Güzel bir kelime, kötü bir kelime

DİN
4,0
12.12.2013 10:39:29
A+ A-

"Görmedin mi, Allah sana nasıl bir mesel îrad etmiştir(getirmiştir). Güzel bir kelime, kökü sabit, dalları semâda olan bir ağaç gibidir; ki o ağaç Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir durur. Allah insanlara böyle misâller îrad eder(getirir). Olur ki onlar çok iyi düşünüp ibret alırlar. Kötü bir kelimenin hâli de toprağın üstünden koparılıvermiş kötü bir ağaç gibidir ki onun hiçbir sebâtı( tutunma ve yerinde kalma kararlılığı) yoktur." (Kur'an-ı Kerîm, İbrahim sûresi(sûre:14, âyetler:24, 25, 26) (Âyetlerin mealleri için kaynak: Kur'ân- Hakîm ve Meâl-i Kerîm,  Balıkesir'li Hasan Basri Çantay)

Cenâb-ı Hak güzel kelimeyi güzel ağaca benzetmiştir(teşbih buyurmuştur). Güzel kelimenin  güzel amele(edim ve eylem) yol açacağı, o şekilde semere vereceği; güzel ağacın ürününün de faydalı meyve olacağı düşünüldüğünde, benzetmenin(teşbih) önemi ve çarpıcılığı ortadadır. Müfessirlere göre güzel kelime şehâdet ( tanıklık : Allah'tan başka ilah / tanrı olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resûlü / Elçisi olduğuna) kelimesidir. Bu kelime dışta ve içte daima sâlih(iyi, uygun) ameller ortaya çıkarır. Allah'ın razı olacağı her sâlih amel bu kelimenin ürünüdür. Alî bin Talha'nın İbn-i Abbas(r.a.)'dan nakline göre "Güzel kelime-ki şehadet kelimesidir- güzel ağaç gibidir. Bu da mü'minin ta kendisidir. O ağacın kökü mü'minin kalbindeki tevhîd (Allah'ı / Hakkı birleme : "Lâ ilâhe İllallah" / "Allah'tan başka ilah yoktur" hakikati) kelimesidir.  Dalları da göktedir. Mü'minin ameli o sâyede göklere yükselir." Bu âyetteki güzel kelimeyi îman olarak yorumlayan müfessirler de var(Rebi bin Enes gibi). Bu yoruma göre, îman güzel bir ağaçtır. Onun sabit olan aslı / kökü ondaki ihlâs(doğruluk/samimiyet/bağlılık), gökteki dalı ise Allah korkusudur(takvâ). Bu kelime kimin kalbinde tam olarak ve hakikatiyle yerleşirse, kalbi onunla nitelenir, bu şekilde en güzel boya olan Allah'ın boyasıyla boyanırsa, artık o Allah'ını anlar, dili buna tanıklık eder, organları da bunu onaylar. Bu hakikat ve onun gerektirdiği donanım, sahibini masivâdan(Allah dışındakiler) uzaklaştırır. Onun vicdanı ile lisanını birleştirir. Artık o tüm organlarıyla Allah'a boyun eğerek yaşar. İman ve İslâm, bir ağaç gibidir; damarları, gövdesi, dalları, meyvesi vardır. Damarları ilim, irfan/ma'rifet(Hakkı-hakikati tanıma), yakîn(kesin bilgi)dir. Gövdesi ihlâstır. Dalları iyi amellerdir. Meyvesi, güzel amellerin gerektirdiği makbul ve övülen eserler, sıfatlar, temiz huylardır. Bir ağaç nasıl bakım isterse, kalbdeki iman ve İslâm ağacı da, sâhibinin faydalı ilim, sâlih amel ile, hatırlama ve düşünmeyle her zaman bakıp gözetmesini ister. Bunlar ihmâl edilirse, ağacın kuruması gibi bir sonuç kaçınılmazdır. İmam Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre(r.a.)'den meâlen şu hadîsi çıkartmıştır: "Resûlüllah(s.a.s.) buyurdu ki, elbise nasıl yıpranır, eskirse, kalbdeki îman da öylece yıpranıp eskir; o halde îmanınızı dâima tazeleyin."

"'Kötü'(habîs) kelimesiyle kasdedilen Allah'ı tanımamaktır. Bu, âfetlerin kaynağı, tehlikelerin büyüğü, tâlihsizliğin(bedbahtlığın) başlıcasıdır. Ağaçlar da kokusu, tadı, zararı itibariyle kötü(habîs) olabilmekte. Böyle bir ağacın gövdesi de toprağın üstünden koparılıvermişse, bu ağacın ne kökü ne de kökü tutan damarları yoktur demektir. Allah'a eş tutmak da böyledir. Çünkü o da asılsızdır, delilsizdir,  sebatsızdır, kuvvetsizdir. Hiç sebatı yoktur. İstikrârı, tutunmaya mecâli yoktur anlamında. Dahhâk şöyle der: "Kâfir de böyledir. O bir hayır yapmaz, hayır söylemez, yaptığından hiçbir feyz ve bereket ve menfaat de görmez."  İbn-i Abbas(r.a.)'a göre kötü kelime(kelime-i habîse) şirktir(Allah'a ortak koşma). Çünkü onun tutunacağı bir kökü, bir burhânı(delili) olmadığı gibi, Allah da şirke ulaşmış, bitişmiş/ bulaşmış ameli kabul etmez, onu dergâh-ı izzetine yükseltmez. Onun ne yerde, ne gökte yarar bir ameli yoktur. (Tüm bu yorumlar için yararlanılan kaynak, yukarıda alıntılanan âyet mealleri için verilen kaynaktaki sözkonusu âyetlerle ilgili dipnotlardır.)

Kur'an-ı Kerîm'de Allah'ın getirdiği meseller, yaptığı teşbihler, tasvirler elbette ki dikkat çekici ve düşündürücü. Neden insan eseri kitapları, yazıları tekrar tekrar okuma gereği duymayız da Kur'an'ı dönüp dönüp okuruz ve her okuyuşumuzda daha bir etkilenme, heyecan duyma hâli yaşarız, usanmayız okumaktan?  Çünkü Hz. Mevlânâ'nın dediği gibi, Kelâm-ı Hudâ'nın(Allah kelâmı) nihayeti yoktur.  "Allah'ın kelimeleri tükenmez"(Lokman sûresi, 31/27). Yine Hz. Mevlânâ'dan bir beyitle bitireyim yazıyı: "Kavl-i Bârî'yi işit Bârî'den / Perdedir geç neğam-ı kâriden" (Kavl: söz / kelâm; Bârî: Yaratıcı; neğam-ı kârî: okuyucunun nağmeleri)

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.