DİN UYDURMACILIKTA EMEVİLER, ABBASİLER

DİN
2,8
03.01.2013 12:54:20
A+ A-

Bu İslam, kökenini sırf Kuran'dan alan, Kuran'ı yeterli gören bir İslam değildir. Bu İslam Emeviler'in ve  Abbasiler'in reforma uğrattığı İslam'dır.

Benim amacım dinde reform yapmak değil, bilakis en çok
Emevi ve Abbasiler'in ürünü olan reformu ortadan kaldırıp, Kuran'ın saf mesajını ortaya çıkarmaktır.

Emeviler ve Abbasiler tarafından yapılan reform; dini zorlaştırma, karartma, insanla çatışır hale getirme ve kadınları toplumdan soyutlama şeklinde yapılmıştır.

Bu ilaveleri yapanlar da ne yazık ki dini savunduklarını söylemişler ve dinin kaynağı olduğunu iddia ettikleri milyarlarca hadis ve fıkıh kitaplarıyla dini
dejenere etmişlerdir.

Dini dejenere eden bu tarihi sürecin en baştaki basamağı
Emevi devridir. Bu yüzden Emeviler'in kim olduğunu iyice incelersek, din diye uydurulan mezheplere, hadislere neden güvenemeyeceğimizi daha iyi anlarız.


Emevi dönemi gelince 4 Halife döneminde hadis nakillerinden dolayı azarlanan Ebu Hureyre ve Kab gibiler bir anda baş tacı oldular. Muaviye'nin bu şahısları manevi itibar ve maddi çıkar sağlamak yoluyla nasıl teşvik ettiğini inceledik. Aynı Emeviler İslam'daki ilk ciddi kargaşayı çıkarmış ve Hz. Ali'ye karşı savaşmışlardır. Hz. Ali'nin kendilerini yeneceğini anlayan Emeviler mızraklarının ucuna Kuran geçirmiş ve Hz. Ali'nin ordusu "Biz Kuran'a karşı savaşmayız." diyerek Emevilerin kurtulmasına imkan tanımışlardır. Hz. Ali Kuran'ın mızraklardaki sayfalar olmadığını, kendisinin Kuran'a bağlı olduğunu söylemesine rağmen Emevi oyunu başarılı olmuştur.


EMEVİLERİN PEYGAMBERİMİZİN TORUNLARINI ÖLDÜRMELERİ

Aynı Emeviler Hz. Ali'ye karşı olan düşmanca tutumlarını, Hz. Ali'nin oğulları ve Peygamberimiz'in torunları olan Hasan ve Hüseyin'e karşı da göstermişlerdir.

Mesudi'nin anlatımlarına göre Hasan kendisini rakip gören Muaviye tarafından zehirletilerek öldürülmüştür. Hasan'ın karısını bu zehirleme işinde kullanan Muaviye ise ölüm haberini alınca şarkılar söyleyerek, kendisini ibadete verip siyaset sahnesinden çekilmiş olan Hasan'ın ölümüne çok sevinmiştir. Hasan'ın kardeşi Hüseyin ise Kerbela olayında Muaviye'nin oğlu Yezid tarafından
öldürülmüştür.

Kaynaklar Yezid'in nasıl
Hüseyin'in ölüsüne bile saygı göstermediğini ve Hüseyin'in kesik başını sopayla didikleyip alay ettiğini anlatırlar. Hasan ile Hüseyin'in kız kardeşi Zeynep ise halkın ayaklanmasına ön ayak olur korkusuyla yaşadığı yerden sürülmüştür. Tüm bunları yapan, Peygamber torunlarının katilleri olan Emeviler, ne yazık ki tüm bunları yaparken din için, dinin hayrına yaptıklarını savunacak kadar yüzsüzdüler.

Burada bu olayların teferruatına girmek ve bu savaşlardaki suçluyu göstermek şeklinde malumu ilan etmek istemiyorum.

Yapmak istediğim bugün ortaya çıkan dini tablonun,
Kuran'ın dinine ilaveler yapan hadislerin, mezheplerin ilk kaynağı olan Emeviler'in ne kadar güvenilir(!) olduğunu göstermektir.

Bu dönemde uydurulan
hadisler daha sonra Abbasiler zamanında (kendi dönemlerinin uydurmalarını da ekleyerek) hadis kitaplarına dönüştü.

Bu hadisler, mezheplerin oluşturduğu İslam'a temel oldular.

Bu şahıslar halifeliği babadan oğula geçen bir saltanata dönüştürdüler. Bu halifelerin çoğunun nezaretinde
mezhepler ve hadis kitapları oluştu. Peygamber torunlarının katillerinin halife olduğu, yönetici olduğu bir yapıda oluşturulan bu mezhepler ve bu hadisler güvenilir olabilir mi? Tabi ki hayır.
Fakat Sunni İslamcıların çoğu Sıffın savaşını bir içtihat (tercih) hatası gibi göstermekte, Emevi saltanatını temize çıkartmaya çalışmaktadırlar. Böylece kendi inanç sistemlerini kuran kişileri, dolayısıyla kendi inançlarını aklamaya çalışmaktadırlar. Oysa güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi,
Emeviler'in yanlış uygulamaları da örtbas edilemez.

Emevi dönemine kadar ne saltanata dönüştürülmüş halifelik vardı, ne de Kuran dışında bir dini kaynak. Peygamber'imiz ve 4 Halife dönemindeki sade yaşantının saray ihtişamlarına, debdebeye, şölenlere dönüşü, dini liderliğin paraya ve güce çevrilmesi, halifeliğin aile içi saltanata dönüştürülüp balığın baştan kokmaya başlaması bu devire rastlar.
İçki alemleri ve yaptırdıkları saraylarla meşhur olan bir çok
Emevi halifesinin yanı sıra Velid gibi Kuran'dan hoşuna gitmeyen ayetlerin okunması üzerine Kuran'ı hedef yapıp ok yağmuruna tutanlar da halife olmuştur.


Hadisler ilk kez işte bu dönemde yazılmaya başlandı. Fakat bu yazım işleminde hadislerle, kıssalar ve görüşler karışıktı. Emeviler döneminde hadislerin yazıldığı bilinse de, bu dönemden elimize geçen bir hadis kitabı yoktur.


Kütüb-i sitte (altı en meşhur hadis kitabı) daha sonra Abbasiler döneminde yazılmıştır. Bu dönemde toplanan hadislerde Emeviler'in köprü, hatta kaynak olduğunu düşünürsek (Abbasilerin uydurmalarını yok saysaydık bile), hadis konusunda bu kadar vahim bir tablonun ortaya çıkış sebebini anlarız.

Şimdi gelin karar verelim; Kuran yeterli olduğunu kendisi anlatırken, Peygamber kendi hiçbir sözünü yazdırmamışken, dört halife döneminde de aynı şekilde Kuran dışında bir kaynak oluşturulmamışken,Peygamber torunlarının katillerinin saltanatları döneminde temeli atılan hadis ve mezheplere itibar edelim mi,
yoksa sadece Kuran'a mı itibar edelim?
Kendi görüşünü doğru çıkartmak yerine, Kuran'ın gerçek isteğini bulmaya çalışanların, geleneklerine kapılmamaları şartıyla Kuran dışında hiçbir kaynağa itibar etmemeleri gerektiğini anlayacaklarına inanıyorum.


ELBİSEYİ TERS GİYENLER

Hz. Ali
'nin Emeviler için söylediği şu güzel vecizesi Emeviler'i çok güzel tarif etmektedir: "Bunlar da din elbisesi giyiyorlar, ama ters çevirerek giyiyorlar." İşin en aldatıcı yanı işte buradadır. Din adına ortaya çıkan mezheplerin sistemi, kendilerini gerçek din diye yutturmuştur. Ve ne yazık ki o zamandan dine ilave edilenler bugün de din zannediliyor.

Sorun
İslam'ın kendisinde değil, İslam'ı ters giyenlerdedir.

En şık elbise bile ters giyilince nasıl sahibini maskara yapıyorsa,
İslam'ı ters giyenler de aynı şekilde kendilerini maskara yapmışlardır.
Ne yazık ki bazı saf bilgisizler ile ard niyetlilerse İslam maskara oldu sanmakta veya öyle göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa kabahat elbisede değil, onu ters giyendedir.


Emevi zulmünü anlatmaya bu kitaplar yetmez, benim amacım bu değildir.

Allah istese Kuran'ı daha kalın bir kitap yapar ve şu anda istediklerine ilave söyleyecekleri varsa ilave ederdi.
Allah Kuran'ı bu kalınlıkta yaptığına göre, eksiksiz ve fazlasız bizden istedikleri, bizi sorumlu tuttuğu bu kadardır. Allah'a şükür ki Allah kendi dinini Kuran'da bildirdi ve bizi Emeviler gibilerin yeniden din yazmasına, birilerinin hadis seçmesine, falancanın mezhep oluşturmasına muhtaç bırakmadı.


EMEVİLERLE BAŞLAYAN UYDURMACILIK SONRA DA SÜRDÜ

Emeviler ile en önemli atağı yapan uydurmacılık, doruk eserlerini Abbasiler döneminde vermiştir. Her şeye rağmen hem Emeviler döneminde, hem de Abbasiler döneminde Kuran dışı dini kaynak oluşturulmasına karşı çıkanlar olmuştur. Hatta kimi Abbasi halifelerinin hadisçiliğe ve aklı dışlayıcılığa şiddetle karşı çıkan Mutezile ekolüne tabi oldukları bilinmektedir. Fakat yönetici kadrolara sonradan hakim olan Sunni görüş, resmi görüş olarak halka kabul ettirilmiştir. Böylece Abbasi döneminin sonuna gelmeden Sunnilik, karşı görüşleri tasfiye
ederek, uzun yıllar sürecek olan saltanatını kurmuştur.


Emeviler'den aldıkları miras, gördüğümüz gibi bu fikir yapısında en önemli kaynaktır. Fakat uydurmacılık burada önemli bir seviyeye gelse de bitmiş değildir. Sonraki devirlerde yaygınlaşacak olan tarikatlarda, Hint mistik kültürüyle ve diğer kültürlerin etkisiyle gelen çilecilik, sofilik, tarikatçılık, kendi kendine azap
çektirme
ve bundan medet umma da Kuran'ın verdiği zihniyeti tahrif etmekte rol oynamıştır.

İslam'ın tarihin ilerleyen sürecinde gelişmesiyle dinin yeni bağlıları, İslam'ın etkisine girmelerine karşın çoğu zaman eski kültürlerinin etkisinden de kurtulamamışlardır.
Örneğin : Türkler'in İslamlaşmasında tarikatçı yapıların dervişlerinin, sofilerin etkisi vardır.

Türkler'in
Şaman geçmişlerindeki Şaman babalarını aşırı yüceltmelerinin paralelliğini bu sofilerin bağlı oldukları şeyhlerine aşırı bağlılıkta görmeleri, birçok Türk'ün asırlarca dini tarikatçı yapılarda yaşamasının köklerini oluşturdu. Böylece Hint mistik kültürü ve Şaman kültürünün de izlerini taşıyan tarikatlar ve tasavvuf, Türkler'in dini yaşantısında önemli bir yer tuttu.

Günümüzde de etki ve gücünü sürdüren bu tarikatların
dine ilaveleri ve şeyhlerini aşırı yüceltmeleri gibi tehlikelerden kurtuluşun reçetesi, sadece ve sadece Kuran'a sarılmaktır.

Önceki zamanlarda
uydurma hadis ve mezhepleri, sonra yabancı kültür ve zihniyetleri İslam'a sokan zihniyet daha ileriki tarihlerde ise fetva, içtihad adı altında dine ilavelerine devam etti.
Osmanlı'yı örnek olarak alırsak, padişahların kardeşlerini öldürebilecekleri şeklinde
fetva (hem de Kuran'ın açık ayetleriyle çelişen, büyük günah olmasına rağmen) din adına, dinin başı olan şeyhül-İslam'ın verdiği bir fetvaydı.

Şapka giyenin kafir olacağına dair fetva verip şapka devriminde birçok kimsenin asılmasına sebep olan da yine sözde bir din adamıydı.
Matbaayı din adına yasaklayıp bu görüşlerine içtihad veya fetva gibi başlıklar atan, bu kararlarını hadis gibi,mezhep gibi dinin bir parçası yapanlar da din alimi etiketli şahıslardı. Tüm bunlar üst üste, yan yana geldi ve aydınlık
Kuran'ın mesajı yerine insanların uydurdukları felaket bir sistem insanlara din diye sunuldu ve hala da sunulmaktadır.
Çözüm ise basit: Kuran'ı ele alıp, din diye sunulan bu uydurmaları bir kenara bırakmak. Yani üretileni (insansalı) bırakıp, indirilmiş olan Kuran'ı (Allah'tan olanı) rehber edinmek.

EMEVİLER DÖNEMİNDE YAZILMIŞ BİR KİTAP: İRCA

Emeviler dönemindeki siyasal ortamda Hz. Ali ile Hz. Osman'ın karşılaştırılması, Muaviye ve Hz. Ali hakkında tartışmalar, karşı tarafı kafir ilan etmeler yayılmıştı. Bu ortamda siyasi olarak belli bir pozisyon alan kişilere karşı bazı kişiler kimin kafir, kimin mümin olduğu konusunda sessiz kaldılar. Bu kişiler "Kimin mümin,
kimin kafir olduğunu
Allah bilir" şeklindeki yaklaşımlarıyla kimin haklı olduğunun ahirette belli olacağını iddia ediyorlar, siyasi olarak bir pozisyon almıyorlardı. Doğrunun anlaşılmasını ahirete erteledikleri için bu şahıslara "Mürcie" yani "Erteleyici" denildi.

Mürcie'nin fikirleri ilk olarak "İrca" yani "Erteleme" kitabında kendini gösterir. Bu kitap hicri 60'lı yıllarda; Emeviler'in son döneminde yazılmıştır. Yani bu kitap bilinen ünlü bir çok hadis kitabından 200 yıl önce yazılmıştır. Hadis kitaplarından en erken yazılanı bile bu kitaptan çok sonradır. Bu kitaptaki izahları okuyanlar,
İslam'ın ilk asırlarında dini sadece Kuran'dan anlama mantığının yaygınlığına bir örnek daha bulurlar. Emevi ve Abbasi dönemi Kuran'ın yanına ilave kaynakların konulmaya başlandığı asırlar olsalar da, Kuran'dan uzaklaşılıp Hadisçi dinin siyasi otoritenin desteğiyle tam hakimiyeti ancak Abbasi döneminin sonlarında olmuştur.


Bundan sonra öğüt verme bitmiştir. Kuran'da emredilenlere itaat konusunda söz alınmıştır. İşte bu kopmak bilmeyen sağlam bir kulptur. Allah bu Kuran'ı kendi hükmünün geçerli olduğu ve kullarına uymayı farz kıldığı bir kitap yaptı. İnsanlığa bundan sonra düşen görev onu ezberleyip koruyarak başkasına ulaştırmaktır.

Sedat Karaci

3 Ocak 2013



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.