Güzellik kâinata yayılmış

Güzellik kâinata yayılmış DİN
0,0
21.12.2015 14:58:30
A+ A-

Hüsün ve güzellik, zerrattan seyyarata, esir gibi bütün kâinata yayılmıştır adeta. Hikmet gözüyle bakıldığında, en çirkin addedilen şeylerin bile hakikî yüzlerinin güzelliklerle tezyin edilmiş olduğunu görürüz.

Esmâ-i İlâhiyenin ve hadsiz kudret nakışlarının bir gergef gibi işlendiği şu kâinat ve mevcudat çarşısında, mevcudatın en mümtazı olan insanın beğenisine sunulan o kadar güzellikler var ki;  değil 70-80 senelik kısa bir ömür, 5000 senelik bir ömür de olsa bu müddet içinde beşer, onların hikmet gözüyle temâşâsını bir tarafa bırakalım, sadece isimlerini saymaya bile ömrü yetmezdi.

Rahman Sûresi'nde beşere verilen hadsiz kesret, keyfiyet ve güzellikte bulunan bu nimetlerden sadece bir pencere açılmasıyla otuz bir defa beşeri "Rabbinizin verdiği hangi nimeti inkâr edebilirsiniz!" ikaz-ı İlâhiyesiyle uyarmaktadır. Yine Lokman Sûresi 27. âyetinde "Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, arkasından buna yedi deniz daha ilâve edilse, Allah'ın kelimeleri yazmakla tükenmezdi. Şüphesiz ki Allah'ın kudreti herşeye galiptir; Onun her işi hikmet iledir" buyurularak her biri Rabbimizin bir kelâmı ve masnuu olan eserlerinin sayılmasında, akıl ve hafıza-i beşerin muztar ve çaresiz kalacağı ifade edilmiştir.

Peki, cirim olarak, yüz milyarlarca seyyare içinde küçük bir seyyare olan arza nispeten bir nokta hükmünde olan insanın temaşası dışında olan bu muhteşem güzellikleri kim okuyup anlayacak ve temaşa edecek? Hâşâ, beşerin temaşa alanı dışında olan bu güzellikler boşuna mı? vb. suâller insanoğlunu hep meşgul etmiştir.

Zihnimin bu suallerle meşguliyeti, yaşadığım bir hatıraya götürdü, hatıra şu: Küçüklüğümde Torosların Barcın Yaylasında ıssız dağlarda açan bahar çiçekleri ve güz güllerinin yalnızlığıyla birlikte, kısa zamanda görünüp kaybolmalarındaki hüzün ve gurbet hep içimi burkardı ve bu sualin halli yıllarca hep içimde bir ukde olarak kalmaya devam ederdi.
Yıllar sonra, Nurları tanımak nasip olunca; Kâinat Sultanı olan Rabbimizin, yarattığı her masnûyu temaşa edip okumak üzere, başta ins ve cin olmak üzere, melekler ve ruhanilerden hadsiz müekkel temaşagârlar yarattığını okuyunca, bir anda başımdaki bütün şüpheler ve meraklar izale olup teskin oldum. O zaman Nurların cismimizle birlikte akıl, ruh ve hayallerimizi aydınlatıp nurlandırdığını idrak ederek, Nurlarla tanıştığım için Rabbime binlerce hamd ve teşekkür ettim.

Bu geniş temaşa ve okumaklığın daha ötelerinde ise, fitne ve fesat asrı olan âhirzamanda başta Müslümanlar olmak üzere bütün insanlığa ihsan-ı İlâhiyle ikram edilen Nurların 30. Lem'a 6. Nükte 2. Şuâ'ındaki muhteşem ifadeler biz insanlara ve beşere en yüksek bir ders olarak ifade ediliyor:
"Eşyanın sırr-ı Kayyûmiyetle münasebettar faydalarının ve hikmetlerinin bir kısmına işaret etmeyi bu makam iktiza ediyor.
Evet, her şeyin hikmet-i vücudu ve gaye-i fıtratı ve faide-i hilkati ve netice-i hayatı üçer nevidir:
Birinci nevi: Kendine ve insana ve insanın maslahatlarına bakar.
İkinci nevi: Daha mühimdir ki, herşey, umum zîşuur mütalâa edebilecek ve Fâtır-ı Zülcelâl'in cilve-i esmâsını bildirecek birer âyet, birer mektup, birer kitap, birer kaside hükmünde olarak, mânâlarını hadsiz okuyucularına ifade etmesidir.

Üçüncü nevi ise, Sâni-i Zülcelâl'e aittir, O'na bakar. Her şeyin faydası ve neticesi kendine bakan bir ise, Sâni-i Zülcelâle bakan yüzlerdir ki, Sâni-i Zülcelâl, kendi acaib-i san'atını kendisi temâşâ eder, kendi cilve-i esmâsına kendi masnuatında bakar. Bu âzamî üçüncü nevide hikmet-i hilkatini ifade için, bir saniye kadar yaşamak kâfidir."

Cenâb-ı Hak, cümlemizi, kendi yaratılış ve vücudumuz başta olmak üzere, kâinat kitabının baktığımız her sayfasını hikmetle okuyanlardan kılsın!

abdullahsahin56@hotmail.com

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.