"Gerçekte insanın derdi nedir ve insan neyi aramaktadır?"

 "Gerçekte insanın derdi nedir ve insan neyi aramaktadır?" DİN
4,6
19.09.2015 21:44:57
A+ A-

Başlıktaki soru cümlesini Ekrem Demirli'nin "Şair Sûfîler / Mevlana, Yunus ve Niyazi-i Mısrî Üzerine İncelemeler" adlı kitabından (Sufi Kitap, 1.Baskı: Nisan 2015) aldım (s.186). Yazar, bu soruyu Niyazi-i Mısrî'nin Derman arardım derdime derdim bana derman imiş" mısraıyla başlayan şiiri üzerinde dururken dile getiriyor. Daha önce de, İbnü'l Arabî'nin, yaklaşık dört asır sonra, Bayezid-i Bestâmî'nin  dile getirdiği soruları cevaplandırmaya çalışarak böylesi soruların tasavvuf dahilinde sürekliliğini koruduğunu, bir kez ve bir sûfî tarafından ortaya çıkartılıp öyle kalmadığını göstermesi üzerinde durmuş, böylece sözü Niyazi-i Mısrî'nin dizesiyle başlayan şiirine getirmişti. Başlık yaptığım sorusunun, Bestâmî'nin "Salik  [Allah'a yaklaşma-yakınlaşma sürecinin yolcusu -aa.-] nerededir ki nereye gidecek?" temel sorusunun arka planını teşkil ettiği fikrinde. [ Bayezid-i Bestâmî'nin bir hafızın ölüm vakti okunan "Allah'tan geldik ve O'na döneceğiz" (Bakara, 2/156)  mealindeki ayeti okuduğunu duyunca "Şimdi neredeyiz ki?" diye sorması ve benzer soruyu başka bir ayet ,"Muttakiler Rahman'a götürülür" (Meryem, 19/85) vesilesiyle yinelemesi ("Kullar nerededir ki Rahman'a götürülsünler?").] (s.185-186)

Yazar, kendi sorusunun söz konusu temel sorunun arka planını teşkil ettiğini belirttikten sonra, "Daha doğru bir ifadeyle insanı harekete geçiren şey bu derdin ta kendisidir ve derdin mahiyetini anlamadığımız sürece hareketi açıklamamız mümkün olmayacaktır." diyor ve ekliyor: "Aynı zamanda sorunun böyle tespit edilmiş olması Mısrî'nin şiirini evrensel-insanlık sorununu ele alan bir düzeyde yorumlamamız gerektiğine bizi icbar eder." (s.187)

Bazı alıntılar daha sunarsam kitabın bu bölümünden, meselenin anlaşılması mümkün olur sanıyorum.

"Mısrî bir tespitle başlıyor ve derdinin dermanı olduğunu söylüyor. Bu ifade aynı anda soruyu ve cevabı bilen bir  sûfî ile karşı karşıya olduğumuzu ima eder. Fakat derdin dermanla birlikte olduğunu bilmek ikisi hakkında da derin bir bilince sahip olmak demektir. Öyleyse şu soruyu sormamız gerekir: İnsanın derdi nedir?" (s.187)

"(...) Meselenin ayrıntısına girmeden söyleyebileceğimiz husus iki büyük sufinin iki metninin doğrudan bu soruyla ilgili olduğudur. Bunlardan birisi Mesnevi'nin girişinde dile getirilen ve neyin öyküsüyle anlatılan ayrılıktan şikayettir. Ney bir sazlıktan kopartılmış ve sürekli ayrılıktan şikayet etmektedir. Neyin derdi ayrılık ve uzaklıktır. Mısrî'ye göre neyin dermanı da bizzat ayrılığın kendisi olacaktır. Ancak Mısrî'ye dönmeden daha önemli bir metne dönmemiz gerekmektedir. Söz konusu metin, tasavvuf tarihinde 'derdin mahiyetini' en iyi anlatan metinlerden birisi olan Fusûsu'l-Hikem'in Eyyûb Fassı'dır. Eyyûb Fassı bilindiği üzere çektiği sıkıntılar karşısındaki sabrıyla maruf bir peygamber üzerinde odaklanır. (...) Meselenin ayrıntısına girmeden söyleyebileceğimiz husus, Eyyûb Fassı'nda anlatılan iki temel konunun Mısrî'nin şiiriyle yakın alakasıdır. Birincisi Hz. Eyyûb'un "Bana şeytan temas etti." (Sâd,38/41) anlamındaki sözünü yorumlar. Ona göre kastedilen sözlük anlamıyla şeytan, yani uzaklıktır. Bu durumda cümlenin anlamı "Ben uzak kaldım ve uzaklık beni rahatsız etti." demek olur. Bu durum uzaklığın Eyyûb Peygamber'de bir özlem olarak tezahür etmesi demektir. (İbnü'l-Arabî, Fusûsu-l- Hikem, Çeviri ve Şerh: Ekrem Demirli, İstanbul, Kabalcı Yay. 2006, ss.187-190; 450-455.) O zaman Eyyûb Fassı'nda dile getirilen dert ile Mesnevî'nin girişinde zikredilen ayrılıktan şikayet aynı bağlamda yorumlanabilir. En nihayetinde Mısrî'nin mısraı her iki metne eklenerek, hakikatten uzaklaşmak, özlem, vatandan ayrılık gibi bir mana taşıdığını kabul edebiliriz." (s. 187-188)

"(...) Eyyûb Fassı'nda bu durum, şikayeti ortadan kaldıracak çözümün -ki ayette bu durum suyla, yani sembolik anlamıyla bilgi ve hayatla anlatılır- ayağının ucunda olmasıyla açıklanır. Öyleyse Hz. Eyyûb kendisini hakikatlerden ne kadar uzaklaşmış saysa bile, aslında hakikat ona ayakucu kadar yakındır ve derdiyle dermanı aynı yerdedir. İnsanın kendini hakikatten uzak saymış olması, gerçekte onu hakikatten uzak düşürmez. Mutlak hakikat demek olan Hak herkese şah damarından daha yakındır ve Hz. Eyyûb'a hatırlatılan husus buydu. Öte yandan derdin dermanla aynı olması derdin ortadan kalkmayacağı anlamında da yorumlanabilir." (s.188)

"O halde Mısrî'nin 'derman arardım derdime' diye başlayan cümlelerini bir insanlık sorunu ve insanın hakikat arayışı şeklinde yorumlamak, bizi şiirin genel bağlamından uzaklaştırmaz. (...) Peki, derde derman olanı nasıl anlayacağız? Hiç kuşkusuz Mısrî'nin ikinci mısraı bunu açıklar. Hakikati aramakla bir saydığımız dert en nihayetinde Allah'ı aramak şeklinde tezahür ederken, derman, arayışın kesin bir delille maksadına vardırılmasıdır. Mısrî, Allah'ı insanın aslı diye ifade ederken dermanı 'burhan bulmak' [burhan: delil. aa.] tabiriyle anlatır.

(...) Bu beytin, öncekine benzediği aşikârdır: İlkinde derman derdin kendisinde bulunurken bu kez asla burhan ararken aslın burhan olduğu görülür. (...) Gerçekten her insanın ilk ve asli sorusu -ki bunu ilk mısrada dert diye ifade etmiştik- kendi varlığına bir asıl ve ilke aramaktır. (...)"

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.