Eski Ahit Hala Geçerli Mi?

Eski Ahit Hala Geçerli Mi? DİN
3,0
01.05.2014 07:02:56
A+ A-

Gnostisizm incelememize, daha doğrusu Gnostisizm üzerinden Hristiyanlık incelememize devam ediyoruz. Bir önceki yazımda (‘’Katolikler Mi Haklı Protestanlar Mı? Yoksa Gnostikler Mi!’’) Katolikler ile Protestanlar arasındaki farklardan bahsetmiş, başlıca farkın Kilise otoritesine karşı tutum olduğunu vurgulamış, Kutsal Kitap kanonunu Kilise’nin oluşturduğunu yazmış, Kilise’nin ve kitabın amacının bizlere Gnosis’i sunmak olduğunu ve kanonun da bu gözetilerek oluşturulması gerektiğini söylemiş, Kilise ve kitabın yardımcıdan ibaret olduğunu ve önemli olanın Kutsal Ruh’u edinmek olduğunu belirtmiş, Kutsal Kitap kanonu konusuna değineceğimi belirtmiştim. Bilindiği üzere Katolik, Ortodoks ve Protestanlar tarafından kullanılan kanonu oluşturan metinler şunlardır: Eski Ahit, Dört Gospel (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna), Elçilerin İşleri Bölümü, Elçilerin Mektupları ve Vahiy bölümü. Savunduğum görüşü de direkt yazayım: Bu kanon değişmelidir. Dört Gospel yeterlidir, diğer tüm metinler fazlalıktır. Evvela Eski Ahit’in neden kanondan çıkarılması gerektiği konusuna eğilelim.

‘’Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, gerçek olanla sevinir.’' (1.Korintliler 14:4-5)

‘’Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği günahın hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.’’(Mısır’dan Çıkış 20:5)

Pavlus sevgi kıskanmaz diyor. İsa, Tanrı sevgidir diyor. Yuhanna, mektubunda Tanrı sevgidir diyor. Yahve ise ben kıskanç bir tanrıyım diyor! Öfkesiyle helak ediyor. İsa kimseyi yargılamamayı ve bağışlayıcılığı öğretiyor, Yahve ise birinin günahının hesabını sonraki nesillerden bile soruyor! Eski Ahit ile Yeni Ahit okunduğunda görülecektir ki her şeyden evvel iki Tanrı arasında ciddi bir karakter farkı var.

İsa’nın Tanrısı ile Tevrat’ın Tanrısı farklıdır! Tanrı sevgidir ve sevgi böbürlenmez, şefkatlidir, kaba davranmaz, övünmez. Tevrat’ın Tanrısı ise acımasızdır, kin güder, birinin suçunu birkaç nesilden sorar, böbürlenir, övünür, kaba davranmanın ötesine geçer. İsa’nın Tanrısı farklıdır ve o Sevgidir, bu yüzden kaba davranmaz. Bunu sadece Pavlus değil Yuhanna ve İsa da söyler.

15«Sahte peygamberlerden sakının! Kuzu postuna bürünerek gelirler size, ama özde yırtıcı kurtlardır. 16Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Dikenli bitkilerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanabilir mi? 17Bunun gibi, her iyi ağaç iyi meyve verir, kötü ağaç ise kötü meyve verir. 18İyi ağaç kötü meyve veremez. Kötü ağaç da iyi meyve veremez. 19İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. 20Böylece sahte peygamberleri meyvelerinden tanıyacaksınız.’’ (Matta 7:15-20)

İsa'nın Tanrısı maddeden münezzehtir, hiçbir şey yaratmamıştır. Çünkü madde kötüdür, dünya iyilik kadar kötülüğü de içerir; İsa'nın Tanrısı ise iyidir ve ‘iyi ağaç kötü meyve vermez’. İyi ağaç, hem iyi hem kötü olan bir meyve de vermez. İyi ağaç sadece iyi meyve verir. Madde bir uzaklaşma, yanılgı ve eksiklik halidir. Hakiki Tanrı bundan münezzehtir. Keza benlik ve beden de Hakiki Tanrının katından gelen ruh için bir hapishaneden farksızdır. Bu yüzden, ikincil bir varlık olarak Demiurgos'un (Yahve) yaratımı olan benlik, beden ve dünyayı, kısacası Yahve'nın yarattığı hiçbir şeyi sevmemek gerekir.

''Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin Baba’ya sevgisi yoktur. Çünkü dünyaya ait olan her şey –benliğin tutkuları, gözün tutkuları, maddi yaşamın verdiği gurur– Baba’dan değil, dünyadandır. Dünya da dünyasal tutkular da geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar.'' (1.Yuhanna 2:15-17)

Üstte dünyaya ait olan her şeyin Baba’dan değil dünyadan olduğu söylenmiş. Dünyayı yaratan Tanrının Baba olmadığı da böylece bir kez daha anlaşılmış oluyor. Aksi halde, neden yaratılanı sevmeme şartı koşulsun? Görüldüğü üzere dünyayı Yaratan Tanrı ile İsa’nın Baba dediği Tanrı birbirinden farklıdır.

‘’(İsa dedi) Bunları size, bende huzura sahip olasınız diye söyledim. Dünyada sıkıntılarla karşılaşacaksınız. Ama yeterince rahat olun: Ben dünyayı yendim" (Yuhanna 16:33).

Üsteki ayetlerde Tanrının kendi yarattığı dünyayı ‘yenmeye’ neden bu kadar hevesli olduğu bir türlü anlaşılmaz. Oysa dünyayı O yaratmamıştır. İyi ağaç, kötü meyve vermez. Hakiki Tanrı, Yaratıcı Tanrının yaratımını yenmeye çalışıyor ki ona esir düşen çocuklarını (ruhları) kurtarabilsin.

"Çünkü bedenden doğan, Ruhtan doğana, o zaman nasıl zulmettiyse; şu anda da öyle oluyor’’ (Gal. 4:29)

Üstteki anlatımda (ve daha pek çok örnek verilebilir) Pavlus, bedenden doğanlar ile Ruhtan doğanlar arasına ayrım koyar. Oysa bedeni yaratan da aynı Tanrı değil midir? Değildir! Aynı Tanrı olmadığı için bu ayrım konur zaten. İsa gelir, Yaratıcı Tanrı (Yahve-Demiurgos) tarafından yaratılan ölümlü bedenin ölüm getirdiğini ve bunu yenebilmek için benliği çarmıhta aşmak gerektiğini öğretir. Çarmıhta dünyayı ve bedeni, yani Yaratıcı Tanrının yarattıklarını yener. Sadece Yaratanı değil yaratımını da reddederek en radikal ateisti bile kıskandırır.

İsa'nın Tanrısına göre diriliş, öldükten sonra bedensel diriliş değil, henüz yaşarken benlikten Ruh'un dirilişidir. Bunu yapan kişiye İsa gelir. Bunu yapan kişi yanılsamayı aşar, dünyayı, bedeni ve benliği aşar, yani onun için kıyamet kopmuştur artık. Böylece İsa'nın ikinci gelişini görür. Bu kişide İsa dirilir. Çünkü İsa'nın Tanrısı ölülerin değil dirilerin Tanrısıdır. Aksi halde aşağıdaki şu sözleri anlamak olanaksızlaşır ve bunlar gerçekleşmemiş vaat sanılır;

''Size doğrusunu söyleyeyim, burada bulunanlar arasında, İnsanoğlu’nun kendi egemenliği içinde gelişini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var.” (Matta 16:28)

İsa'nın gelişini, imanlı kişinin benliği aşarak Ruhtan doğması ve İsa gibi olması olarak anlamazsak bu yazılan kısmı nasıl anlayacağız? İsa bir şey demiş ama gerçekleşmemiş olarak görünür.

İsa kendi öğretisinin, inanırlarını Tevrat'ın Tanrısı olan Yahve'nin en büyük elçisinden bile üstün kılacağını söyleyerek Tevrat ve öğretisini küçümser;

‘'Bir peygamber mi? Evet! Size şunu söyleyeyim, gördüğünüz kişi (Yahya) peygamberden de üstündür. ‘İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum; O önden gidip senin yolunu hazırlayacak’ diye yazılmış olan sözler onunla ilgilidir. Size doğrusunu söyleyeyim, kadından doğanlar arasında Vaftizci Yahya’dan daha üstün biri çıkmamıştır. Bununla birlikte, Göklerin Egemenliğinde en küçük olan ondan üstündür.’' (Matta 11:9-11)

Bu ayette Yahya'nın 'peygamberlerden de üstün' olduğu ama İsa'nın öğretisi sayesinde girilen Tanrının Egemenliğinde en küçük olanın bile Yahya'dan üstün olacağı söyleniyor. Çünkü Yahya da Yasa'nın kuludur, bir köledir Yasa karşısında; Oğulluk almamıştır, benlikte yaşamaktadır. Benlikte yaşayanlar olgun değildir ve bir kölenin efendisinin yasasına bağlı olması gibi boyunduruk altındadır. ‘Kadından doğanlar arasında en üstünü’ Yahya olduğuna göre, Ruhtan doğan bizler hem Yahya’dan hem de ondan öncekilerden (Musa v.b.’den) üstün olacağız demektir. İnsan Kutsal Ruhu alıp Tanrının Çocuğu olur ve olgunlaşır, benliğini çarmıhta aşarsa o zaman Yasadan da hür kalır. Peki, Yahya Tanrının Egemenliğine girebilecek midir? Çünkü egemenlikteki en küçük bile ondan üstün olacakmış. Musa’dan üstün olduğumuzu da biliyoruz üstelik;

13Yüzündeki parlaklığın giderek söndüğünü İsrail oğulları görmesin diye yüzünü peçeyle örten Musa gibi değiliz. 14İsrail oğullarının zihinleri körleşmişti. Bugün bile eski antlaşmayı okudukları zaman zihinleri aynı peçeyle örtülü kalıyor. Çünkü bu peçe yalnız Mesih aracılığıyla kalkar. 15Ne var ki bugün bile, Musa'nın yazıları okundukça bir peçe yüreklerini örtüyor. 16Oysa ne zaman birisi Rab'be dönerse, o peçe kaldırılır. 17Rab Ruh'tur ve Rab'bin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır. 18Ve biz hepimiz peçesiz yüzle Rab'bin yüceliğini görerek[b] yücelik üstüne yücelikle O'na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.’’ (2.Koritliler 3:13-18)

Keza, İsa’nın İncil'de ‘İyi ağaç iyi meyve kötü ağaç kötü meyve verir; iyi ağaç kötü meyve vermez’ dediğini gördük. Yani iyiden sadece iyi çıkacağını belirtiyor. Bunun üzerinde biraz daha duralım.

''Dikenli bitkilerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanabilir mi? Bunun gibi, her iyi ağaç iyi meyve verir, kötü ağaç ise kötü meyve verir. İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve vermez.'' (Matta)

İyiden kötü çıkmaz ama dünyamızda iyilik kadar kötülük de vardır! Oysa Tanrı iyidir ve sevgidir. O halde kötülük dolu dünyayı Tanrı yaratmış olamaz. ''Her ağaç meyvesinden tanınır''. O halde iyilik kadar kötülüğün de olduğu dünyayı ancak iyi olduğu kadar kötü de olan, hayır ve şerrin kendinden kaynaklandığı ikincil bir varlık yapmış olabilir. Hakiki Tanrı ise iyilik ve kötülüğün ötesindedir. İyilik ve kötülük Tanrısı adaletin/Yasanın Tanrısıdır (Yahve). İyi ve kötü ağacından yediğimizde O, Yasasıyla bize hüküm vermiştir. Lanetlemiş, 'deriden giysiler' dikmiş, Hakikat Ağacından uzaklaştırmış ve ölümlü kılmıştır.

Tevrat Tanrısı yanılsamalar dünyasının, beden hapishanesinin ve ölüm getiren günahın (benliğin) yaratıcısıdır. Mücadelemiz ona karşıdır! Bu Yasa Tanrısı aslında sadece bir aracıdır.

‘’Öyleyse Yasa'nın amacı neydi? Yasa suçları ortaya çıkarmak için antlaşmaya eklendi. Vaadi alan ve İbrahim'in soyundan olan Kişi gelene dek yürürlükte kalacaktı. Melekler yoluyla, bir aracı eliyle düzenlendi. Aracı tek bir tarafa ait değildir; Tanrı ise birdir.’’ (Gal. 3:19-20)

İsa'nın sözünü ettiği Tanrı ile Tevrat'taki Tanrının farklı olduğunun bir göstergesi de şudur, Yuhanna İncilinde İsa şöyle der;

''Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı.'' (Yuhanna 1:18)

Oysa Tevrat'ın Yahve’sini pek çok kişi görmüştür! Bakın;

''Sonra Musa, Harun, Nadav, Avihu ve İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi dağa çıkarak İsrail’in Tanrısı’nı gördüler. Tanrı’nın ayakları altında laciverttaşını andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruydu. Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrı’yı gördüler, sonra yiyip içtiler. RAB Musa’ya, “Dağa, yanıma gel” dedi, “Burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerine yasalarla buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim.” '' (Mısır'dan Çıkış 24:9-12)

İsa'nın Tanrısı ile Musa'nın Tanrısı farklıdır. Aksi halde üstte örnek verilen iki ayet arasındaki çelişki nasıl açıklanabilir? Eski Ahid'in Tanrısı Demiurgos'tur, maddesel-kötü alemin yaratıcısı olan ikincil bir varlıktır. İsa, onun da üzerinde bulunan, hakiki bir Tanrıyı vaaz etmiştir. Ama bu vaazı, eski inancın içinden giderek yapmıştır. Daha doğrusu havarilerin anlatımı bu yöndedir. Karışıklık buradan doğar.

Günümüz Kutsal Kitap metinleri dünyaya dağılmış haldeydi. Bunları bir araya getirmek yönündeki ilk kanonik girişim Sinop'lu Marcion'un girişimidir. Luka İncili ile Pavlus'un mektuplarından oluşan bir kanon kurmuştur. Metinleri toplayıp kendi kanonlarını kurma fikri bunun üzerine Katolik Kilisesinde oluşmuş ve çalışmaları başlatmışlardır. Marcion ise üstte özetlediğim görüşlere çok benzer görüşler savunmuş, Tevrat'ı ve Tanrısını kabul etmemiştir.

Bu arada, konu başlığıyla ilgili şu örneği de vereyim. Tevrat'ın Tanrısı insan biçimlidir. İnsan gibi bir bedeni, eli, ayağı vardır. İnsanı da kendi benzeyişinde yaratmıştır. Buyurun;

(Tevrat, Yaratılış 1:27) ''Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.''

(Tevrat, Yaratılış 2: 8-9) ''Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı Adem'e, “Neredesin?” diye seslendi.''

Görüldüğü üzere Tevrat'taki Tanrı bahçede yürüyor, Adem'e neredesin diye soruyor, insan ondan gizlenebiliyor v.b.. Böyle Tanrı mı olur? İsa'nın Tanrısı ise Ruhtur. Bedensel bir varlık değildir. Yahudilerin Tanrısı ise benlik dahilinde düşünülmüş, bedensel bir Tanrıdır. İsa ise başka bir Tanrı öğretisini bu inancın içinden giderek vaaz etmiştir. Bunlar tümüyle farklı Tanrılardır. Veya 'Tanrıya ilişkin çok başka ve zıt bakış açılarıdır' dersem daha doğru olur. İsa bize, çarmıhta Yahve’nın suretini öldürüp hakiki Tanrıdan kaynak alan Ruhumuzu özgürleştirmeyi öğretir.

‘’6O bizi yazılı yasaya değil, Ruh'a dayalı yeni bir antlaşmanın hizmetkârları olmaya yeterli kıldı. Yazılı yasa öldürür, Ruh ise yaşatır.’’ (2.Korintliler 3:6)

Yazılı yasa öldürür çünkü yazılı yasayı koyan Tanrı ölümcül bir Tanrıdır. Yazılı yasa benlikte yaşayanlar içindir. Yasanın Tanrısı da benliğin Tanrısıdır. Kıskanır, öfkelenir, kızar ve tüm benlik özelliklerini gösterir. Biz kendimizde onu çarmıha gereriz. Yani onun suretini aşarak Ruhu diriltiriz. Müjde, Yasa’dan kurtuluşun, diğer deyişle Yasa Tanrısından kurtuluşun müjdesidir. Yeryüzü ilahının egemenliğinden çıkıp Hakiki Tanrının Egemenliğine gireriz.


Yasa Tanrısı bir aracıdır. Hakiki Tanrı onu kullanır. Şöyle ki;

’Şunu demek istiyorum: mirasçı her şeyin sahibiyse de, çocuk olduğu sürece köleden farksızdır. 2Babasının belirlediği zamana dek vasilerin, vekillerin gözetimi altındadır. 3Bunun gibi, biz de ruhsal yönden çocukken dünyanın temel ilkelerine bağlı olarak yaşayan kölelerdik. 4Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlunu gönderdi. 5Öyle ki, bizler oğulluk hakkını alalım. 6Oğullar olduğunuz için Tanrı, öz Oğlunun «Abba! Baba!» diye seslenen Ruhunu yüreklerinize gönderdi. 7Bu nedenle artık köle değil, oğullarsınız. Ve oğullar olduğunuz için Tanrı sizi aynı zamanda mirasçı yaptı.’’ (Galatyalılar 4:1-7)

Ruhun kendini fark etmesi için başka şeylerin dolayımı gerekir. Ruh bir bilinçtir. Bilinç, farkındalık demektir. Ruh kendi kendine kaldığında, henüz farkına varılacak bir şey olmadığından derin bir uyku halindedir. Bu yüzden evvela yaratım olur, sonra yaratımın farkına varılıp yaratım içine düşülür. Ancak bundan sonradır ki insanın olgunlaşmasıyla birlikte nihayet ruh yaratımla özdeşleşmeyi bırakıp kendini (fark edeni) fark etmeye (bilmeye – Gnosis) başlar ve kurtulur. Bu yüzden düşüş bir yönden zorunludur. Yaratıcı Tanrı, biz ruhsal yönden çocukken bizim vekilimiz olmuştur. Onun ve yasasının gözetimi altında yaşadık. Ama artık Mesih geldi, bize olgunlaşmayı ve Ruhsal yönden yetişkin olmayı öğretti. Artık Hakiki Tanrının yoluna girmeyi öğretti.

Pavlus bunları ısrarla anlatır. Buyurun;

‘’Şunu diyorum: Kutsal Ruh'un yönetiminde yaşayın. O zaman benliğin arzularını asla yerine getirmezsiniz. Çünkü benlik Ruh'a, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. İstediğiniz şeyleri yapmayasınız diye bunlar birbirine karşıttır. Ruh'un yönetimindeyseniz, Yasa'ya bağımlı değilsiniz.’’ (Galatyalılar 5:16-18)

Kutsal Ruhun yönetimindeysek Yasa’nın yönetiminde değiliz çünkü Yasa Ruhun yasası değildir. İkincil bir varlığın yasasıdır.

‘’ Mesih İsa'ya ait olanlar, doğal benliği, tutku ve arzularıyla birlikte çarmıha germişlerdir.’’ (Galatyalılar 5:24)

Üstte Pavlus böyle yazar çünkü doğal benlik (yani Yaratıcı Tanrının yaratımı) çarmıha gerilip aşılması gereken bir hapishanedir.

‘’
3Mesih İsa'ya vaftiz edilenlerimizin hepsinin O'nun ölümüne vaftiz edildiğini bilmez misiniz? 4Baba'nın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yoluyla O'nunla birlikte ölüme gömüldük. 5Eğer O'nunkine benzer bir ölümde O'nunla birleşmişsek, O'nunkine benzer bir dirilişte de O'nunla birleşeceğiz. 6Artık günaha kölelik etmeyelim diye, günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için eski yaradılışımızın Mesih'le birlikte çarmıha gerildiğini biliriz. 7Çünkü ölmüş olan, günahtan özgür kılınmıştır.’’ (Romalılar 6:3-7)

Üstteki ayeti dikkatli inceleyin. Ancak çarmıhta ölürsek günahtan hür kılınırız çünkü Yahve’nin yaratımındaki yaşam baştan sona günahtır. Bizim bu yaratımda ölerek ondan kurtulmamız gerekir çünkü onun bizim için anlamı cehalet ve ölümdür. Alttaki ayet de bununla paraleldir.

‘’Bilmez misiniz ki, ey kardeşler -Kutsal Yasa'yı bilenlere söylüyorum- Yasa bir insana, yaşadığı sürece egemendir? 2Örneğin, evli kadın, kocası yaşadıkça yasayla kocasına bağlıdır; ama kocası ölürse, kocayla ilgili yasadan özgür olur. 3Buna göre kadın, kocası yaşarken başka bir erkekle ilişki kurarsa, zina edici diye anılır. Ama kocası ölürse, kadın yasadan özgür olur. Öyle ki, başka bir erkeğe varırsa, zina etmiş olmaz. 4Aynı şekilde kardeşlerim, siz de bir başkasına, yani ölümden dirilmiş olan Mesih'e varmak üzere Mesih'in bedeni aracılığıyla Kutsal Yasa karşısında öldünüz. Bu da Tanrı'nın hizmetinde verimli olmamız içindir. 5Çünkü biz doğal benliğin denetimindeyken, Yasa'nın kışkırttığı günah tutkuları bedenlerimizin üyelerinde etkindiler. Bunun sonucu olarak ölüme götüren meyveler verdik. 6Şimdiyse biz, daha önce tutsağı olduğumuz Yasa karşısında ölerek o Yasa'dan özgür kılındık. Öyle ki, yazılı yasanın eski yolunda değil, Ruh'un yeni yolunda kulluk edelim.’’ (Romalılar 7:1-6)

‘Yasa bir insana yaşadığı sürece egemendir’. Bu yüzden bizim benlikteki yaşamdan sıyrılmamız gerekir ki Yasa’dan ve onun Tanrısından kurtulalım. Yasa karşısında ölerek hem Yasa’dan hem de Yasa’yı koyandan özgürleşiriz.

‘’Bu nedenle, Mesih İsa'ya ait olanlara karşı artık hiçbir mahkûmiyet yoktur. 2Çünkü yaşam veren Ruh'un yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı.’’ (Romalılar 8:1-2)

Üstte mahkumiyet sözüne dikkat edin. Mesih bize çarmıhı ve ölümü öğretti ki eski yaratımdan (ve dolayısıyla Yaratıcıdan) hür kalalım. Çünkü onun bizim için yegane anlamı mahkumiyettir. Pavlus bunu açıkça belirtiyor.

‘’ 8Benliğin denetiminde olanlar Tanrı'yı hoşnut edemezler. 9Ne var ki, Tanrı'nın Ruhu içinizde yaşıyorsa, siz benliğin değil, Ruh'un denetimindesiniz. Ama bir kişide Mesih'in Ruhu yoksa, o kişi Mesih'in değildir. 10Eğer Mesih içinizde ise, bedeniniz günahtan ötürü ölü olmakla beraber, aklanmış olduğunuz için ruhunuz diridir. 11Mesih İsa'yı ölümden dirilten Tanrı'nın Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesih'i ölümden dirilten Tanrı, içinizde yaşayan Ruhuyla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir.’’ (Romalılar 8:8-11)

Üstte altı çizili yerleri dikkatle okuyun. Yaratıcı Tanrının yaratımı günah olarak niteleniyor ve ölü sayılıyor. Sizce yaratım için böyle diyen Pavlus, Yaratıcısı için neler düşünüyor olabilir? Yaratımını reddederken Yaratıcıyı övüyor olabilir mi?

Peki, Pavlus ve diğer elçiler ve hatta İsa neden bir yandan da eski dinle ilişkili gibi konuşup onun devamı izlenimi verdiler? Çünkü Gnostiklerin tarzı budur. Bir coğrafyaya gittiklerinde orada egemen olan dinin karşısına ayrı bir inanç olarak çıkmazlar. O inancın özünü bildiklerini iddia ederek çıkarlar. İsa da Yahudi diyarında Mesih beklentisinden hareketle öğretisini kurmuş, dini tamamlamak adı altında kendi öğretisini yaymıştır. Pavlus, böyle davranma konusunda açık konuşur;

‘’ 19Ben özgürüm, kimsenin kölesi değilim. Ama daha çok kişi kazanayım diye herkesin kölesi oldum. 20Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandım. Kendim Kutsal Yasa'nın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymışım gibi davrandım. 21Tanrı'nın Yasasına sahip olmayan biri değilim, Mesih'in Yasası altındayım. Buna karşın, Yasa'ya sahip olmayanları kazanmak için Yasa'ya sahip değilmişim gibi davrandım. 22Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum. 23Bunların hepsini, Müjde'de payım olsun diye Müjde'nin uğruna yapıyorum.’’ (1.Korintliler 9:19-23)

Sizin yasanız yanlış, bizim yolumuz doğru demek yerine ‘’Sizin Yolunuzun süresi vardı, bizimkine eklemlenmişti, Mesih gelince kalktı ve tamamlandı, artık bu öğreti var’’ demek hem daha akıllıcadır hem de aynı kapıya çıkar.

“7-8 Ölümle sonuçlanan hizmet, yani taş üzerine harf harf kazılan yasa yücelik içinde geldiyse -öyle ki, İsrailoğulları geçiçi olan parlaklığından ötürü Musa’nın yüzüne bakamadılar- Ruh’a dayalı hizmetin yücelik içinde olacağı daha kesin değil mi? 9 İnsanı suçlu çıkaran hizmetin yüceliği varsa, aklanmayı sağlayan hizmetin yüceliği çok daha aşkındır. 10 Çünkü eskiden yüceltilmiş olanın, şimdi yücelikte aşkın olana göre yüceliği yoktur. 11 Geçici olan, yücelik içinde geldiyse, kalıcı olanın yüceliği çok daha büyüktür. 12 Böyle bir umuda sahip olduğumuz için büyük cesaretle konuşabiliriz. 13 Yüzündeki parlaklığın giderek söndüğünü İsrailoğulları görmesin diye yüzünü peçeyle örten MUSA gibi değiliz.“(2.Korintliler-3)

“6 Şimdiyse biz, daha önce tutsağı olduğumuz Yasa karşısında öldüğümüz için Yasa’dan özgür kılındık. Öyle ki yazılı Yasa’nın eski yolunda değil, Ruh’un yeni yolunda kulluk edelim.“(Romalılar-7)

Üstte Tevrat Tanrısı ile İsa’nın Tanrısı arasındaki farkları yeterince anlattım. Şu bir gerçek ki bunun aksini iddia eden kanıtlar da getirilebilir. Benim esas değinmek istediğim bu çelişkidir. Bu çelişki nasıl açıklanabilir? Yegane açıklamayı bize yine Gnostisizm sunar: Nasıl ki insanın hem Ruhu hem de benliği varsa ve nasıl ki Ruh ile benlik bir yandan aynı kişide birleşmişken beri yandan birbirine zıt ise aynı şekilde Tanrı için de durum budur. Onun da bir Kutsal Ruhu ve bir benliği vardır. Baba adı altında tek kişi gibi anlatılıp kişileştirilir ama benlik yönü Demiurgos’a tekabul eder, Ruhu ise bambaşka bir cevherdir. Bu ikisini tek kişi gibi anlatmak nasıl mümkünse iki zıt kuvvet gibi anlatmak da mümkündür. Bu bakımdan evet, Yahve ve Baba aynı kişidir de aynı zamanda! Kısacası, Yaratıcı Tanrı ve Hakiki Tanrı hem aynı kişidir hem farklıdır. Bu durum hiç de bir çelişki değildir, aksine, Gnosis’i bilenler uyumu görürler. Kilise aynılığa vurgu yapınca Gnostikler de zıtlaşmanın altını çizme gereği duymuş. Ruh ile benliğin mücadelesi makro ölçekte de devam ediyor. Tanrının Ruhuna tutanarak benliğini (ki bizdeki benlik de onunkinin suretidir) aşmaya çalışıyoruz. Tam da bu yüzden Gnostikler İbrahimi dinlerin içine girer, o Tanrıyı esas Tanrının gölgesi olarak sunar ve Işığı öğretir. Gölgesiz Işık olmaz. Öze-Batına sahip olmak budur. Ruh, benlik içindedir. Havva da Adem’in içindeydi. İçteki Ruh, dıştaki benliktir. Tanrının benliği Yaratıcı Demiurgos’tur, Ruhu ise Kutsal Ruhtur ve Annemizdir. İşte Hakiki Tanrı budur. Veya ‘Tanrının Hakiki yönü’ diyelim. Aslında Hakikat birdir. Ama insan onu kendi algısına göre kavrar. Benlikte yaşayanlar benlik sahibi bir Rab Tanrı görürler. Onlara böyle anlatılır çünkü başka anlamazlar. Benliği çarmıhta aşanlar ise kişileştirilemeyecek, anne şefkatiyle bizi saran, sevgi dolu bir Kutsal Ruh görürler. Bu iki kavrayıştaki fark, iki algıdaki farktan kaynaklanır. Ama nasıl algılıyorsak bizim için gerçeklik odur. Esasında Gnostisizm bize Hakikati ifade etme konusunda büyük bir çeşitlilik sunuyor. Baba da derim Anne de, bir de görürüm zıt da. Bilenler için hepsi tutarlıdır.

Eski Ahit konusu böyle… Kanondan çıkarılmalıdır, artık tümüyle geçersizdir ve tarih kitabından öte anlam taşımaz. Ondaki yaratım da, emirler de, yasaklar da, lanetler de bizleri bağlamaz (10 emir dahil!). Önümüzdeki yazımda mektupların kanondan çıkarılıp yardımcı kaynak olarak değerlendirilmesi gerektiği argümanını işleyeceğim…

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.