Havale ta la ma ya?

DİN
0,0
28.12.2013 17:11:45
A+ A-

Bugün Türkiye’deki milliyetçi akımlar ve bu akımların Aleviler üzerindeki etkilerini ele alacağız...
Geleneksel olarak Aleviler arasında ‘Biz’ kavramı vardı ve Aleviler herhangi birini ‘Biz’ kavramı içinde kabul etmek için Aleviliği referans alıyorlardı. Yani birinin bizden diye kabul edilmesi için ‘Alevi’ olması gerekirdi. Ama her şey böyle kalmadı. Milliyetçi akımların yükselmesi ile Aleviler Türk Alevi- Kürt Alevi olarak sınıflandırılmaya çalışıldı. Bu, Her şeyi tanımlamayı ve sınıflandırmayı amaç edinen modern bir dilin dışarıdan dayatması olarak da değerlendirilebilir. Örneğin İrene Melikoff ‘Uyur İdik Uyardılar’ kitabında ‘ Caferler ya da Sevar, 3300 nüfusludur. Bu köy, aradan geçen bir yolla ikiye bölünmüştür ki, bir yanda hepsi Müslüman 1300 nüfus yaşamaktadır. Kızılbaşlar bunlara ‘Türk’ derler; fakat onlara göre Türk sözcüğü Sünni anlamdaşıdır…. Köyün öbür yanında, kendileri bu bölgelere uzun zamandan beri yerleşmiş gerçek Türk’ler oldukları halde, Türk adını verdikleri nüfusla karışmayan 2000 Kızılbaş yaşamaktaydı.’ (1) demektedir. Melikoff kendini Türk olarak adlandırmayan Kızılbaşları Türk olarak tanımlamakta ısrarcı gibi görünmektedir. Yine geçtiğimiz yıl Türkçe’ye çevrilen Kızılbaşlar/Aleviler isimli kitabında Krisztina Kehl-Bodrogi ‘topluluk Kızılbaş olan Kızılbaş kalır mottosu gereği din değiştireni kendinden görmeye devam eder. Kayseri bölgesinde Alevi köylüler arasında geçen hararetli bir tartışma sırasında şu gibi ifadelerin kullanıldığına şahit oldum: Kıçına şişe de soksan ya da ağzına da işesen Kızılbaş kalırsın! tartışmanın fitilin ateşleyen soru şuydu: Acaba o yörede yaşayan bir adam alenen İslam’ın beş şartını da yerine getirir ve cumaları komşu köydeki camiye namaza giderse, yine de Kızılbaş sayılır mı? Grup aidiyetinin dini inancın ötesinde soya dayandırılması, Kızılbaşlıkta/Alevilikte zamanla etnik bir kimlik bilincinin oluştuğuna işaret etmektedir. Bu durum kendini dil kullanımında da göstermektedir: Türk Kızılbaşlar/Aleviler Sünni hemşerilerini ‘Türkler’ olarak tanımlar. ’ Yazar aynı bölümde ‘ barth’ın … görüşünden yola çıkılırsa Kızılbaşlar/Aleviler esasında etnik bir grup olarak görülebilir.’ demektedir. ( 2 ) Bu gün dahi Alevilerin kendilerini Türk veya Kürt olarak tanımlamadıklarını görmekteyiz. Örneğin Sivas’ta Türkçe konuşan bir Alevinin ‘ İstanbul’a gittim. İstanbul hep Kürt gençleriyle dolmuş. İyi olmuş. Türklerin eline geçeceğine Kürtlerin olsun.’ diyerek kendisini Türk olarak görmediğine tanıklık edebilirsiniz. Ya da aynı kişinin Kurmanci konuşan komşularının da Alevilere –hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar- biz dediğini ama ‘ Am la nav Tirkan rudanın a.’ ( Biz Türklerin arasında oturuyoruz) diyerek Sünni Türkleri Türk olarak işaret ettiğini görebilirsiniz. Yine aynı kişilerin Şafi Kürtleri kendilerinden görmediğini ve Şafilere ‘ Kurro ’ dediğini de görebilirsiniz. Bu ‘ Kurro’ adlandırması hem Maraş, Malatya, Kayseri’nin doğusunda yaşayan Kurmanci konuşan Kızılbaşlarda mevcuttur hem de Sivas’ın doğusunda Koçgiri’de mevcuttur. Aynı adlandırma Dersim’de ‘ Kurri ’ şeklinde ifade edilmektedir. Bugün bile Maraş’ta eve bir yabancı geldiğinde “ Havale ta la ma ya” ( Arkadaşın bizden mi? ) denildiğini duyabilirsiniz. Hatta daha ilginç bir şeyden bahsedeyim. Azerilerin büyük çoğunluğu bilindiği üzere Şii dir. Bir Şii Azeri arkadaşım bana İran’da Şii Azerilerin Sünni Azeriler için ‘ Küre Sünni’ dediğini söylemişti. Bu ‘Küre’nin ‘Kurro’ ile bir ilişkisi olup olmadığını bilmiyoruz. Tarihçi Hüseyin Demirtaş Aleviler Türk mü Kürt mü? isimli makalesinde “… Yine Anadolu ve Yukarı Mezopotamya’daki gerek Türkmen gerekse Kürt Aleviler arasında, Türk’ten bahsedildiğinde bugün dahi hemen akla Türk=Müslüman-Sünni gelmektedir.” “Günümüzde hepsi Türklük şemsiyesi altında toplanmak istenen Aleviler arasında kaydettiğimiz gibi, “Biz Türk’üz” cümlesini kuranlar yeni yeni ortaya çıkmıştır.  Böyle bir tanımlama-tanıtma eskiden yoktu. Geçmişte Türk etnisitesine mensup Aleviler kendilerini Türklük gibi Sünnilikle adeta bütünleşmiş, eşitlenmiş bir kimlikle asla tanımlamadılar.  Ya nasıl tanındılar ve kendilerini tanımladılar? Kimisi kendisine Türkmen, Tahtacı, Çepni, Amuca, Ağaçeri, Siraç, Avşar, Varsak, Beydilli, Şamlu, Rumlu, Ustaçlu gibi geldiği Oğuz-Türkmen boyunun ve Tahtacılar ile Ağaçeriler gibi yaptığı mesleğin ismini verirken;  kimisi de Abdal, Kalenderi, Torlak, Işık Taifesi, Babai, Hurufi ve Bedreddini diye kendini tanıtmış ve çevresinde öyle tanınmıştır. Aynı şekilde bugün Kürt dediğimiz Alevilerde de önceleri kendilerini Kürt veya Zaza diye tanımlayan bir topluluk yoktur. Onlar da “Sen kimsin ve kimlerdensin?” diye sorulduğunda Kureyşan, Haydaran, Lolan, Sinemilli, Koçgirili, Cibranlı, Derviş Cemal benzeri aşiret ve ocak isimleriyle kendilerini beyan etmişlerdir.”( 3 )  demektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken şey: Aleviler yakın tarihe kadar kendilerini Türk veya Kürt olarak ifade etmemişlerdir. Bunun nedeni kendilerini Alevi-Kızılbaş kimliği ile ifade etmeleridir. Siz eğer bunu görmez ve tek taraflı olarak Kurmanci konuşan Aleviler üzerinden konuşursanız ve bunlar kendilerini Kürt olarak tanımlamıyor derseniz, gideceğiniz yer Cemal Şener, Rıza Zelyut gibi faşistlerin yanı olur. Çünkü Alevilerin ortak bir zulüm/ katliam hafızası vardır ve bu, Alevileri dil temelli değil, inanç ve kültür temelli bir ortak kimlikte birleşmeye itmiştir. Kaldı ki Türk veya Kürt gibi kimlikler Kızılbaş kimliğinin yanında daha yeni doğan döneminde sayılır. Bu Kürtçe konuşan Aleviler için ne kadar geçerliyse Türkçe konuşan Aleviler için de o kadar geçerlidir. Bu güne kadar bu hep tek taraflı konuşuldu. Hatta Cemal Şener gibi faşist isimler bunu kullanarak Alevilerin tümü Türk’tür safsataları dahi ürettiler. Bu noktada yine Hüseyin Demirtaş’ın yazısına dönersek “Vurgulamamız gereken bir diğer önemli noktaysa, Aleviler arasında bu milliyetçi tezleri yayanlar bir yerde yanılıyorlar ama bir yerde de gerçeği söylüyorlar. Diyorlar ki, “Kürt Alevi olmaz!” Bu hüküm doğru sayılır. Evet, Kürt Alevi olmaz! Ama bilmiyorlar ki Türk Alevi de yoktur! “ ( 4 ) demektedir.   Önce ittihatçılardan aldığı mirasla yeni cumhuriyet Aleviliği bir Türk inancı diye keşfetti ve Şamanist kökenli diye tanımladı. Aynı cumhuriyet Aleviliğin şamanik köklerine vurgu yaparken Aleviliği bir inanç olmaktan çok bir kültürel olgu olarak adlandırdı. Alevilerin sözde Türk kültürünün ve kimliğinin taşıyıcısı olduğu propaganda edildi. İlginç olan Sünniler bir inanç olarak devlet bünyesinde resmi olarak kabul edilirken, Aleviler ise kültürel bir olgu olarak Türklük üzerinden kapsanmaya çalışıldı. Türkçe konuşan Kızılbaşlar’a devamlı olarak ‘ Siz de Türksünüz, Türk milletinin bir parçasısınız, hatta Türk dilinin esas taşıyıcısı siz oldunuz’ propagandası yapıldı. Gerçekte Alevilik değil devletin kafasındaki hayali Alevilik, hatta ondan da öte Alevilik adına içinde bir takım folklorik öğeler barındıran bir Türklük’tü devletin Alevilere biçtiği don. Bu gün bile devlet aklının Alevileri bölmek ve kapsamak için aynı yönteme başvurduğunu görmekteyiz. Yapılmaya çalışılan şey Türkçe konuşan Kızılbaşları Türk kimliğini kullanarak kapsamaktır. Bunun için Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan’a bakmak yeterlidir. Fethullah Gülen yaptığı bir konuşmada “ Fakat Türkiye’de ben Alevi demiyorum. Onlar Alevi değildir. Anadolu’daki Aleviler Yörükler, bizim tahtacılar onlar bizim her zaman anlaşacağımız insanlardır. Fakat aslen Nusayri olan Ermenilerden, Süryanilerden meydana gelmiş aslen Nusayri olan Tunceli civarındaki Aleviler bu işin arkasında. Bunlar Türkiye’de gaileler açtığı zaman devletinizle, ordunuzla bu işin karşısına çıkamazsınız. Ve bunların dinleri yoktur. Nusayri akidesi vardır. Allah insandır, insan Allah’tır. Allah insanın içine girmiştir, insana itaat etmiştir. Bu anlayış hakimdir.” (5 ) demiştir. Tayyip Erdoğan da Gülen’in yaklaşımını adeta kopyalamışçasına “Bizim yaşam tarzımıza uygun olan Türk Alevileri. Öbürleri ise tamamen farklı yerde.” demiştir. ( 6 ) Oysa bu dinci isimlerin kendilerine benzediklerini iddia ettikleri Alevilerin haklarını teslim etmek gibi bir dertleri yoktur. Alevilerin acıları da onları ilgilendirmemektedir. Onlar Alevileri bölmeye oynamaktadır. Osmanlıda oyun çoktur ne de olsa. Bu milliyetçi dalga elbette Alevileri de etkiledi. Aleviler 1990’lara kadar henüz Alevi kimliği ile açıktan örgütlenemedikleri için, Alevilerin kurdukları Birlik Partisi’nin başlangıçtaki söylemlerinde ya da Alevilerin düzenlediği etkinliklerde Türk vurgusu abartılı şekilde yapıldı. Birlik partisi bu yüzden Amasya, Sivas, Tokat gibi illerden yüksek oy almasına rağmen Tunceli’de ciddi bir etki gösterememişti. Ancak hemen hatırlamak gerekiyor ki Alevilere yönelik saldırılar ve de sol hareketlerle beraber Aleviler neredeyse topyekün milliyetçi faşizmin karşısında yer aldılar. Aleviler, devlet, milliyetçi faşistler ve yobazlar tarafından defalarca katledildiler. Aleviliği ve Alevileri Türkleştirme çabaları önceleri devlet tarafından yapılırken, daha sonraları bu devletle iyi ilişkiler içinde olan kimi Aleviler tarafından yapılır oldu.  Örneğin Cemal Şener bunun taşıyıcılarından biri oldu ve tüm Alevilerin Türk olduğunu iddia etti. Bugün de Cem Vakfı ve çevresi bu fikrin taşıyıcılığını yapmaya devam etmektedir. Aynı vakfın Mhp çevreleri ile iyi ilişkiler içinde olduğunu da not etmemiz gerekiyor. Milliyetçi çevrelerin Alevilik konusunda kafaları karışıktır. Alevilerin hepsi Türk’tür demekle Alevilerin hepsinin Türk olmayacağını kendileri de biliyorlar. Bu yüzden işi bir adım öteye taşıdılar ve Alevilerin Türkleştirilmesi yerine Aleviliğin Türkleştirilmesi yoluna gittiler. Bu yüzdendir ki mesela Rıza Zelyut ‘ Türk Alevilği’ diye bir kitap dahi yazdı. Hacı Bektaş Veli bir anda Anadolu’yu Türk ve Müslümanlaştırmak üzere gelmiş bir alperene dönüştürüldü. Devletin faşistliğiyle ünlü Üniversitesi Gazi, Türk Kültürü ve Hacı Bektaşı Veli Araştırma Merkezi bile açtı.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.