Demokratik İslam Konferansı ve Çağrısı!

Demokratik İslam Konferansı ve Çağrısı! DİN
5,0
12.05.2014 21:40:30
A+ A-

Demokratik İslam Konferansı Amed’de yapıldı ve sonuç bildirgesi kamuoyuna duyuruldu.  10-11 Mayıs 2014 tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleşen Demokratik İslam Kongresine Türkiye’den, İran’dan Kürdistan’dan, Arap coğrafyasından ve Avrupa’dan İslam âlimleri, kanaat önderleri, akademisyenler, siyasetçiler, kadınlar, gençler ve sivil toplum kuruluşlarını temsilen 350 delege katıldı.

İslamiyet’in içinde demokratikleşmenin-aydınlanmanın kaçınılmazlığı mutlaktı. Amed Demokratik İslam Konferansıyla başlangıç yapıldı. İlk adımın atılması önemlidir; hele ki böylesi imanlı-tanrılı-mayınlı alanlara dalmak bütün korkulardan azade cesaret ister. “Tanrı’nın işine karışılmaz” dogmatikliğinin üzerinden binlerce yıl geçti, artık çözülmenin zamanıdır.

Konferans çağrısı sadece İslam-Müslümanlara yönelik değildi; çok büyük iddiayla İslam-Müslüman olmayanları da hedefliyordu! Hatta öylesine iddialı ki Kürt Kızılbaşları-Alevileri-Ezidileri, Asuri-Süryanileri, sosyalistleri de kapsama alanına alıyordu. “Medine Sözleşmesine Davet!”

Tek tanrılı dinler; Yahudilerin-Hristiyanlığın-İslamiyet’in tanrısı aynı tanrıdır. İbranilerin RAB’ı, Hristiyanlığın BABA’sı, İslamın ALLAH’ı ortak tarif ettikleri tanrıdır. Aynı tanrı tarifi üzerinden anlaşmazlığın tarihsel sancısı binlerce yıl sürdü. Sancısını-acısını-kahrını çekende gene [soyut-belirsiz, tarifi yapılmayan, izahatı zor]  bu tanrıyı paylaşamayan “tek tanrılı” dinler çektiği gibi, üçlü tek tanrılı dinin tanrısına inanmayan farklı inançlar-dinler-ateistler de oldu.

Dinler arası “hoşgörü” sözcükleri son onlu-yirmili yılların telaffuzudur! İnsanlık tarihinin en kanlı savaşları din adına yapılan binyıllık savaşlardır. Hristiyanlık, İsa’dan sonra 380’li yıllarda Roma’nın resmi imparatorluk dini olarak kabul edildi, zulüm alabildiğine katılaştı. Barbar-köleci imparatorluk; yağma-talan-gasp-ilhak ile kendisini yaşatırken, Hristiyanlığın resmi imparatorluk dini olarak kabul edilmesiyle halklar üzerinde ki baskı misliyle arttı. “Ya Hristiyan olursun ya da ölüm” şartı dayatıldı, istila edilen coğrafyalardaki farklı inançtan-dinden olan halklara. Elbette ki her iki yoldan birini seçenler oldu; ya yaşam için dinini değiştirmek veya ölüm! Katolik-evangelist Hristiyan dinin zulmü reform¬-aydınlanma ile aşılmaya çalışıldı. Ancak, sonuç belki de daha fazlasıyla bir başka felaketi doğurdu! Protestan hareketin öncüleri Münzer ile Kalnivinizm yeni kapitalist modernist sistemi doğurttular.

İslamiyette aynı yolu; Hristiyanlığın izlediği yolu izledi, istilayla-sömürgecilikle din iç-içe gelişti. İslamiyet'te farklı dinlere iki yol sundu; “ya İslamiyet ya ölüm.” Aynı yolu tekrar ettiren bu iki dinden daha sistemli-katmerli, uzun tarihe yayan, başka din yoktur. Din adına milyonlarca insan katledildi. Sonuç; kanlı din savaşlarıyla sömürgeciliğin alabildiğine azgınlaşması, dinin yağmacılığa bulaşmış suçu; tanrıyla özdeşleştirildi. Oysa he iki dinin tanrısı da aynı tanrıydı! Soyut-tanımsız-belirsiz bir tanrı adına kanlı savaşların yürütülmesi.

Umar ve dileriz ki, İslamiyet’in iç aydınlanmasından, ortaçağın katı doğmatik-taşlaşmış engizisyoncu Katololik-evangelizmine karşı Protestanlığın geliştirdiği kapitalist endüstriyalizmin ulus devletine benzer bir başka gayri meşru evlat doğmaz-doğurtulmaz!,  Elbette, tesellimiz tehdit ve tehlikeyi engelleyen en önemli faktör Kürtlerin bütün farklılıklarına hitap eden emniyet supabımız, hiç kuşkusuz “Kürt Özgürlük Hareketi”dir diyebilme hakkımız da var.

“Kültür İslam” kavramı yenidir. İslamiyet’in kültüründe siyasal iktidarda vardır. Siyasallaşmış-devletleşmiş İslamı ikiye ayırmak; “kültür İslamı ayrı, siyasal İslam ayrıdır” paradoksunu yaratmak mümkün değildir. Belki de İslam’ın peygamberi Muhammed devlet adamı olmak için Peygamberliğini ilan etmedi, ama, fakat, kaçınılmaz ve diyalektik olan ilişki sonucunu doğurmak zorundaydı; peygamberliğini ilan edip diğer inançlara-dinlere; puta tapanlara-ateistlere, animist dinlere karşı mücadeleyi başlatınca kaçınılmaz olarak devlet başkanı, Arap âleminin peygamber-kralı olmak zorunda idi ve oldu da. Kültürel İslam kavramı içinde böylesine gerçeklikte var. Siyasallaşma Muhammed ile birlikte başlar, sonrasında başlanan süreç değildir. Sonrası daha da katmerli, ziyadesiyle kanlıdır. Şayet, bizlere; farklı inançlara-dinlere “İslamiyet’in başlangıcı çok masumdur”, sonrası “günahkârdır” denilecekse, çakılır-kalır bu gidişle İslam’ın tarihinin fetihçi duvarına “Demokratik İslam” iddiasında ki reform veya İslam aydınlanmacıları.

Demokratik İslam Konferansçılarının “herkesi kapsayan Medine Sözleşmesi”ne bağlanalım yaklaşımı fazlasıyla abartılıdır. Çağrının başlangıcı da sonuç bildirgesi de İslam’ın farklı mezheplerine ve İslam’ı hala “cihadın-katletmenin” aracı-manivelası olarak kullanan kesimlere yönelik olmalıydı. Evvela, Mezopotamya İslam coğrafyası kendi içinde birlik [bütünlüklü birlik mümkün olmasa da] sağlayıp sonra diğer inançlara-dinlere ve farklı kimliklere yönelik “hoşgörü” üzerinden demokratik ulus çağrısının yapılacağı, bütün farklılıkların katılacağı ortaklık sözleşmesi etrafında bir araya gelmenin koşulları oluşturulmalıydı.

Medine sözleşmesi Kızılbaş-Kürtleri kapsamıyor, Alevileri ha keza. Ya Ateistleri-puta tapanları-paganları veya doğa dinlerini nasıl aynı potada eritsin! Medine sözleşmesini önce Demokratik İslam çağrıcıları ve sürdürücüleri kendi aralarında zelalleştirmeli sonra diğer farklı kesimlere sunmalıydılar.

Konferanslar sersinin ayakları hala eksik; Ezidilerin söyleyecekleri var, Alevilerinde, Kürt Kızılbaşlarında, Süryanilerin, Hristiyanlarında. Dolayısıyla bütün inançların-dinlerin kendi konferanslarını yaptıktan sonra ortak demokratik ulus etrafında bir araya gelerek “Demokratik Ulusun Bileşenleri” zemininde, herkese; ama en küçük toplumsal bireye dahi hitap edecek yepyeni toplumsal uzlaşma-sözleşme hazırlanmalıdır. Medine sözleşmesi coğrafyanın İslami hareketi için vazgeçilmez olabilir, fakat bizler için olamaz...

Demokratik İslami Hareket, belki de bu hakkı 1500 yıllık hakim-hükümran tarihsel süreğinden alıyor olabilir, ancak bu hakkın bu dil ve yaklaşımla kullanılması geçmişi tekrar eden, kendi içinde ve dışına karşı ciddi arızalar doğurur.

Konferans sonuç bildirgesine eklenecek bir cümle kesinlikle olmalıydı; İslam adına yapılanlardan diğer inançlardan-dinlerden ve kimliklerden özür dilenmeliydi, Hoşgörü bu insani erdem üzerine kurulur...

Yolları engebeli Demokratik İslam Hareketinin Militanlarına başarılar dileğiyle, engebeli yolu azimle yürüyeceklerine inanıyoruz.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.