikli hale getiriyordu. İnsanlar birbirini eziyor, biri diğerinin çanağını alıyor, çanağı ele geçirmek için birbirleriyle dalaşıyor, yemek aceleyle yenilip yutuluyordu. Binlerce aç insanın çanaklara saldırmasından ve ortaya çıkan görüntüden ise, izleyenler zevk alıyor, eğleniyordu. Yani bu gösteride çanaklara hücum edenlerle, bunları izleyerek eğlenen taraflar söz konusu.  Zaten bunun için çanak yağması olayı, düğün şenliklerinin bir parçası olarak uygulanıyordu.  Küçük bir olay gibi gözüken çanak yağması olayı, bir devlet anlayışını ve toplumsal yapının eğilimini, kültürünü ele veriyor. “İmparatorluklar yağmacıdır.” İmparatorluğun toplumları, yağma kültürüne yönelik olarak şartlandırdığı, yağmanın, olağan ve normal bir olay olduğu anlatıldığı sosyal bir olaydır çanak yağması.

Burada; burjuva kılıklı yağmacı işadamlarından, işadamlarının çanak yalayıcısı  siyasetçilerden ve özellikle yağmanın yeniçerisi bürokratlardan, dini değerleri, sömürü araç ve mallarının etiketi olarak kullananlardan söz etmek gerekir.

 Elbette günümüzde kapitalist üretim biçiminin geliştiği toplumlarda yağmanın da yöntemleri değişmiştir. Eskiden zorla alınan mallar, şimdi pazar mekanizmaları ve yasal yollarla alınır. Ancak tecavüz, her dönem aynıdır. Osmanlı İmparatorluğunda da yağma vardır. Ancak bir imparatorluğu da sadece, yağmacılıkla eşitlemek ve yağmacılıkla açıklamak mümkün değildir. İmparatorluklar daha geniş, derin ve çok yönlü devlet ve toplumsal yapılara sahiptirler. Yağma, bir iktisadi ve kültürel öğe olarak ve kimi zaman yoğunlaşarak, kimi zaman azalarak bu yapılarda yaşamıştır. Ve bu yağma çanağı eğlencesinin tesadüfi olmadığı, bunun zihinsel bir arka planı olduğunu düşünmek gerekir.

Atmeydanındaki düğünlerde yağma çanağı şenliği bana bugünkü iftar çadırlarını hatırlatmaktadır. Tek farkı beklide yemeği verenlerle, yiyenlerin din adına, oruç adına göstermelikte olsa aynı masada yemek yemeleridir. Ancak burada da yemek verenler yaklaşık 2 saat kuyrukta beklememektedir tabii ki. Kutsal dinimizi ve kitabımızı kullanarak halkı siyaseten kandırmak ve tuzağa düşürmek, gördüğü öğretimin ortalama süresi 3 yıl olan ve bu süre içinde de kendisine nelerin öğretildiği ortada ola bir halkın dinle uyutulması, din yanlış anlatılarak yönlendirilmesi, maalesef bizim tarihimizde çok yaşanmış ve yaşanmaktadır. Bu aslında insanlık tarihi boyunca uygulanan bir yöntem olup, Fransız ihtilali ile bu yöntemi terk eden batılının yanında, biz cumhuriyetle birlikte dinin kullanılma etkilerini azaltsak bile halen daha yoğun bir kullanım alanı bulunmaktadır.

Bazı zenginler, çalıp çırparak kılıfına uydurarak, çaldıkları paraların bir kısmını iftar sofralarına, kurban etlerine dönüştürerek adlarını “dini bütün müslümana çıkarmaya çalışıyorlar. Uzun zamandır iftar sofralarının ne kadar uzun,  kaç kişinin katılımı ile gerçekleştiği soruların yanıtlarını duyuyoruz. Lale devrinin sapkın adetlerine benzeşen bir tutum var sanki. Ve bu durum Osmanlıda uygulanan çanak yağması diye bir geleneğe de çokça benzemektedir. Çanak yağması yaptıran padişah her şeyin sahibidir. Sultan hazineye, memlekete, hatta çanağa saldıran tebaya sahiptir.  Üstelik günümüzde iftar yemeğini yiyenler kimsenin kulu değillerdir ama birileri kendilerini sultan yerine koymuş ihsanda bulunuyor. Hazine, memleket, harcanan paranın sahibi olan halkta kuyruğa eklenmiş, saatlerce kendisine verilecek, yemeği beklemektedir..

Her zaman gördüğümde utanç duyduğum iftar çadırları kimindir.? Kamudan çaldığı paralarla zengin olan bir işin, bir faaliyetin maddi ve manevi yönünü üstlenen kimse veya kurum olan sponsorlar, din adına iftar yemeği vermektedir. Gerçekte sponsorlar ne yapmaktalar? Sevap mı satın alıyorlar, yoksa kendi ruhsal, vicdani çelişkilerini mi düzenliyorlar? Kendilerinin iç huzursuzluklarını temizleyip,  huzura mı eriyorlar? “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır.” hadisine mi uyuyorlar? Bakara süresinin 185. Ayetindeki, “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kuranın indirildiği aydır.” İfadesine uyuyorlar mı?

Sizce gerçek nedir.?

İftar çadırlarını çanak yağmasına benzetmek doğru bir yaklaşım olmayabilir belki.

Ancak; Oruç, sadece imsak vaktinden günesin batımına kadar geçen süre içinde niyetlenip yeme, içme ve cinsel arzulardan uzak durmak değil, “Oruç ayı, sabır, direniş, iman ve irade güçlendirme ayıdır.” Hadisinin ugunlanmasına ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde;

Herkese selam olsun.

Nizamettin BİBER

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.