Dinin kaynakları

Dinin kaynakları DİN
5,0
12.12.2015 18:33:19
A+ A-

Din, bilinen en eski dünya görüşüdür. İnsanlığın ilkel döneminden itibaren karşımıza farklı biçimlerde çıkan din, günümüzde de büyük bir sorun. Özellikle bir kaç yıl içerisinde palazlanan ''cihatçı'' çeteler ve Avrupa'da yükselen ''islamofobi'' hareketleriyle din gündemde daha yoğun bir şekilde yer almaya başladı. Birbirlerini reddeden, doğru dinin kendi dini olduğunu ve tek gerçek tanrının kendi ilahı olduğunu öne süren irili ufaklı onlarca din vardır. Tüm bu ayrımlara rağmen bütün dinlerin ortak olduğu bazı noktalar vardır. Bugün bu ortak noktalara değinmek ve dinin tarihsel kaynaklarını kısa bir şekilde incelemek istiyorum.

Yeryüzünde bulunan bütün dinlerin temel iki kaynağı vardır. Bunlardan bir tanesi insanın doğa ile ilişkisidir. İnsan en ''ilkel'' biçiminden günümüzdeki en ''modern'' biçimine kadar doğayla etkileşim içerisinde olmuştur. Doğayı dönüştürme gücü yani teknoloji ne kadar ilkelse doğaya da o kadar bağımlı olmuştur. Yani sadece taştan yada ahşaptan ilkel aletler ile doğada yaşam savaşı veren insanların hayatı tamamen doğa tarafından belirleniyordu. İnsan,doğa ile ilişkisini denetleyemediği ve öngöremediği için kendi ilkel tanrılarını yaratmıştır. Tanrıları doğanın egemen gücü olarak gören bu düşünce tarzı, tanrıları memnun edip doğa ile olan ilişkisinde denetleyici unsur olmak istemiştir. İlkel çiftçilerde de durum aynıdır. Bu çiftçiler yağmura, güneşe , nehire, sıcaklığa, toprağa vs. oldukça bağımlıdır. Örneğin Hititlerde tarım ve hayvancılık üzerine bir ekonomi inşaa edilmişti. Bu ekonomik geçim uğraşları gerekli koşullar oluşmadığı için hala doğaya büyük bir bağımlılıkla gerçekleşiyordu. Tam da böyle bir toplumda ana tanrıçanın Kybele adlı Bereket Tanrıçasıdır.Doğaya  tamamen egemen bir güç olan Kybele'nin Hitit Baş Tanrıçası olması hiç de tesadüf değildir. Bir benzer durum da Yunan mitolojisinde mevcuttur. En önemli tanrı olan Zeus gök olaylarının, şimşeklerin tanrısıdır. Yağmur ve bereket ise kendisinden beklenmektedir. Doğa ve insan ilişkisinin dinlerle nasıl bir ilişki içerisinde olduğuyla ilgili daha bir çok örnek verilebilir. Doğa ile ilişkisini denetlemek isteyen her toplum, tanrıların hoş edilmesi gerektiğine inanarak farklı davranışlar sergilemişlerdir. Örneğin ayinler tanrıların gönlünü kazanmak ve bereketli, huzurlu bir yıl geçirmek için yapılmıştır. Dualar tanrıların gazabından( kıtlıktan, büyük afetler) korkulduğu için yapılmıştır.Kurbanlar tanrı için adanmıştır. Bu durum tüm dinler için geçerlidir. ''Daha sistemli'' olan dinlerde dahi doğa olayları ilahi güçler tarafından kontrol edilmektedir. Hatta  afet durumlarında bu dinin temsilcileri hatayı insanlarda arayabilmektedir. ( Cübbeli Ahmet'in 1999 İstanbul depremi açıklaması)

Dinin ortaya çıkış kaynaklarından bir diğeri ise insanın toplumla olan ilişkisidir. İlkel dönemlerde birey klana, kabileye oldukça büyük bir itaatkarlıkla bağlıydı. Bireyin kabile içindeki ''sorumlulukları''; gelenekler, yasalar, yaşlılar tarafından verilen bir emir niteliğindeydi. Birey tıpkı doğa olaylarına anlam verememesi gibi toplumsal kurallara da anlam verememiştir. Bireyin kavrayamadığı bu kurallar bütünü bir süre sonra içgüdüsel bir itaat şeklini aldı.  İtaat edilmemesi durumunda da çeşitli ceza yaptırımlarıyla dini bir anlayış gelişti. Bu kuralların birey için  mantıklı gelip gelmemesi önemli değildir. Etiyopya'da varlıklarına devam eden  Hamar kabilesinden bir üye evlenmek istiyorsa ineklerin üzerinden atlanılan bir törene katılmalıdır. Günümüz koşullarında hiç bir manası olmayan bu kuralın belirli bir dönem için bir manası olabilir. Fakat kural anlamından uzaklaşmış, gençler içinse dinsel bir zorunluluğa dönüşmüştür. Günümüzde oldukça yaygın olan sünnet de bu örneklerden birisi sayılabilir. Hiç bir tıbbi gerekçesi bulunmayan(dindarlar ne kadar sağlık için gerekli iddaalarını ortaya atsalar da bir çok sağlık problemine yol açabilir) sünnet hala bir çok toplumda yaygındır.
   
Bu kuralların dini anlayışlarla dogma haline gelmesinde ataların ruhları da oldukça büyük bir yer kaplamaktadır. İlkel zamanlarda ataların ruhları geleneklerin devam edip etmemesini kontrol eden bir güç olarak algılanıyordu. Kabile halkı; eğer gelenekler, kurallar bozulursa ataların ruhları tarafından gazaba uğrayacaklarını düşünüyordu. Burada ataların ruhu aynı zamanda toplumsal düzeni de temsil ediyordu. Toplum içinde düzeni değiştirmeye yönelik her hangi bir ayaklanma, isyan olacak olursa bu mitler kullanılıyordu. Toplumsal işbölümünün ortaya çıkışından sonra ortaya çıkan artık ürün belirli bir zümrenin tekelinde toplanmaya başlamış, bu da sınıf karşıtlıklarını doğurmuştur. Egemen sınıf için dinin görevi sınıfsal hareketleri immobilize etmektir. 

Son olarak dini günümüzde gerici görmekle birlikte, tarihin her döneminde gerici olarak algılamak yanlıştır. Zira sınıflı toplumların ortaya çıkmasından sonra ortaya çıkan artık ürünle hayatını idame ettiren ruhbanlar sınıfı toplumu ilgilendiren büyük sorunlarla da ilgilenmekteydi. Örneğin geometrinin temelleri Nil Nehri'nin hareketlerini kontrol etmek, büyük tapınaklar yapmak amacıyla rahipler tarafından atıldı. Aynı şekilde astronominin gelişimi de Mısırlı ve Babilli rahiplere dayanmaktadır. Bu rahipler ileride dinin ve kendilerinin sonunu getirecek bilimin temellerini atmışlardır. Ayrıca Hristiyanlık gibi bazı dini görüşler de ortaya çıktığı  dönemin ilerici atılımlarıydı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.