EVRENİN İLK SEBEBİ NEDEN ALLAH’TIR?

DİN
3,7
21.09.2013 18:01:33
A+ A-

Öncelikle şeylerin sebepsiz olarak, hiçlikten, birden bire ortaya çıkabilecekleri fikri aklen ve mantıken imkânsızdır. Ve böyle bir iddia kanıtlanamaz… Olmak olmaktan gelir, mutlak yokluktan varlık meydana gelmez. Bu da demektir ki ne kadar geriye gidilirse gidilsin her zaman var olması gereken yani varlığı zorunlu olan mutlak bir varlık aklen gereklidir.

Ateist düşünce ve materyalist felsefe bu gerçeği bildikleri ve mecburen kabul ettikleri için çok uzunca bir süre evrenin ve maddenin ezeli olduğunu savundular. Kısacası “ya evren ya tanrı, ikisinden biri ezeli olmak zorundaydı ve ateizme göre evren ezeli idi…

Bu felsefe ve düşünceye göre ezeli olan başı ya da sonu olmayan tek varlık gözle görebildiğimiz ve ölçümleyebildiğimiz “evren” ya da “madde” idi.

Bilim ilerledikçe her şey ateizmin aleyhine ve teizmin, bir ve tek olan “Allah” inancının lehine dönmeye başladı. Bilimin bulduğu her yeni keşifte, aydınlattığı her karanlık köşede Allah’ın izleri belirmeye başlamıştı. Bu durum ateizm düşüncesinin daha saldırgan, dogmatik ve yer yer fanatik bir yapıya bürünmesine yol açtı. Bilimsel verilen Allah’ı işaret etmesi ateizm taraftarlarınca kabul edilebilecek bir şey değildi…

Özellikle son elli yılda ateizmin ve materyalist görüşlerin güvendikleri kaleler bir bir düşmeye başladı.

Özetle;

-          Fizikteki gelişmeler; Big bang teorisi ve termodinamik yasaları vb. evrenin bir başlangıcı ve sonu olduğunu kanıtladılar.

-          Kuantum mekaniği Allah’ı red eden ve evrenin sadece maddeden ibaret olduğunu savunan determinist evren anlayışını yıktı.

-          Matematiksel hesaplamalar evrenin ve dünyanın günümüzdeki şeklinin almasının neredeyse ihtimal dahilinde bile olamayacağını ispatladı. Matematiksel hesaplamalara göre evrenimizin bilinçli bir müdahale olmadan kendiliğinden günümüzdeki şeklini alması evrendeki atom sayılarından bile daha fazla ihtimalden biri ile (10 üzeri 123) ifade edildi.

-          Hem evrendeki hem dünyadaki hassas ayarlar bu ayarların tamamının birden kendiliğinden ya da şartların ya da tesadüflerin sonucu olarak meydana gelemeyeceği konusunda çok keskin bir kanıt oluşturdu. Bunu şöyle bir benzetmeyle açıklayabiliriz. Büyük bir nükleer patlama hayal edin. Bu nükleer patlama neticesinde etrafa saçılan toz ve duman parçacıklarından tesadüfen, altyapısı, yolları, elektrik ve su tesisleri kısacası şehir sakinlerinin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik her şeyi düşünülmüş düzenli bir şehir meydana gelme ihtimaline ihtimal veriyorsanız ve böyle olabileceğini düşünmenin akla daha uygun olacağını düşünüyorsanız ateizm düşüncesini benimsemişsiniz demektir. Ve size göre böyle bir nükleer patlama sonucu kendiliğinden düzenli bir şehir meydana gelmeyeceğini iddia edenler (teizm) bilim düşmanı, akıldan yoksun, dogmatik ve aklını kullanmayan insanlardır.

Bu maddeleri uzatmak istemiyorum. Genetik bilimden tutun da tıbba kadar bilimin her alanında ilerleme kaydedildikçe evrendeki muazzam bilgi, tasarım, ince ayarlar, hassas dengeler, bilinç, zeka, birlik, vb. keşfedildi ve bu keşiflerin sayısı arttıkça “Allah” inancına dair kanıtlar güçlendi. Oysa Aguste Comte bunun tam tersini iddia etmiş, bilim ilerledikçe çok kısa bir sürede Allah inancının ortadan kalkacağını ve insanlığın yeni dininin bilim olacağını iddia etmişti…

İşte baştan buraya kadar anlattıklarımız göstermektedir ki zamanda geriye gittiğimizde mutlak yokluğun olduğu bir ana rastlamak aklen ve mantıken imkânsızdır.  Yani ya evren ya Allah ezeli olmalıdır. Eğer evrenin sonradan var olmaya başladığı anlaşılırsa bu evren var olmadan önce onu var eden başka bir gücün/bir sebebin “Allah”ın varlığına çok açık bir şekilde ve zorunlu olarak delil olmaktadır. Eğer evrende hassas ayarlar varsa bu evrenin daha var edilmeden önce tasarlanmış ve ayarlanmış olduğunu, evrende bilgi varsa bu mükemmel ölçüde zeki bir bilincin varlığını, evrenin sonu varsa bu asla yok olmayacak, ebedi olan ve evrenin ötesinde bir varlığın varlığını zorunlu kılmaktadır.

Yukarıda da anlattığımız gibi evreninin bir başlangıcı olduğuna dair hem felsefi hem de bilimsel nedenler vardır. Evrende hassas ayarların olduğu inkâr edilemez bilimsel bir gerçekliktir. Evrenin bilgi dolu olduğu (örneğin; insanın tek bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını, başka bir deyişle yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda şifrelenmiş bilgi bulunur. Yapılan tespitlere göre ise, bu dev ansiklopedi yaklaşık 3 milyar farklı konuda bilgiye sahiptir) bilimsel bir gerçekliktir. Keza evrenin bir sonu olduğu da yine bilimsel olarak kabul edilmiş bir gerçekliktir.

Tüm bu yukarıdaki bilimsel işaretler bize, sonradan meydana gelen evreni meydana getiren ve onun meydana gelmesine sebep olan bir güç/otorite, bir bilinç ve varlığı zorunlu olan Allah’ın, evrenin var edicisi ve meydana getirici sebebi olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Zira madde bilgi üretemez, atomlar bilinçli bir amaca yönelik olarak kendiliğinden organize olarak bir araya gelemez, evren canlılığın oluşması ve yaşamını sürdürebilmesi için kendini hassas bir şekilde ayarlayamaz, büyük bir nükleer patlamanın tozlarından tüm altyapısıyla düşünülmüş harika bir şehir meydana gelmez. Evrenin bir başlangıcı vardır. Mutlak yokluk olamayacağına göre evrenin olmadığı anda varlığı zorunlu olan bir var olmalıdır… O zorunlu varlık da vacib-ül vücud olan Allah’tır...

http://www.ateizmvedin.com

Metin AYDIN

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.