Din'i kendimize uydurmalı değil, kendimiz din'e uymalıyız

DİN
4,0
08.12.2013 10:56:24
A+ A-

İnsanın her devirde din'le ilişkisi hassas bir konu olmuştur. 'Ayak kayması' ya da 'sapma',  sahih olmayan bir din anlayışına sahip duruma gelen ve bu anlayışını savunan insanın uğradığı hâl için kullanılır. Bu bakımdan din'e inanır ve/veya dindar görünen, ya da kendini böyle sanan insanlar için nâzik bir durum söz konusudur. Düşünme, bilgi sahibi olma, dikkat ve titizlik çok önemlidir onun için. "Kocakarı îmanı" denilen, ötesini berisini kurcalamadan, işin düşünme ve bilgi edinme tarafını dert etmeden, belli ilmihal bilgileri dahilinde, îtikadı ve ameliyle  dindar olarak yaşayan insanların durumu bir bakıma daha güvenlidir denilebilir belki.  En azından öylelerinin sapkınlığından kuşkulanılmaz ve söz edilmez. Ama bir döneminde dindar olan/ bilinen sonra sözgelimi materyalist felsefeye bağlı duruma gelip din'le irtibatı kalmayan, ya da önce sahih kabul edilen ve yaygın olan bir din anlayışına sahipken sonradan o anlayışı yanlış bularak marjinal bir din anlayışına sahip duruma gelen insanlar vardır. Bunlar belirgin/dikkat çekici değişim hâlleridir. Bir de, yaygın olarak gözlemlendiği için, daha önemli olanı var: din'i aklınca, bilim ve teknolojiye göre algılamak,anlamak, yorumlamak, yani dini kendine uydurmak eğilimi. Bunun üzerinde duracağım ve aksini savunmaya çalışacağım, yani kendimizin din'e uymamız gerektiğini.

Avrupa'da 18. yüzyılda ortaya çıkıp gelişen ve yayılan,  geniş ve derin etkiler uyandıran bilimcilik,  materyalizm, Darwinism, Marxism gibi düşünce akımları bu topraklarda da 19. asrın sonlarından itibaren etkili olmaya başlamış, dindar ve entelektüel yeteneği olan insanlar dahi bir ölçüde özellikle bilim ve teknolojideki gelişmeden etkilenmişlerdir. Tabii dinle bağı zayıf ya da olmayan entelektüel insanlar için bilimcillik de, materyalizm de, Darwinism de sarılınacak ideolojiler olmuştur. Bir kısım insanlar da bu akımların hepsinden etkilenmekle birlikte özellikle Marxism'i dünya görüşü olarak benimsemişlerdir.

Günümüzde 20.asrın başlarındaki durum temel özelliğini özellikle entelektüel(aydın) kesimde korumaktadır. Günün şartları muvacehesinde bu akımların daha da çeşitlenmesi, toplumumuzda okur-yazar ve entelektüel kesimlerde karşılık bulmakta(o akımları benimseme anlamında) gecikmemiş, din'e yabancılaşma o kesimlerde belirgin bir hâl almıştır. Buna karşılık asrın başlarındaki duruma nazaran dindar  okur-yazar ve entelektüel insanlar çoğalmış, günümüzde İslâm'ı din ve dünya görüşü olarak benimseyen entelektüellerin varlığı dikkat çeker duruma gelmiştir.

İmdi sadede gelip esas üzerinde duracağım konuda bir şeyler söylemeye çalışayım. Baştan belirteyim ki, üzerinde duracağım konuda, ciddî anlamda entelektüel olan dindar insanlar için daha az kaygılıyım okur-yazar olan daha yaygın dindar insanlara göre(entelektüel  olmayan akademisyenler de okur-yazar kesimi arasında sayılır). 

Gökhan Özcan bir yazısında şunları söylüyor: "İçinde hikaye olan her eserin, isterse dünyanın en çılgın anlatıcısının kaleminden çıksın, isterse en akla gelmeyecek saçmalıklarla örülmüş olsun, doğru ve yanlışa dair sarsılmaz mihenk noktalarına sahip olması gerekir. (...) Belki de doğru olan, bazı şeyleri anlaşılmaz bulan sıradan insanlar olmaya devam etmektir." William Chittick  Turan Koç tarafından dilimize çevrilen "Tasavvuf-kısa bir giriş-" adlı kitabında şöyle diyor: "İlim adamlarının çoğu-buna tasavvuf üzerinde çalışanlar da dahil- bilginin geleneksel kategori ve modalitelerini ilga etme ve öteki tüm düşünme tarzları üzerinde modern, bilimsel rasyonalitenin otoritesini tesis etme sürecinde etkin bir katılımcı durumundadırlar." (...) İslâm medeniyeti ve kültürüne karşı büyük bir sempatiye sahip meslekdaşların ve o çizgide olan başkalarının, aynı zamanda, modern dünya üzerinde hâkim olan düşünce tarzlarının üstünlüğü konusunda da belirgin hiçbir kuşkuları bulunmamaktadır. (...) Benim yaklaşımım işte tam burada ayrılmaktadır. Geçmişin modern araçlar ve sözde "rasyonalite"den mahrum sufilerinden birçoğunun-maddî realite de içinde olmak üzere- gerçekliğin mahiyeti konusunda modern zaman filozofları, bilim adamları ve bilginlerinden bile çok daha iyi bir anlayışa sahip olduklarında hiç şüphem yok."

Günümüzde bilim ve teknolojiye ne kadar vâkıfsak ve ne ölçüde bu gelişme ve değişmelerden etkilenmişsek, din'i algılarken, anlar ve anlatırken o kadar yararlanma eğiliminde oluyoruz bundan. Bu yaygın bir durum, 1900'lü yılların başlarından beri süren. Profesör ünvanlı bir şahsın Kur'an mealini almıştım 1970li yılların başlarında. Bir de ne göreyim, arzın(yer) yaratılmasıyla ilgili olarak 'zaman'dan söz eden ayet mealiyle alâkalı jeolojik zaman çizelgesi verilmiş. Yorum anlamında olmalı diye düşünmüştüm. Yadırgamıştım genç bir jeolog olarak bu yorumu.  Ama bu yaygın bir eğilim. Günümüzde bilim ve teknolojideki ilerlemelerle, Kur'an'ın Peygamberimize vahyedilişi dönemi de dahil, geçmiş yüzyıllarda anlaşılmasına, yorumlanmasına göre şimdilerde çok daha iyi anlaşılacağı, yorumlanacağı inancı, anlayışı kimilerinde kökleşmiş durumda.

Bilim, vahyi bilgi kabul etmezken; akla, zekaya, gözleme, deneye yani tamamen insana bağlı iken, dolayısıyla en azından bilimin ayrı bir alan, dinin ayrı bir alan kabul edildiği bir çağda bilimi âdeta Kuran'ın doğru anlaşılmasında büyük bir imkân olarak gören anlayışa ne demeli !? ABD Bilimler Akademisi üyelerinin yüzde doksan küsurunun dinsiz olduğuna dair bir haber okumuştum geçmiş yıllarda. Bilim, günümüzde din'e karşı olanların görünürde en yaygın kabul ettikleri dayanak değil mi? İlginç olan da şu ki bilime sarılarak din'i tanıtmaya çalışanların bilimi önemseyenlere dönük olarak başarılı olduklarına dair hiçbir veri yok ortada. 

Modern dönemdeki bilgi anlayışı sınırlı.  Bu dönemin felsefecileri bile klasik dönem felsefecilerinden farklı bakıyorlar din'e. Bilimcileri de, felsefecileri de dinsiz genelde bu çağın. Oysa İbn Rüşd, İbn Sina, Farabi gibi filozofların dine bakışları böyle miydi? O yüzyıllardaki ilim, irfan ve felsefe anlayışları birbirine kapalı değildi. İbn Rüşd, İbn Arabi daha çocuk yaştayken onunla görüşmeyi önemsiyordu. Günümüzde  İbn Sina'nın eserleri genç ilahiyatçı akademisyenler tarafından yetkinlikle dilimize kazandırılıyor.

Kimileri günümüzde din'i kendilerine uydurmaya çalışıyorlar. Kendilerine, yani kendi anlayışlarına. Geçmiş asırlarda Kur'an'ın iyi anlaşılamayacağı, dolayısıyla anlaşılmadığı inancında veya kanısındalar. En azından bu çağda çok daha iyi anlaşılacağını düşünüyorlar. Çok iddialılar. Yobaz olarak görenler bile var modern dönem öncesi Kur'an yorumlarını da önemseyenleri. Böyleleri arasında dünyaca ünlü bilim insanları da yok. Bilimsel bilgileri-birikimleri nereden geliyor, nasıl edinmişler, ne seviyede, belli değil ama ona dayandırıyorlar yorumlarını, anlayışlarını. Böyleleri kendilerini çok önemsiyor, çok seçkin görüyorlar; onları önemseyenler, üstad bilenler de var. Ayrıca böylesi üstadlarla karakterize çevreler dışında da, yaygın olarak, bilimden, teknolojiden bahseden, hem dini hem bilim ve teknolojiyi yücelten, Kur'an'ın iyi ve doğru anlaşılmasında, yorumlanmasında bu modern imkânın önemle gözetilmesini savunan insanlar var. Kapitalizm'i ve/veya sosyalizm'i  savunan dindarlar var. Modern Müslümanlar var. 1950'li yıllarda kendilerine "asrî", dindarlara "mutaassıp" diyenler vardı. Sonraki yıllarda "çağdaş", "modern", "ilerici" denildi bir kesime, "çağdışı", "eski kafalı", "gerici" sayıldı diğer kesim. Şimdilerde ayrışmalar daha bir çeşitlendi. Kamplar çoğaldı. Değer yargıları değişmedi ama. Dindarlar da epeyce asrîleşti. Asrî değer yargılarıyla kendilerini ve din'i tanıtır, savunur olanları dikkati çekiyor. 200 yıllık bir geçmişten ne alabiliyorlarsa onlarla kendi varoluşlarını ve dini anlatmaya çalışanlar da var, dini yok sayanlar da. Bütün bir geçmişi gözönüne alanlar ve Kur'an'ı tüm âyetleriyle, kendisine vahyedilen Son Peygamber'in Hadis-i Şerifleri ve Sünnet-i Seniyyeleriyle, meşhur müfessirlerin yorumlarıyla ve bu çağda yaşadıkları için bu çağı da tanıyanlar ve dikkate alanların çalışmalarıyla  anlamaya gayret edenler de. Kur'an'a uymaya, O ne diyorsa, Son Peygamber ne diyorsa, âlimler, ârifler ne diyorlarsa ona uymaya özen göstererek, bunu en önemli kaygı bilerek yaşamak gerektiğini düşünüyor onlar.

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.