Din ve sömürü ilişkisi

DİN
0,0
22.09.2014 10:11:45
A+ A-

Din ve sömürü ilişkisi
Halil İMREK
Din, insanın varoluşunu kendi dışında bir güce bağlı görmesidir. Böyle inandığı için de her gelişmeyi “kader “ olarak yorumlar. Din inancı belli kural ve ahlaki davranışlarla tamamlanıp yaşamın merkezi haline gelir. Dini inancı olan için artık gelişmelerin bilimsel olup olmadığının, doğru olup olmadığının önemi kalmaz. Her şeyi inandığı ve dinin uygun gördüğü kaideler ışığında değerlendirir ve tek doğru dinin emrettiği olur. 
Kısaca Din, boyun eğmenin, itaat etmenin, itirazsız kendisine dayatılanı kabul etmenin, kendi kaderin razı olma halidir.
Hal böyle olunca dini inanç gereği insan, kendi varlığının yeryüzünde önemli olmadığını ve etkisinin olmadığını düşünür, yada düşünmesi istenir.  Böylece kendi eyleminindeğiştirici gücünü yok sayar ve değişimi kendi dışında bekler. 
İnsanlar dini inancı gereği yapmak istediklerini yada yapabileceklerini Allah tarafından yaratıldığını düşünmeye başlarlarsa kendileri için de bir şey yapma gereği duymazlar. Çünkü ne olacağına karar veren kendileri olmadığı için bir şey yapmak da doğru değildir. 
Tarih boyunca bütün egemen sınıflar, iktidarlar dinin etkisi ile kendilerini yaratıcı gücün temsilcileri olarak göstermişlerdir. Dinin etkisi ile kitleleri  politikalarına ikna etmişlerdir. 
Yöneten ve yönetilen, ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen, egemen olan va tabi olan, karar veren ve kararlara itaat eden bütün bu bölünmeler sınıfsal karakterdeki bölünmelerdir. Sonuçta kapitalist sistem bir sınıf bölünmesidir. Ama bu bölünmelerin farklı ele alınışına ve görünmez kılınışına dinsel doğma kaynaklık eder. 
Dinsel inancın ve dinin bir egemenlik biçiminin aracı olarak etki kazanmasının kökleri esas olarak sömürü ilişkilerinde yatıyor. 
İşçi ve emekçiler, kendi kaderini değiştirme yeteneğinde olduklarına inanmazlarsa, bunu başka bir güçte görürlerse. Kendi ürettiği değerleri de görmedikleri gibi, ürettiği halde aç yaşamaya da devam ederler. 
Hava, su ve topraktan başka her şeyi, insan emeği, işçinin emeğini var ettiğini düşünmez. Oysa  bütün değerleri yaratnaların kendileri olduğunu bilirlerse ürettiklerini ortakça paylaşmayı da başarabilirler. Kendi yarattıkları için kimseye köle olmazlar. 
Onun için dir ki sömürü ilişkilerinin üstünü örtmede önemli bir etkiis olan Din ve sermaye sınıfı egemenliği arasında öteden beri kopmaz bir bağ vardır. 
Burjuvazi egemen sınıf olarak varlığını sürdürmek için işçi sınıfını sömürmek zorunda. Sermayesinin kaynağı olan canlı insan emeğinin sömürülmesini sürekli kılmak için dine ihtiyaç duyar. Dinin boyun eğmeyi, itaat etmeyi vaz eden özünü kendi iktidarını sürdürmenin olanağı olarak kullanır.  Organize sanayilerde emeğinin hakları için direnişe geçen işçilere cami hocaları (imamlar) tarafından “3 gömlek dikip 4 gömlek parası istemek haramdır, verilene razı olun, ekmek yediğiniz tekneye ihanet etmeyin” şeklide vaazlar verilir. 
Dini inancı istismar edilen ve sömürünün dayanağı yapıan işçi bu duurmdan bi haber olarak 
 “Sınavdır dünya… Yok hepsi Allah’tandır… Tamam, onu da [işveren] zenginlikle sınıyor işte. Onun sınavı o [zenginlik] benim sınavım bu [fakirlik] (16. Görüşmeci-İşçi-Yasin Durak, Emeğin Tevekkülü, s.97)
Yeni eğitim ve öğretim yılı açılırken liselerin topyekun imam hatipleştirilmesi için somut adımlar atılması bundandır. Birçok lise imam hatibe dönüştürülürken, bazı liselerde ise imam hatip sınıfları açılması nasıl bir kuşak yetiştirlemek istendiğinin göstergesi. Liselerde mezhepçi ve ırkçı müfredat dayatılması, ibadethaneler liselerde zorunlu hale getirilmesi, öğrenicler üzwrinde dinin bskısının artırılması, her şeye razı olan bir kuşak yetiştirmek içindir. 
Karl Marx ve Friedrich Engels, Alman İdeolojisi’nden bir alıntı ile yazımızı sonlandıralım. “Her çağda, egemen düşünceler, egemen sınıfın düşünceleridir, yani toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda onun egemen manevi gücüdür de. Maddi üretim araçlarına sahip olan sınıf, aynı zamanda zihinsel üretim araçları üzerinde de denetim sahibi olur; zihinsel üretim araçlarından yoksun olanların düşünceleri genellikle buna bağımlıdır. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin düşüncesel anlatımından, düşünce olarak kavranan, egemen maddi ilişkilerden başka bir şey değildirler; bundan ötürü, bir sınıfı egemen sınıf yapan ilişkilerin anlatımıdırlar, yani egemen sınıfın egemenliğinin düşünceleridirler”  
 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.