"Dünyada kalış pek azdır"

"Dünyada kalış pek azdır" DİN
5,0
17.10.2014 10:35:38
A+ A-

Dr. Suad el- Hakîm'in belirttiği gibi, tasavvufî tecrübesi yanısıra onu tahlil edip vecd ve haller alanından mantık ve teoriler alanına taşıyan ilk sûfîlerden birisidir Muhyiddin İbn Arabî (d.1165- ö.1240). Başka bir deyişle, İbnü'l-Arabî, geniş ve zengin tecrübesinin yanına, bu tecrübeyi ifade ve aktarma yeteneğini eklemişti.(Suad El- Hakîm, İbnü'l-Arabî Sözlüğü, Önsöz, sayfa: 10, Çeviren: Ekrem Demirli, Kabalcı Yayınevi.) Bu büyük üstâdın 'Fütûhât-ı Mekkiyye' adıyla 18 cilt olarak Ekrem Demirli tarafından dilimize kazandırılan eserinden 'ölüm'ü ve 'âhiret'i hatırlatıcı bazı sözler alıntılayacağım.

"Ömer b. Abdülaziz'in bir sözü: 'Her yolculuğun mutlaka bir azığı vardır. Siz dünyadan ahirete giderken takvayı azık edinin. Allah'ın kendisi için hazırlamış olduğu ödülü ve karşılığı görenler gibi olun. Cenneti arzulayın, cehennemden korkun. Hakkınızdaki süre asla uzamayacaktır; uzamış olsaydı zaten kalpleriniz katılaşırdı. Allah'a yemin olsun ki, insanın emeli ne kadar çoktur. Halbuki bilmez ki, akşamlayınca sabahlayacak mı, sabahlayınca akşama varacak mıdır? (...) Kendimi uzak tuttuğum bir işi size (yapın diye) emretmekten Allah'a sığınırım. (...) Öyle bir meseleyi anlamış oldunuz ki, yıldızlar bir benzerini anlamış olsaydı, hiç kuşkusuz dağılıp saçılırlar; dağlar anlamış olsaydı, erirler; yeryüzü anlamış olsaydı, parçalanırdı. Şunu bilmiyor musunuz: Cennet ile cehennem arasında (üçüncü) bir yer yoktur. Ya cennete veya cehenneme gideceksiniz." (Fütûhât-ı Mekkiyye, 18. cilt, sayfa:397, Muhyiddin İbn Arabî, Çeviri: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık, İstanbul-2012)

"Bize bildirildiğine göre, Ömer b. Abdülaziz bir cenazeye katılmış. Namazdan ayrıldıklarında, Ömer ve arkadaşları cenazeden biraz geride kalmışlar. Bir arkadaşı şöyle demiş: 'Ey müminlerin emiri! Cenazenin velisi sensin, fakat geride kaldın ve ayrıldın.' Ömer şöyle demiş: 'Evet, kabir ardımdan 'Ey Ömer b. Abdülaziz' diye beni çağırdı ve şöyle dedi: 'Sevdiklerine ne yaptığımı sormayacak mısın?' Ben de 'soracağım' dedim. Şöyle dedi: 'kefenleri parçaladım, bedenleri dağıttım, kanları emdim, etleri yedim.' Sonra şöyle dedi: 'Bana eklemlere ne yaptın?' diye sormayacak mısın?' Ben de 'sorayım' dediğimde kabir şöyle dedi: 'Avuçları bileklerden, bilekleri kollardan, kolları omuzlardan, ayakları bacaklardan, bacakları dizlerden, dizleri eklemlerden ayrıştırdım.' Sonra Ömer ağlamış ve şöyle demiş: 'Dünyada kalış pek azdır. Orada izzetli olan zelil, zengin olan fakir, genç olan yaşlı, canlı olan ölüdür. Hızla geçeceğini biliyorken dünya ikbali sizi aldatmasın. Gerçekte aldanmış olan, dünyayla aldanandır. (...)  Zenginlerine bir sor; zenginliğinden geride ne kaldı? Fakirlerine bir sor; fakirlikten geride ne kaldı? Kendileriyle konuştukları dillerini ve kendisiyle baktıkları gözlerini bir sor; ince derilerini, güzel yüzlerini, sağlam bedenlerini bir sor onlara! Toprak ve böcekler ne hale getirmiştir hepsini? (...) Onlar tek başlarına kaldıkları kabirlerinde değiller midir? (...) Onlarla amel yapmak arasında artık engeller vardır, sevdiklerinden ayrılmışlardır. (...) Allah'a yemin olsun ki, onların bir kısmı için kabir genişletilmiş, onun içinde sevinç ve neşe ile hazlarla nimetlenmektedir. Ey yarın kabre yerleşecek insan! Dünyada seni aldatan nedir? Sen baki olacak mısın? Yoksa o güzel evin, akan nehrin senin için baki olacak mıdır? (...) Hani yazın ve kışın giydiğin elbiselerin? Bak! Ölüm kendisine gelmiş, onu uzaklaştırmak için yapabileceği hiçbir şey yok! (...) İlahi emir ecelin bittiğini söylemiş, artık onun uzatılmasına imkân yoktur. Heyhat! Ey babayı, kardeşi ve kendisini yıkayanı görmezden gelen kişi! Ey ölüyü kefenleyen, taşıyan, onu kabre yerleştiren, oradan geriye dönenler! (...) Dünyadan çıkarken ölüm meleğinin beni nasıl bulacağını keşke bileydim!" (a.g.e., 18.cilt, sayfa:410-411)

"Peygamber tavsiyeleri" ara başlığı altında yeralan bölümden: "Haşimi'nin hadisinden bize aktarılmıştır: Hz. Peygamber'in şöyle dediği aktarılır: (...) 'Allah'ın nimetiyle beslenen organları O'nun azabına maruz bırakacak günahlarda kullanmayın. Meşguliyetiniz Allah'ın mağfiretini aramak olsun. Himmetlerinizi O'na yaklaşmaya yönlendirin. Kim dünyadan olan nasibiyle başlarsa, ahiretteki nasibini yitirir ve dünyadan da istediğini elde edemez. Kim ahiretteki nasibine yönelirse, dünyadaki nasibi kendisine ulaşırken ahiretten de istediği kendisine ulaşır." (a.g.e., 18.cilt, sayfa:405)

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.