Evrende yalnız mıyız? - 3

Evrende yalnız mıyız? - 3 DİN
5,0
25.08.2015 14:08:40
A+ A-

Tüm bu ihtimaller de ne? Yoksa Ateistler haklı mı?

Evrende yalnız olmama ihtimalimizin güçlenmesinin ateist düşüncenin iştihanı kabarttığı muhakkak… Fakat işin aslı böyle değil.

Tüm bu yukarıda saydığım sayısal ihtimaller ve uzayda yaşamın yapıtaşlarının olması evrende birden fazla gezegende mikrobiyal anlamda canlılığın var olabileceği anlamına gelebilir ama bütün bunlar hala daha bir yerlerde oluşan canlı formlarının insan gibi zekâ, bilinç, irade sahibi olacakları anlamına gelmez tabi ki...

Fermi paradoksu

Fermi paradoksu, dünya dışı uygarlıkların var olma olasılığının gayet yüksek olduğuna dair tahminlerin varlığı ile bunu doğrulayacak herhangi bir kanıtın ya da temasın yokluğu arasındaki çelişkiyi ifade eder.

Evrenin yaşının büyüklüğü ve muazzam sayıda yıldızın varlığı ile birlikte, hayat için Dünya'nın tipik bir gezegen örneği olduğu varsayımı da göz önüne alındığında, dünya dışı yaşamın yaygın olması gerekir. Bu önermeyi 1950'de bir öğle yemeği sırasında tartışan fizikçi Enrico Fermi şu soruyu sormuştu: "Eğer Samanyolu dahilinde yüksek sayıda ileri dünya dışı uygarlık mevcutsa, neden uzaylılara ait uzay araçları ya da sondalar gibi kanıtlara rastlamıyoruz?" Konunun daha detaylı incelendiği tartışmalar, Michael H. Hart'ın 1975 tarihli bir makalesiyle başladı. Bu sebeple paradoks, zaman zaman Fermi-Hart paradoksu olarak da adlandırıldı. Konuyla ilişkili bir başka soru da Büyük Sessizlik olarak bilinir: "Uzayda yolculuk zor olsa bile, eğer dünya dışı yaşam yaygınsa, en azından bu uygarlıklara ait radyo sinyallerini duymamız gerekmez mi?"

Paradoksun "ölçek argümanı" olarak adlandırılabilecek ilk görüşü, aslında temel olarak sayılardan oluşur: Samanyolu'da tahmini olarak 250 milyar (2.5 x 1011), gözlemlenebilir evrende ise 70 trilyon milyar yıldız vardır. Zeki yaşamın, bu yıldızların etrafındaki gezegenlerin çok küçük bir kısmında ortaya çıktığı varsayılsa bile, sadece Samanyolu galaksisi dahilinde dahi hâlâ varlığını koruyan birçok uygarlık bulunması gerekir. Bu argümanda sıradanlık ilkesi de kullanılır. Buna göre Dünya, özel bir gezegen değil, diğer gezegenlerle aynı doğa yasalarına ve etkilerine maruz kalan ve aynı sonuçların elde edildiği, tipik bir gezegendir. Bu argümanı desteklemek için Drake denkleminin kullanıldığı bazı tahmini hesaplamalar da yapılmıştır, ancak bu hesaplamaların ardındaki varsayımların doğruluğu da tartışmalıdır.

Fermi paradoksunun ikinci temel taşı, ölçek argümanında sorulan soruyu yanıtlar: Zeki yaşamın kıt kaynaklarla başa çıkabilme özelliği ve yeni habitatları kolonize etmeye eğilimli olması dikkate alınırsa, gelişmiş uygarlıkların yeni kaynaklar aramaya başlamaları, böylece önce kendi gezegen sistemlerini sonra da çevrelerindeki sistemleri kolonize etmeleri beklenir. Evrenin 13,7 milyar yıllık geçmişinde, Dünya'da ya da bilinen uzayın başka bir yerinde, kolonileşmeye dair kesin veya doğrulanabilir herhangi bir kanıt bulunmadığına göre, ya zeki yaşam oldukça nadirdir, ya da zeki türlerin genel davranışına ilişkin yukarıdaki varsayım yanlıştır.

Fermi paradoksu iki şekilde sorulabilir: İlki "Neden uzaylılara ya da onlar tarafından yapılmış nesnelere burada fiziken rastlamıyoruz?" sorusudur. Eğer yıldızlar arası yolculuk mümkünse, "yavaş" bir yolculuk Dünya'daki mevcut teknolojiyle neredeyse elde edilebilir olduğuna göre, tüm galaksiyi kolonize etmek 5 ila 50 milyon yıl sürecektir. Jeolojik zaman ölçeğinde bile kısa bir zaman dilimi olan bu süre, kozmolojik ölçekte çok daha kısadır. Güneş'ten daha yaşlı yıldızların mevcut olduğu ve zeki yaşamın evrenin başka bir köşesinde daha önce ortaya çıkmış olabileceği düşünüldüğünde, bu soru, galaksinin neden hâlâ kolonileştirilmemiş olduğu şeklinde de sorulabilir. Kolonileştirme uzaylı uygarlıklar için gereksiz ya da istenmeyen bir durum olabilir, ancak yine de galaksinin keşfine yönelik geniş çaplı araştırmaların var olması gerekir Ancak ne kolonileşmenin ne de keşif araştırmalarının izine rastlanabilmiştir.

Yukarıdaki argüman tüm evren için geçerli olmayabilir, çünkü uzak galaksilere ait zeki uygarlıkların varlığına dair Dünya üzerinde fiziksel kanıtların bulunmayışı, uzayda yolculuk için çok uzun sürelerin gerekli olmasıyla açıklanabilir. Böyle olsa bile paradoks, "Neden zeki yaşamın işaretlerini görmüyoruz?" şeklinde ifade edilebilir, zira yeterince gelişmiş bir uygarlık, gözlemlenebilir evrenin oldukça büyük bir bölümünden görülebilir. Bu tür uygarlıklar çok nadir olsalar bile, ortaya çıkmaları muhtemel çoğu bölge Dünya'dan gözlenebilir olduğu için, keşfedilmiş olmaları gerekirdi. Ancak şimdiye kadar bu tür bir uygarlığın izine rastlanmadı.

Paradoksun bu iki versiyonundan şu anda hangisinin daha kuvvetli olduğu belirsizdir.[1] Açıklamalardan biri, insan uygarlığının galakside tek olduğu yönündedir. Bu fikre paralel olarak, akıllı yaşamın neden oldukça nadir ya da çok kısa ömürlü olması gerektiğine dair birçok teori öne sürülmüştür.

Büyük tasarım: Evren

Evren insan aklının alamayacağı kadar muazzam büyüklükte ve bir o kadar da hassas ayarlara sahip. O kadar ki sadece bir değişkende –örneğin evrenin ilk patlama anındaki oranlarda- saniyenin milyarda bir oranında farklılık olması bile evrenimizin mevcut şekliyle var olmaması anlamına gelmekte. Bu sadece ayarlardan biri ve evrende bunun gibi sayılamayacak kadar hassas dengeler, mizanlar, ölçüler var. Bu ölçüler metre ya da başkaca büyük ölçülerle ölçülen ayarlar değil. Ölçümlendiği kritiğe göre milyarda bir oranda bile değişikliğe uğramaması gerekecek kadar hassas ayarlar.

Görülen o ki evren daha en başından tüm bu hassas ayarlarla tasarlanarak var edildi. Zira aksi taktirde bu hassas ayarları açıklamanın hiçbir yolu yok. Hiç yoktan bu kadar hassas ayarda denklemlere sahip bir evrenin kendi kendini bu kadar hassas bir şekilde var olmadan önce ayarlayıp mevcut durumuna sebebsiz yere gelmesini hiçbir aklıselim kabul edemiyor. Evrende bu kadar milyarda milyarda milyarda… bir oranında değişikliği bile kabul etmeyen hassas dengeler olmasına rağmen hala yaratıcı fikrinden kaçmak için “evren tam da böyle olduğu için bu ayarlar var o kadar” diyen ateist bir düşünce de var tabi… Bunu böylece kabul eden birisinin evreni tasarlayarak yaratan bir güç olduğu fikrini saçma bulması çok saçma.

Evren neden var oldu

Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var? Evren bu kadar zorluklara rağmen durup dururken kendiliğinden bu kadar hassas ayarlarla neden var olmayı seçti? Evren neden var? Evrende neden yaşamın yapı taşları var? Bu kadar büyük patlamalar, süpernova yıldız patlamaları neden evrene hayatın yapı taşlarını oluşturacak maddeleri püskürtüyor? Evren nasıl oluyor da kendisini anlayabilecek bir yaşama, bilince ve anlama potansiyeline sahip varlıklar üretecek şekilde sürekli olarak dengeli bir şekilde evrimleşiyor?

Sobamda kedinin ne işi olur?

Soğuk bir kış günü köye gittiğinizi hayal edin. Soğuğun şiddetinden kaçarak kendinizi zorla köy evine attınız. Odada oldukça büyükçe ve camlı bir soba var. Odun, kömür, çalı, çırpı elinize ne geçtiyse sobanın içine doldurdunuz. Ve sobanın karşısına geçerek seyretmeye başladınız. Soba o kadar ısındı ki nerdeyse kor halini aldı. Büyük kömürlerin patlamalarını ve çatırdamalarını işittiniz. Fakat o da ne! Bir süre sonra sobanın içine dikkatle baktığınızda inanılmaz bir şey gördünüz. Sobanın bir tarafında yuvarlak bir kömür parçası kendisini ortamdan izole edecek şekilde bir tabaka edinmiş (atmosfer) ve bu kömür parçasının içinde minik minik kediler, hayvanlar, insanlar oluşmuşlar. İnsanlar neden sobanın içinde olduklarını ve nasıl olup da meydana geldiklerini düşünüp bulundukları yerin sırlarını keşfetmeye çalışıyorlar! Ama bu nasıl olur! dediğinizi duyar gibiyim…

Evrenimizden daha ilginç olmadığı açık… Dünyamız az önce bütünüyle bir kor halinde -hatta o kadar ki madde bile oluşamayacak kadar sıcak, sadece ışık halinde-  milyarlarca derece sıcakken -273 dereceye kadar soğumuş uzayın bir bölümünde yine bir kor parçası şeklindeki güneşin etrafında kendisine edindiği özel bir koruma (atmosfer) kalkanı sayesinde insanlara ve canlılara ev sahipliği yapıyor... İyi de biz nasıl oldu da evren sobasının içine girebildik. Evren milyarlarca derecedeki akla zarar ısısında yanıp patlayıp dururken biz de nerden çıktık?

Sonsuz evrenler fikri ve evren

Ateist düşünce Big Bang olgusundan oldukça rahatsız ve çürütemese de teorinin açıklarını bularak çökertmeyi ümit edip duruyor. Zira Big bang gerçekten de teizmin, ilahi bir gücün herşeyi gayelilik ve ölçü ile tasarlayarak yaratması fikrine nerdeyse birebir uymakta.

Bu nedenle hemen her geçen gün ortaya Big Bang teorisini boşa çıkarmaya yönelik teoriler atılıyor. Bu teorilerden bazıları paralel evrenler, sonsuz evrenler, döngüsel evren vb. gibi sadece bir kurgudan ibaret ve şimdilik ispatlanabilirlikleri yok gibi gözüküyor. Yeri gelmişken bu teorilere bir göz atmakta yarar var.

METİN AYDIN


[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Fermi_paradoksu

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.