Dinsel Eskatolojinin Ödül ve Cezası: Cennet-Cehennem

Dinsel Eskatolojinin Ödül ve Cezası: Cennet-Cehennem DİN
3,5
10.07.2014 22:17:51
A+ A-

Cennet ve cehennemin bu Dünya’da olduğunu, insanların kâh cenneti kâh cehennemi fiilen yaşadıklarını düşünmüşümdür hep. Beni bu şekilde düşünmeye sevk eden şey, cennete gireceklere vaat edilen ve aslında hepsi de Dünyevi olan zevklere, varsıl insanların rahatça ulaşabilecek imkâna sahip olmalarıdır. Dünya’da yetişen her türlü meyveyi tadabilen, istediği şarabı içebilen ve dilediği yaştaki ‘hurilerle’ beraber olabilen insan cennette olduğu vaat edilen her şeye ulaşıyor demektir. Çalışma gibi insan doğasına aykırı edimde bulunmadan, yazları koyu gölgelerde bin bir çeşit yemişle, meyveyle beslenen, kışları ısınma sorunu olmadan istediği sıcaklıkta yiyip içerek keyif süren insanın Dünya’dan daha ne beklentisi olabilir ki!
 
İnsanlar cenneti yeryüzünde yaşayabildikleri gibi cehennemi de yaşıyorlar. Düşük ücretlerle madenlerde her an ölüm tehlikesiyle yüz yüze çalışan ve fizyolojik ihtiyaçları itibarıyla en çok suya ihtiyaç duyan, susayan insanların yaşamları cehennemden farksızdır. Cehennem azaplarından birisi, susuzluk hastalığına tutulmuş develer gibi içtikçe susayan insanlar olarak tarif edilir.
 
Madencilerin hiçbir zaman suya kanmadıkları, yeryüzünden metrelerce bazen birkaç kilometre yerin altında her türlü zorluğa göğüs gelerek çalıştıkları, için için yanan kömürün sıcağına ve zehirli gazlarına maruz kaldıkları düşünüldüğünde, bundan daha kötü bir cehennem tasviri herhalde tahayyül edilemez. Dünya’da bu şartlarda çalışarak hayatlarını kazanmaya çalışan insanlara, dinsel akidelere sıkı sıkıya uyarsanız, cennette koyu gölgeler altında en güzel yemişlerle, ‘hurilerle’, şaraplarla ödüllendirileceksiniz demek, birileri rahat hayatlar sürsün diye sizlerin feda edilmesi gerekiyor demenin meşrulaştırılmış biçimidir.
 
  Dinsel öğretiler, insanların bu Dünya’da erişebilecekleri ‘nimetleri’, belirli koşullara uydukları takdirde cennet hayatında ödül olarak alacakları vaadiyle, insanları yönlendiren ve sorgulamadan sadece inanmalarını salık veren dogmatik ideolojilerdir. İlkçağlarda doğayı anlamlandırmanın bir biçimi olarak belirli nesnelere tapınma gayet doğal olarak kabul edilebilir. İnsanın doğa karşısındaki konumu, onun işleyiş biçimini anladıkça ve bilimsel temellere oturtarak anlamlandırdıkça pekişmiştir.
 
Semavi dinlerle beraber, gelişmiş olan insan ilişkilerinde belirli bir toplumsal kesim, dinleri insanın insanı sömürmesinin ve bu düzeni meşrulaştırmanın en etkili yöntemi olarak kullanmışlardır. Dolayısıyla dinsel eskatoloji, bu Dünya’da çile çeken insanların kazanacakları bir cennet hayatı olduğu ve burada sonsuza değin kalarak ödüllendirilecekleri vaadiyle, insani olmayan, insanca yaşama aykırı olan her türlü acımasız koşulları içselleştirmelerini sağlayarak egemen sınıfın aracı haline gelmiştir.
 
Dinsel öğretilere kendini kaptırmış insanlar için cennet sığınılacak bir liman gibidir. Dünya’da çekilen her türlü ezanın, cefanın cennet hayatında Dünyevi isteklerle karşılanacağına olan inanç büyük bir motivasyon nedenidir. Buna göre Dünya hayatında karşılaşılan zorluklara isyan edilerek, karşı çıkılarak tepki verilmemelidir. Bu Dünya imtihan dünyasıdır. Burada verilecek imtihanın sonuçlarına göre, ahret hayatında insanın cennete veya cehenneme gideceği belirlenecektir.
 
İnsanların büyük çoğunluğunun halen bu çağda bile cennet hayali kurarak Dünyadaki haksızlıklara isyan etmeden yaşıyor olmaları anlaşılır değildir. İnsanlığın her anlamda ilerlemesi dinlerin insan yaşamındaki yerini sarsabilmiş değildir. Gerçek olup olmadığı bilinmeyen bir hayal peşinde, insani olmayan koşullarda yaşayarak zamanı geldiğinde o kapıdan içeri girebilmek için tüm zorluklara göğüs germek olağanüstü bir çabadır.
 
Dünya’nın en varsıl bin insanının, iki buçuk milyar insanın sahip olduğu servetin tam iki katı değerinde bir varlığa sahip olması gerçekte de cennet koşullarına ulaşabilmenin zorluğunu gösteriyor. Bununla birlikte varsıl Batı’nın yoksul Doğu’ya göre çok daha iyi şartlarda yaşam sürerek, Dünya’daki cennete istedikleri zaman girebildikleri varsayılabilir. Din ve mezhep savaşlarıyla hayatı cehenneme çeviren, kendi cennet mekânlarında varsıl Batılıları ağırlayan Doğuluların sürekli cehennem hayatı yaşadıklarını iddia etmek çok mu abartılıdır.
 
İnsanların yaşadıkları Dünya üzerinde mutlu bir hayat sürmenin mücadelesini vermek yerine, dinsel metinlerin peşinden sürüklenerek cezp olmaları geleceğe dair özgürlük ve eşitlik idealinin önündeki en önemli engeldir. Bu engelin aşılmasıyla insan ancak gerçek varlığıyla, doğasına uygun biçimde insan olarak Dünya üzerinde yaşamaya başlayacaktır.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.