Din, insan, vicdan

DİN
4,0
17.12.2013 15:23:38
A+ A-

Bu yazıyı yazmama  14.12.2013 tarihli bir söyleşiyi(http://zaman-online.de/din-ancak-vicdanla-icsellestirilir-91444) okumam sebep oldu. Din-vicdan ilişkisi konusunda İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ekrem Demirli ile yapılmış bir söyleşi. Ekrem Demirli, genç bir akademisyen olduğu halde telif ve tercüme eserleri yönünden üretken biri. Çok sayıda yayınlanmış eseri var. İbn Arabi'nin Fütûhat- ı Mekkiyye'sini 18 cilt olarak Arapça'dan Türkçe'ye çevirdiği gibi(tamamı Litera yayınlarından çıkmış durumda),  o ekolün İbn Arabi'den sonraki ismi Sadreddin Konevi'nin eserlerini de dilimize kazandırmış durumda. Ayrıca kendisi sempozyumlarda tebliğ sunması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri Kültür- Sanat merkezlerindeki seminerleri ile de tanınan bir isim. Nerede bir tebliğ sunar, semineri-konferansı olursa, gidip dinlediğim kişilerden biri. Telif veya tercüme bir kitabı çıksa, bir yerde bir yazısı çıktığından haberdar olsam heyecanlanırım, alıp, ulaşıp okumak isterim. İşte böyle biriyle yapılmış, içinde din, insan ve vicdan  kelimelerinin geçtiği bir söyleşiyi de merakla, heyecanla okudum ve burada bu yaklaşımı, böyle bir yazıyla  paylaşmak istedim. 

Söyleşide E. Demirli, vicdan kelimesinin Arapça 'vecede(bulmak)' kökünden geldiğini belirtiyor. Kitap yayınlarıyla tanıdığımız, benim şair olduğunu da bildiğim Psikiyatr Prof. Dr. Kemal Sayar'ın bu kavram hakkında "hakikati keşfetmek, insanın kendi dünyasındaki tutarsızlıkları fark edip iyiyi, doğruyu bulması; aynı zamanda yaptığımız iyi veya kötü davranışların tartıldığı, öz sevgimizin yeşerdiği, kendi kendimizi yargıladığımız, ceza verebildiğimiz yer." dediğine vurgu yapıyor. Sosyolog, ilahiyatçı Ali Bulaç'ın, kavramı, "insanın kendi içinde bulduğu ölçütlerdir." diye tanımlayıp fıtratı(yaratılış, tabiat, mizaç, huy) işaret etmesine değiniyor.  E.Demirli'nin kendi görüşlerine geçmeden önce üç sözlük 'vicdan' için ne demişler, onları da aktarayım. "1. bulma, bir şeyi bir hâlde görme. 2. duyma, duygu. 3. kendinden geçme, dalma. 4. İnsanın içindeki iyi ile kötüyü ayırdeden duygu. 5. din, inanç." (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat) . "Kişinin kendi niyet ve eylemlerini ahlâk bakımından iyi veya kötü bulması ve aynı zamanda doğruyu ve iyiyi yapma yükümünü de tanıması, bulunç. (Eski TDK Türkçe Sözlük).  1. İyiyi kötüden, hayrı şerden ayırmayı sağlayan iç duygu, ahlâk şuuru. 2. His, duygu. 3. Din, inanç. (Büyük Türkçe Sözlük, D. Mehmet Doğan).

Vicdanla dinin ilişkisi nedir sorusuna verdiği cevabı olabildiğince öz olarak şöyle ifade edebilirim: İbn-i Arabi'nin ve o geleneğin yaklaşımı ağırlıklı verilen cevap. Terazi örneği önemli. Bir kefesi vicdan, diğeri din. İç terazimiz yoksa sadece dış teraziyle aslında sahici bir din yaşayamayız.. Dış terazimiz yoksa kendi illüzyonumuzdan(yanılsamamızdan) çıkıp gerçeğe kavuşamayız. Ama dış terazinin söylediğini içselleştirmek için de içtekine ihtiyaç var. Ahlak, din ve sosyal hayatın bu bakış açısıyla çok büyük ivme kazanacağını söylüyor. Kendi adıma  şimdiye kadar bu şekilde ifade edebileceğim bir bakış açım olduğunu söyleyemeyeceğimi îtiraf ederim. İbn-i Arabi'nin "Vicdanımızla sezdiklerimizi din tarif eder." sözüne yer veriyor ki, vicdanla din ilişkisine bu denli kısa ve net bir cevap olması yönünden çok çarpıcı. E. Demirli'nin "Vicdanımız bağlayıcılığı bulunmayan sezgilerimizi(ilham) içerir. Mesela dışarıda haksızlık var, rahatsız oluruz. Zira vicdanımız hep merhametten yanadır. Ama bunu tam tanımlayamayız." sözü tam da hemen hepimizin demek istediğimiz ama çok okuma, düşünme ve ifade etme alışkanlığımız olmadığından diyemediğimiz bir açıklama. E. Demirli de belki İbn-i Arabi'yi iyi tanıdığı, onun eserlerini çok okuduğu, tercüme ettiği  için böyle düşünebiliyor ve ifade edebiliyordur. İbn-i Arabi'den mülhem veya ondan öğrendiği şu cümleleri de aktarmadan edemeyeceğim; düşündürücü ve etkileyici tespitler çünkü: Din aslında vicdandaki belirsizlikleri netleştiriyor, gerçekliğe oturtuyor. Dinin zemini insan fıtratı(yaratılış, tabiat, mizaç). O fıtratı belirginleştirmek için din geliyor.

Dinin doğruladığı her şey vicdanî midir ya da vicdanın doğruladığı her şey dinî mi? sorusuna  verilen cevap: Aslında böyle olması beklenir, çelişki varsa sorun da kaçınılmazdır. Aynı tartışma akıl-vahiy arasında da var. Aklımızın doğruları mevcut. Vahiy de doğruları söylüyor. Normalde bu iki doğrunun kesişmesi lâzım. Ama aklına güvenenler vahyin doğruluğunu kabul etmiyor. İslam düşünürleri problemi akılda aramamızı söylüyor. Eğer salt akıl olsa(örflerden, alışkanlıklardan, duygularımızdan, yaşadıklarımızdan etkilenmeyen) çelişmez hiçbir bilgiyle. Acaba aceleci bir insanın aklıyla serinkanlı birininki aynı mı çalışır? Hayır. Yani akılla vahiy arasındaki çelişkiye gelmeden önce akıllar arasında çatışma vardır. Aynı şeyi vicdan için de düşünmemiz lâzım. Eğer üzerindeki perdeler kalkarsa vicdan o zaman teraziye döner. Çok etkileyici buldum bu yaklaşımı. Okuyan, okudukları üzerinde derin düşünen insan böyle bir söyleşide nasıl da güzel cevaplar veriyor! Net ve tutarlı, anlamlı, anlaşılır. 

Bir soru üzerine, gerçek vicdanı yakalamanın zorluğu onun imkânsızlığı anlamına gelmez, diyor ve ekliyor: Dinin varlığı buna delildir. Din yaşanmak için geldi. Yani vehimlerden, korkulardan kurtulmuş, merhametli billur(pırıl pırıl) bir insan yeryüzünde yaşayabilir(parantez içi benim açıklamam). Ya da aklı dış tesirlerden kurtulmuş kişiler yeryüzünde var olabilir. Ama modern insanın durumuyla dinin söylediklerinin irtibatlandırılması lâzım. Bence bütün çağlarda yaşamak zordu(her dediği  önemli ve sıra dışı da  bu dediği ne kadar düşündürücü ve söylenmesi gereken bir söz ! ) Sebepler farklılaşsa da özü aynı hayatın. Salt vicdan mücadeleyle kazanılacak bir şey. İnsan olmak Allah'ın lutfuyla beraber çok emek ister. Modern çağda insan doğduğumuzu ve öyle yaşayıp öldüğümüzü zannediyoruz. Halbuki dünyaya geldiğimizde insan adayıyız. Yaşarken insan oluyoruz ya da olamıyoruz. Bu zorlu yolculukta en önemli arkadaşımız vicdan. Son derece etkileyici cümleler bunlar.

Bir başka soruya cevap verirken dinin insanları değiştirmesinin vicdanın hareketlenmesiyle mümkün olduğunu ifade ediyor. Efendimizin(sav) vicdana, fıtrata hitap ettiğini söylüyor. Peygamberimizin İslâm'ı tebliğ ettiği döneme dair şunu da söylüyor: Bazılarında güzel duyguların üstü örtülmüş. Yoksa emaneti hiç bilmeyen bir topluma emanet öğretilemezdi. İnsanın doğduğu andan itibaren içinde bir insanlık nüvesi olduğunu, bunun kendi başına da bir ölçüde gelişebileceğini, ama İslâm âlimlerinin "bu nüve en iyi din içinde gelişir, yerli yerine oturur." dediklerine vurgu yapıyor. Böylece mesela merhametin tam bir merhamet olacağını söylüyor. Tamlığının ne anlam ifade ettiğini şöyle açıklıyor: birincisi herkese karşı merhamet. İkincisi, bu merhamet Kerîm Allah'a bağlar bizi. Ahlâk insanî ilişkilerimizde kalıyorsa, İslâm düşünürlerine göre üzerinde konuşulacak bir şey yoktur.

Son olarak, günümüz insanının vicdanî hassâsiyetlerini nasıl gözlemlediğine dair soruya verdiği cevapta, Suriye, Arakan, Mali'de yaşananları televizyondan izlediğimizi, bizim için var ama yok gibi olduklarını söylüyor. "İzlediklerimiz tam dokunmuyor yüreğimize, vicdanımızı harekete geçirmiyor." diyor. "Bir de bu sorunlar çözülmediği için zamanla duyarsızlaşıyoruz."  

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.