Din, onu önemsemeyenlerce nasıl algılanıyor?

DİN
5,0
23.10.2013 18:20:04
A+ A-

Doğru ve derinlikli olarak, bilgiye ve sezgiye dayalı din algısı var mıdır din'e karşı olanlarda, ya da din'le, îmanla ilgisi olmayanlarda? Kitaplarını, gazete ve dergi yazılarını yıllardır  okuduğum dinle irtibatı olmayan ve/veya din'ı önemsemeyen, ona inanmayan yazarlar, şairler, akademisyenler, sanatçılar arasında ben genelde din, özelde İslâm hakkında dikkate değer bilgi ve düşünce sahibi olanına rastlamadım. Din'e inanan ve onu varoluş nedeni kabul eden biri olarak o yazılarda ben faydalanacağım bilgi ve bilgelik(hikmet) yansımaları aradım, faydalandım da, ama bunlar entelektüel, edebî, sanatsal, düşünsel yansımalardı. Doğrudan dinden bahsederlerken önemsemediklerini, inanmadıklarını, küçümsediklerini, inanmaya değer bulmadııklarını yazıyorlardı ama bilgisiz, çok yüzeysel baktıklarını yansıtıyorlardı. Yani benim onlardan dolayımlı olarak faydalanmama karşılık, kendilerinin dine inanan entelektüelleri, akademisyenleri, şairleri, yazarları bile iyi izlemediklerini, onların din hakkında dediklerinden de yararlanmadıklarını anlıyordum. Öyle yaşıyorlardı ve öyle ölüyorlardı. Oysa dine inanan ve yaşarken bu inancın kaygısı içinde olan insanlardan okumaya ilgisi ve merakı olanlar entelektüel kaygı da taşıyorlardı ve din inancı olmayan sanatçıları, yazarları, şairleri, akademisyenleri de izliyorlardı, onlardan yararlanıyorlardı. Ülkemizde böyle bir garip durum vardı 1960'lı, 70'li, 80'li yıllarda. Bunun sonucu olsa gerek, Müslüman entelektüeller, akademisyenler ve bunların telif-tercüme kitapları, dergilerde- gazetelerde yazıları, seminerleri, konferansları o yıllara göre şimdilerde çok artmış, yaygınlaşmış durumda. Din inancı olmayan ya da zihninde, gönlünde ve yaşayışında din'in yeri bulunmayan, din'i önemsemeyen okur-yazarlar ve  entelektüellerde dine bakışları açısından durum aynı. Bu insanlar günümüzdeki Müslüman entelektüelleri merak etmedikleri gibi, geçmiş asırlarda ve bu asrın başlarında yaşamış Müslüman entelektüelleri de merak etmiyorlar.  Bunu tabii ki onların okuduğum kitaplarına, dergilerde ve gazetelerde çıkan yazılarına bakarak söylüyorum. Farklı bir durum olsa yazdıklarında-çizdiklerinde yansımaz mı?

Oysa bu ülkede çok şey değişti. Yeterli saymak elbette doğru değil ama son otuz yıldır akademisyenler arasında, edebiyatla, sanatla uğraşanlar arasında Müslüman entelektüellerin ondan önceki yıllara göre belirgin bir ağırlığı ve yaygınlığı sözkonusu. İbn Arabi'nin, İbn Sina'nın eserleri Türkçeye çevrilip yayınlanıyor, tamamlanmış olanları var sözgelimi. Edebiyat, sanat dergileri var, adlarını saymaya kalksam hepsini söyleyemeyeceğim kadar çok. Mesela Gazzalî hakkında beylik bir görüş yaygındı eski yıllarda aydınlar olarak bilinen fakat İslâm'a yabancılaşmış kesimde . Artık o beylik / klişe Gazzalî  görüşü çöpe atılmış durumda.  Müslüman entelektüellerce Gazzalî üzerine kitaplar yayınlanıyor, yazılar yazılıyor ve Gazzalî doğru şekilde tanıtılıyor. Osmanlı hakkında eski yıllarda liselerdeki tarih kitaplarının verdiği bilgi düzeyini aşmayan bilgiye sahip  aydın dediğimiz insanları tarih biliyor zannediyorduk, aydın deniliyordu ya onlara, oysa son otuz yıldır yazdıklarını okumakta olduğumuz nitelikli tarihçiler Osmanlı hakkında önceki bilgilerimizden çok  farklı bilgiler vermekteler. Osmanlı önceden bize tanıtıldığı  gibi değilmiş meğer.  'Aydın saltanatı ' denilebilecek tekel konumundaki bir yazar-çizer topluluğunun belirleyiciliği  artık yok.  Dolayısıyla din'e bakışta da önemli bir değişim olacaktır. Hâlâ,  din'e yabancılaşmayı yansıtan, din'den habersiz, din'i önemsemeyen yaygınca bir  genç kesim  var. O eski aydın saltanatının etkilerini akla getiriyor onların tavrı. Ama değişirler. Onlar gözü kapalı, aynı anlayışı sürdüremezler. Okuyacaklar, öğrenecekler, tavırları da değişecek.Din algısı, din'i küçümseyenlerde, hafife alanlarda, eğer okumaya, bilgiye değer veriyorlarsa, değişmek zorunda.

Müslümanların geçmiş asırlarda  bilim, teknik, sanat, edebiyat, felsefe vs. alanlarda hiçbir şey yapmadıkları kanaatini yayıyorlardı Batı'daki bilim insanları, entelektüeller. Bizde de bu kanaat etkiliydi. Ne zaman ki Prof. Dr. Fuat Sezgin Hoca Müslümanların 9. yüzyıldan 16. yüzyıl sonuna kadar bilim dallarında, teknikte neler yaptıklarını ciltlerce çalışmalarıyla ortaya koydu, böylece Rönesans'ı doğrudan doğruya Antikçağ'a bağlayan yanlış düşünce ile oluşan boşluk ortadan kalktı, eksik halka yerine koyuldu. Eski Yunan'ın eserlerini bile Batı'nın büyük ölçüde Müslümanların tercümeleri sayesinde araştırma-inceleme imkânı buldukları ortaya çıktı. İslâm kültür çevresi  bilginlerinin bir alma ve özümleme döneminin ardından 900-1600 yılları arasında kendilerine ait özgün çalışmalarla gösterdikleri üstün başarılar, 16. yüzyılın ikinci yarısından bu yana Avrupa'daki blim ve teknoloji alanlarındaki çalışmalara zemin oluşturmuştur. Yine de günümüz insanı, Arap-İslâm kültür çevresinin evrensel bilimler tarihindeki hakiki anlamını çok az bilmektedir ve böylece bir kere dünyaya yerleşmiş olan alışılmış Rönesans tanımlaması varlığını sürdürmektedir(Kaynak: İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi-Toplu bir bakış- İBB Kültür A.Ş. 2010 içinde 'Müzenin Kuruluşu başlıklı Fuat Sezgin'in yazısı ve açılış konuşması metni ).

Dine ve dindara bakış yıllardır ülkemizde o halde ki, 1950'li yıllarda 'mutaassıp' denilirdi dindarlar için, kendileri de 'asrî' idiler. Sonraları 'mutaassıp', yerini  'yobaz'a, 'gerici'ye bıraktı. 1980'li yıllardan itibaren de 'dinci' kullanılmaya başlandı, hâlen kullanımı sürüyor. 'Dindar' diyemiyorlar. Öyle derlerse ödün vermiş duruma düşeceklerini  ya da dine inanan ve yaşamlarında dinin etkisi olanları iyi niyetli, samimî gördüklerini yansıtmış olacaklarını düşünüyor olmalılar. 'İslâmcı' diye de sadece bazı siyasetçileri anarlar, İslâmcı entelektüellerden hiç söz etmezler, o dünyaya ilgi duymazlar.  Siyasî partilerin Anayasa ve yasalara göre din'den uzak tutulmaları, din'le alâkalarının olmaması gerektiği bilinir. Buna rağmen bireyler olarak dindar olanların yoğun görüldüğü partilerde siyaset yapanlara İslâmcı derler. Kasıtları belli. Dindar olan şahıslar siyaset yaparken onlara İslâmcı denilirse, dine inanmayan ya da dindar olmayan siyasetçilere ne denilecek? Anti-İslamcı veya dinsiz, ateist mi?  Böyle söylenmediğine göre onlar için, ki söylenmemesi gerekir, sırf birey olarak dindar olanların yoğunluğundan dolayı bazı partilerin ve partililerin İslâmcı veya dinci sıfatıyla anılması da anlamsız ve ciddiyetle bağdaşmayan bir tutum değil mi? Bu da din algısının belli çevrelerde ne seviyede ve ciddiyette olduğunu göstermekte.

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.