Fütûhât-ı Mekkiyye'den ilim/bilgi, akıl, hikmet ve şifaya dair alıntılar

Fütûhât-ı Mekkiyye'den ilim/bilgi, akıl, hikmet ve şifaya dair alıntılar DİN
5,0
15.03.2014 14:27:51
A+ A-

" Kur'an-ı Kerim'in ne kadar hikmetli olduğuna ve anlayış gücü verilen kimseler için ne kadar bilgiler içerdiğine bakmalısınız! Allah'ı bilenlerin sahip olduğu her şey Kur'an'dan aldıkları bilgilerdir. Kur'an, 'Bâtıl ona önünden ve ardından giremez' ayetinde(Fussilet 41/42) belirtildiği üzere doğruluğu kesinleşen masum vahiydir. Daha önce inen kitaplar Kur'an'ı Kerim'i  tasdik ederken ardından onu tekzip edecek bir vahiy inmeyecektir. Kur'an sabit hakikat demektir."

"Hatırlamak unutulmuş önceki bir bilgi hakkında söz konusu olabilir ve onu bilen insan unutana hatırlatır. Yaratıkları karşısında Allah, bilinmeyen sahiptir; bilinmeyendir, çünkü onlar bu beraberlik ve sohbetten habersizdirler. Bu nedenle O'na mahsus vazifelerden dolayı hesaba çekilmezler; iman ederek veya müşahede ederek o Hakkı gören ise ondan dolayı hesaba çekilir. Perdeli âlim habersiz olması nedeniyle günahlardan korkarken ârif müşahedesi nedeniyle kâfirlikten korkar-ki o örtmek demektir- ve şöyle der: 'Keşiften sonra perde çekildi.'

"Allah'tan tebliğ getiren ancak dinleyene rahmet olmak üzere bilgi getirmiştir; dinleyici akıllı ve zeki olursa gelen vahiy onun lehineyken, 'eşek' olursa aleyhinedir. Güzellik özü gereği heybet verir. Hak ise hiçbir şey karşısında heybete kapılmaz. Hiç kuşkusuz Allah'ı bilen peygamber, O'nu güzel ve heybet sahibi diye tavsif etmiştir. Heybet insana içinden geçirdiği bir takım konuşmaları terk ettirir. "

"Gayeye ulaşmak hastalıktan şifa bulmaktır. Gayeye ulaştıran ise şafi, yani şifa verendir. Öyle kimseler gördük ki, onlar, göreli olarak daha çetin ve ağır acıları ortadan kaldırmak üzere acı veren bir takım durumları aramışlardır. Bu sayede o acılar kendilerine daha kolay gelmiştir. Öteki acıları kolaylaştıran söz konusu acılar, o kişiler için şifa ve âfiyet sayılır, çünkü onlar şiddetli acıları ortadan kaldırmak üzere aranmışlardır. Bu acılar 'acı' oldukları için talep edilmemişlerdir; zaten acı ve elem, özü gereği talep edilmez. İnsanlar acıları vehimde daha şiddetli bir acıyı ortadan kaldırmak üzere talep etmişlerdir."

"Allah'ın verdiğinden başka şifa yoktur. Bununla birlikte her şey O'nun tarafından yaratılmıştır. Bu nedenle Hz. İbrahim 'O bana şifa verir' der(eş-Şuara 26/80). Allah bize her peygambere olduğu gibi Hz. İbrahim'e de salât ve selam getirmemizi emretmiştir."

"Allah için salât rahmet olduğu kadar şifa da rahmetin tezahürüdür. Hz. Peygamber'in makamı, sebepleri kullanma vesilesiyle gerçekleşen şifaların da Allah'ın şifası olduğunu beyan etmiştir. Çünkü âlemden sebeplerin bütünüyle kaldırılması mümkün değildir."

"Allah bulunduğumuz her bir yerde ve yönde bizim refikimizdir. Bununla birlikte biz perdeliyiz. Bu nedenle bu maddi-duyusal varlıktan ölümle birlikte ayrılmamız, Allah'a kavuşmak diye isimlendirilmiştir. Halbuki ölüm bir kavuşma değil, sadece gözlerimizin kendisini görmekten alıkonulduğu er-Refik'i müşahede demektir. Şöyle der: 'Kim Allah'a kavuşmayı isterse Allah da ona kavuşmak ister!'"

"Akıllı insan Allah hakkında kendi nezdinde bulunan inancı O'nun katından gelen peygamberlerin bildirdikleri vahiy nedeniyle terk eden kimsedir. Peygamberlerin getirdikleri bilgiler fikir elçilerinin insanın bâtınına getirdiği bilgilerle uyuşursa, bu uyuşma nedeniyle akıllı insan Allah'a şükreder; peygamberin getirdiği bilgiyle düşünce elçisinin hükmü arasında görüş ayrılığı ortaya çıktığında ise zahirdeki peygambere uymak ve bâtının peygamberinin belasından ve âfetinden uzak kalmak şarttır. Böyle yaparsan-Allah'ın izniyle- saadete erersin. Bu sözler selim akıl sahibi kabiliyetli herkese yönelik nasihatimdir. 'De ki Rabbim bilgimi artır.'(Taha 20/114). 'Allah hakkı söyler ve doğru yola ulaştırır.' "

 

Kaynak: Fütûhât-ı Mekkiyye 17.cilt,  Muhyiddin İbn Arabî, Çeviri: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık.

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.