“Demokratik İslam” mümkün mü?

“Demokratik İslam” mümkün mü? DİN
3,7
16.10.2013 02:06:22
A+ A-

Öcalan’ın dün yayımlanan mesajında alışkın olduğumuz , “önümün açılması gerekiyor, daha fazla inisiyatif verilmeli bana, kendi adıma müthiş çaba harcıyorum…” gibi beyanlardan farklı olarak dikkatimi çeken yeni bir şey; Diyarbakır’da gerçekleştirilmesini istediği Demokratik İslam Kongresi çağrısı oldu. Böyle bir kongrenin toplanma amacı ise, özellikle El Kaide, El Nusra gibi İslam’a ihanet içinde olduğu düşünülen kesimlerin bölgede ve Ortadoğu’da etkinliğini kırmak olarak tanımlanıyor.

Adı zikredilen bu kongre toplanır ve ya toplanmaz, buna önümüzdeki süreç içerisinde hep birlikte tanıklık edeceğiz. Benim burada üzerinde durmaya gayret edeceğim husus; “Demokratik bir İslam”ın mümkün olup olamayacağı sorusuna cevap aramak olacak.

Demokrasi kavramının modern dünyanın ve Aydınlanma felsefesinin bir ürünü olduğunu biliyoruz. Aydınlanmanın kendisinin ise felsefenin içinden doğduğu malumunuz. Tam da bu noktada dinin yani İslam’ın demokratikleştirilmesi ya da demokratik bir İslam’ın yaratılması bizim coğrafyamız da ne derece mümkün olabilir.

Bu soruya cevaben: Türkiye’de bir felsefe geçmişinden, tarihinden bahsetmek olabildiğince güç, dahası yüzyıllar boyunca İslam coğrafyasında hüküm sürmüş olan Osmanlı’da da bir felsefe tarihinden pek bahsedemiyoruz, tabi burada batılı anlamda bir felsefeden bahsediyorum yoksa tasavvufu içine alan bir medrese tedrisatından bahsetmiyorum. Bu iddiayı yüzyıllar boyunca tek bir düşünce akımı dahi üretememekle kalmayıp, üretilen tüm dünyevi düşünseli yasaklayan bir Osmanlıyla karşı karşıya olmamızı destekler sanırım, dahası tüm Osmanlı tarihi boyunca yayınlanan kitap sayısı birkaç on bini geçmezken, Avrupa’nın tek bir kentinde dahi yayımlanan kitap sayısı bu rakamın fazlasıyla üstündedir. Bu durum Cumhuriyet Türkiye’sinde de çok faklı değildir. Batılı anlamda bir felsefe tarihinden bahsedemememiz tabiatıyla bir “Teoloji” geleneğinin de olmadığını bize göstermektedir. Teoloji neden önemlidir, çünkü “tanrının var olup olmadığı” gibi her insanın aklına gelebilecek bir soruyu ancak Teoloji vasıtasıyla çözümleyebilirdik ya da o soruya cevaplar arama yoluna gidebilirdik. Oysa biz de tanrının varlığının sorgulanması bir yana, ona dair olarak böyle bir sorunun sorulması dahi birçok kesim tarafından zül sayılacak niteliktedir. Hal böyle olunca bizim bir din felsefemizin olmayışı, Teolojiden bir haber oluşumuz, dine içkin olarak yapılan çalışmaların daha ziyade biyografik çalışmaların ötesine geçememesi gerçeğini doğurmuştur. Dine içkin olarak var olan gerçekliğin bir doğa bilimcisi gözüyle kağıda aktarılması, dinin ontolojik olarak tüm önermelerinin ön kabulünü içselleştirdiğimiz anlamına gelmektedir. Dine bir antropolog gözüyle bakılınca, dinin kendisiyle hiçbir polemiğe girmeden, tartışmadan, ona dair olanları resmetmenin ötesine geçilemiyor haliyle. Oysa dinin dünyevileştirilmesinin başat yöntemlerinden biri onu sorgulamak, onunla kavga etmektir, zira Teoloji de bunun için vardır zaten. Bir felsefe tarihimizin olmayışı, Teolojiden habersiz oluşumuz ve tüm bunların üzerine güdük bir biçimde gelişen Sosyal Bilimlerimiz bize dine dair ussal sorgulamalar sunma fırsatı vermiyor.

Şimdi gelelim bu girizgâhın sebebine: Öcalan’ın, radikal İslamcı ve İslam’a karşı ihanet içinde bulunanlara karşı önerdiği “Demokratik İslam Kongresi” toplanması ne derece mümkündür, ya da toplanmanın ötesinde ne üretebilir? Üretemez çünkü;

-Bu topraklarda İslam’ın herhangi bir yorumu, dine dair felsefi bir sorgulayıcı bakış açısından yoksundur, bu bakış açısı hiçbir zaman gelişmemiştir. Yani Batılı manada bir Teoloji geleneği yoktur.

-Ne Şeyh Said ne de ona benzer din adamları birer, filozof, Teolog ya da felsefeci değildir, dolayısıyla İslam’ın dünyevileştirilmesi, sorgulanmasından çok var olan önermelerinin temel kabulü üzerinden hareket etmişlerdir. Son tahlilde bahsi geçen kişilerin ruhuna uygun olan din, halihazırda tüm Ortadoğu’da yaşayan dindir (İslam’dır).

-Demokratik bir İslam için, felsefe içinde dinsel düşünce ve motiflerin özgürce dolaşabildiği ve sorgulanabildiği bir iklimin olması gerekmektedir. Bu da dinle tartışabileceğimiz bir Teoloji geleneği ile mümkündür ki da bu coğrafyada hiçbir zaman olmamıştır.

-İslam Batıda olduğu gibi bir restorasyona tabi tutul(a)mamıştır. Bundandır ki, insanı kapsayan bir forma dönüşememiştir, ussal dünya ile entegre olamamıştır.

Bu parametreler ışığında İslam’ın kendisinin aslında “Demokratik” olduğundan ve Öcalan’ın vurguladığı üzere bazı radikal unsurların ona ihanet ettiğinden bahsedebilir miyiz? Bu sorunun cevabını şüphesiz okuyucuya bırakıyorum fakat eğer gerçekten “demokrasi” ve “İslam” kavramlarını yan yana kullanacağımız bir kongreden bahsedeceksek mesela, Tanrı fikrinin kendisinin sorgulandığı bir tablodan acaba ne ölçüde bahsedebileceğiz?

Tuncay Şur

surtuncay@gmail. com

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.