ÇÖPE GİDEN AŞURELER

ÇÖPE  GİDEN  AŞURELER DİN
0,0
26.11.2012 05:34:56
A+ A-

 

Çocukluğumda iken aşure belki de en çok sevdiğim tatlı idi. Öyle ki büyüdüğümde her yıl aşure dağıtmak isterdim. Şimdi ise yemiyorum bile.

Aşure konusunda iki sav var. Biri; Nuh Tufanı’nda, Nuh’un gemisinde, aç kalınması yüzünden pişirilen bir yiyecek olduğu; öteki ise Kerbela’da, saldırıya uğrayan Müslümanların aç kalmaları yüzünden pişirdikleri bir yiyecek olduğu. Bakın, dikkat edilir ise hiçbirinde aşure bir tatlı türü değil bence. Özellikle günümüzde ya da çağımızda ise aşure dinsel bir yiyecek olmakdan çok nefssel bir tatlı ve bir tatlı yarışması ve bir kibirlenme aracı, kibirlenme yarışması durumunu almış gibi görünmekdedir (görünmektedir).

Kimisi der, ’Bu aşurenin şusu eksik’; kimisi  der ’Bu aşurenin şusu fazla’; kimisi  der, ‘Ay bu kadın da hiç aşure yapmayı bilmiyor’. Kimisi aşuredeki portakal kabuğunu beğenmez, kimisi aşuredeki nar tanelerini beğenmez, kimisi aşuredeki kuru üzüm tanelerini beğenmez, kimisi aşuredeki fındıkların kırılmamış olmasını olmasını beğenmez, kimisi aşurenin içindeki pirinci beğenmez, kimisi aşurenin sulu olmasını beğenmez, kimisini aşurenin katı olmasını beğenmez, kimisi aşurede susamı beğenmez, kimisi aşurenin içine  yok şu katılmamış, yok bu katılmamış der. Yani bunlar gerçekde aşurenin anlamını bilmezler.

Düşünelim ki Nuh Tufanı zamanı. Gemide, insanların yiyebilecekleri birşey kalmamış; bunlar ise aşurenin şusunu busunu beğenmiyorlar. Düşünelim ki Kerbela günü; kan gövdeyi götürüyor. Bunlar aşurenin şusunu busunu beğenmiyorlar. Her iki durumda da aşurenin insanların boğazlarından geçmemesi ya da zor geçmesi gerekir; aşure yer iken ağlamaları ya da en azından üzülmeleri gerekir, o günleri düşünmeleri gerekir. Neredeeee... Bir de ağızlarını şapırdata şapırdata yerler. ’Kız, çok güzel yapmışsın, bana birtabak daha ver!’

Ya şusu ya da busu beğenilmeyen aşureler? Ya yapan kişisi beğenilmeyen, küçümsenen, aşağılanan, dışlanan, düşmanlık ya da kin güdülen aşureler? Doğruuu çöpe.

Bir de sigara, içki içenlerin; bikini, mayo giyenlerin aşure yapıp dağıtmalarını hiç anlamıyorum. Bir de aşureyi en güzel yapmak için internete bakıp aşure yapanları.

Oysa bence aşure şekersiz, tatsız tuzsuz birşey olmalı. Nuh Tufanı’nda, Kerbela’da şeker nerede? Yahudilerin mayasız ekmek günleri vardır; o gün mayasız ekmek yapar, yerler. O ekmekde(ekmekte) maya maya aramazlar çünkü o ekmek dinsel bir ekmek, dinsel bir olaydır onlar için. O ekmeğe tereyağı, bal , peynir falan sürüp de yemezler.

Bence aşure de şekersiz yapılmalı ve içine nefssel şeyler yani fındık, fıstık, üzüm gibi şeyler katılmamalı ve tabak tabak, çanak çanak değil örneğin fincan fincan dağıtılmalı. Yiyenler ağızlarını şapırdatmalı değil, yüzlerini buruşturmalı.

Bir yanda, Kerbela günü sırtlarını zincirler ile kırbaçlayıp yaranlar,kanatanlar; öte yanda ağızlarını şapırdata şapırdata, ağızlarından zevk ile akıta akıta ve her aşureyi de beğenmeyerek aşure yiyenler, bir bakımdan da sanki aşure sefası , eğlencesi ve israfı yapanlar, aşureyi tatlı yarışması, gösteriş sananlar.

Bence aşureyi tatlı ve zevk, sefa, mutluluk ile yemek; ölü evinde düğün yapmaya benzer. Aşure zevk, eğlence, tatlı, nefs, keyif değil yastır, hüzündür. Yani en azından bana göre, ben dinsize göre böyle.

Evet, bu ülkede yalnızca ekmekler değil aşureler de çöpe dökülüyor.

Ben ölü evinde, üç gündür aç olsam da hiçbirşey yiyemem, sanki ölünün etini yiyormuşum gibi gelir bana ve Kerbela günü de ölü evidir.

Benim bildiğim şey; din önce, vicdan demektir; örneğin İslamiyeti, Hıristiyanlığı, Yahudiliği ve Budhacılığı(Budizmi) var eden de önce  vicdandır. İşin ilginç yanı; dinsizliği yaratan şey de önce vicdandır.

Ben aşure yemem ancak ne zaman yerim? Birileri beğenmeyip çöpe atacağı zaman çünkü nimetin israf edilmesini sevmem, istemem. Acırım nimete, yiyeceğe, emeğe.

Artık; aşureler yalnızca toprağa, sofraya değil; bilgisayar kılavyelerine(klavyelerine), cep telefonu tuşlarına, pırlanta yüzüklere, bikinilere, mayolara, dekolte göğüslü giysilere de damlıyor. Kaç yerde gözyaşlarına da,yüreklere de, vicdanlara da, ruhlara da damlıyor acaba?

Vicdanın olmadığı yerde din de dinsizlik de olmaz. Ben o yüzden, bu dünyada yokum.

Kıyamet; Maya Takvimi’nde değil; dinsizlerin, dinlilere din dersi vermeye başlamasında.

 

Necdet Gürçiftçi

Patentsiz, dinsiz, yerli üretim bir Türk-Türkiye bilgesi

26-Kasım-2012’de internetde yayınlandı.