Hz. Abdülkâdir Geylânî'den görüşlerine dair sözler...

 Hz. Abdülkâdir Geylânî'den görüşlerine dair sözler... DİN
3,4
20.06.2014 18:49:17
A+ A-

Abdülkâdir Geylanî'nin yaşadığı çağ (11. asrın sonları-12. asrın büyük kısmı) tasavvuf açısından diğer İslâmî ilimlerde olduğu gibi son derece canlılığın olduğu bir dönemdir. Bu dönemde bir yandan tasavvufun Kur'an ve sünnet temelleri pekiştirilmeye çalışılırken, diğer yandan İslâm coğrafyasının sınırlarını aşan irşad faaliyetleri sûfîler tarafından da devam ettirilmekte idi. Tarîkat ve tarîkat pîri denince Abdülkâdir Geylanî ve Kâdiriyye aklımıza ilk gelen isimlerdendir. Başka bir deyişle Abdülkâdir Geylânî ve Kâdiriyye gerek ilmî ve kültürel tarihimizin ve gerekse bugünkü sosyal hayatımızın önemli bir unsurudur. (Dilâver Gürer ; Abdülkâdir Geylânî Hayatı, Eserleri, Görüşleri ; insan yayınları . Bu bilgiler için bu eserin Önsöz'ünden(s.8) ve Giriş'inden'(s.43) yararlanılmış ve bazı cümleler aynen alınmıştır. )

Bu yazının bundan sonrası, adı geçen eserin (a.g.e.) içerdiği, Abdülkâdir Geylanî Hazretlerinin görüşlerine dair kendi sözlerinden yapılmış bazı alıntılardan oluşacaktır.

" Ona göre tasavvuf 'Hakk'a karşı sadâkatli, halka karşı güzel ahlaklı olmaktır.' 'Kıyl u kâl (dedikodu) ile uğraşmak değil, nefsi aç bırakmak, onu alâka duyduğu, kendisine hoş gelen şeylerden alıkoymaktır.'  Abdülkâdir Geylânî tasavvuf ile bazı peygamberlerin temâyüz etmiş(öne çıkmış) özellikleri arasındaki bağa işâret eder: Ona göre 'tasavvuf şu 8 esas üzerine kurulmuştur: Sehâ(cömertlik, yumuşaklık), İbrâhim (a.s.)'ın; rızâ, İshâk(a.s.)'ın; sabır, Eyyûb(a.s.)'ın; işâret(maksadı konuşmadan anlama ve anlatma), Zekeriyâ(a.s.)'ın; gurbet, Yahyâ(a.s.)'ın; sûf (giymek), Mûsâ(a.s.)'ın; seyahat, Îsâ(a.s.)'ın; fakr, Hz. Peygamber(s.a.v.)'in hasleti.' " ( a.g.e., s.186)

" (...) 'Mutasavvıf müptedî (yolun başında olan), sûfî ise müntehîdir (yolun sonuna ulaşmıştır) ; mutasavvıf vuslat yolunda yürümeye başlayan, sûfî ise yolu katederek vuslatın ve yolun kendisine çıktığı yere ya da şeye ulaşandır; mutasavvıf mütehammil (taşıyan, yük çeken), sûfî taşınandır. Mutasavvıf hafif, ağır her şeyi taşır. Tâ ki, nefsi erir, hevâsı yok olur, iradesi ve emniyeti kaybolur. Yani sâf olur, her şeyden arınır ve 'sûfî' olarak isimlendirilir.' " (a.g.e., s.186)

 "Ona göre 'kavmin ilk işi dünyâlık geçimi şerîat sınırları içerisinde, ihtiyaç ölçüsünde tedarik edebilecek bir kazanç yolu temin etmektir. Ancak beden çalışmaktan  âciz kalıp, tevekkül dönemi gelerek kalbi kapladığında ve uzuvlar bağlandığında onların dünyâlık kısmetleri zorluk ve güçlük olmaksızın kendilerine gelir.' 

(...) Sûfiye 'dünya yatağını dürmüş, ondan uzaklaşmış, Rabbine yönelmiş, ona hizmetle meşguldürler. Onların dünya kazancı refah içerisinde hüküm sürmek için değil, kendilerine yetecek miktarda bir azıktır. Onlar kazanç elde etmeyi, bedenlerini ibadet etmede kuvvetli tutmak, şeytanın tuzak ve hilelerinden kendilerini korumak için yaparlar. Böylece Rableri'nin emrini yerine getirmiş ve Nebîleri'nin sünnetine uymuş olurlar. Aslında onların her işi evâmire (emirler) imtisâl(bir örneğe göre hareket etme) ve sünnete ittibâdır (uyma).' " (a.g.e. , s.187)

"Dünya sevgisi kalbinde olduğu müddetçe sâlihlerin ahvâlinden birşey bekleme. Halktan dilendiğin, onları şirk koştuğun sürece kalp gözün açılmaz." (a.g.e. , s.188)

" (...) Sûfî, safâsı (temizliği) arttıkça vücut (varlık) denizinden çıkar, kalbini temizlemesi vesîlesiyle isteğini, ihtiyârını (tercihini) ve arzusunu terkeder. Hayırlı olmanın temeli Nebî(s.a.v.)'in sünnetine sözde ve fiilde uymaktır. Kulun kalbi saf olursa, rüyasında Nebî (s.a.v.)'i görür. Ona yapacağı şeyleri emreder, onu yapmaması gerekenlerden de nehyeder (men eder) " (a.g.e. ,s.188)

" (...) Onlar gecenin gelmesini ve âile efrâdının uyumasını gözetirler. Çünkü onlar hem ailenin yükünü çekmeyi, hem de kalplerinin Rableriyle başbaşa kalma sebeplerini sağlamayı üzerlerine almışlardır." ( a.g.e. , s.189)

"Sözde ve fiilde bu insanlara tâbi olmak gerekir. Onlara mal ve canla hizmet ederek yakınlaşmak lâzımdır. Onlara verilen hiçbir şey zâyi olmaz. Onlar aldıklarını ileride mutlaka teslim ederler." (a.g.e. ,s.190)

" (...)  Kavm (yâni sûfîler topluluğu) Hakk'a ibâdette, karanlığa ışığı getiren kimselerdir. Onlar havf (korku) ve hazer (çekinme / korunma) kademi üzerindedirler. Kötü âkıbetten korkarlar. Zira Allâhu Teâlâ'nın kendileri hakkındaki ilmini (bilgisini) ve sonlarının ne olacağını bilmezler. Bu sebeple de karanlığa ışığı hüzünlü olarak, ağlayarak ulaştırırlar. Namazda, oruçta, hacda ve diğer bütün ibâdetlerinde bu hal üzeredirler. Kalpleriyle ve lisanlarıyla Rablerini zikrederler. Âhirete vardıklarında da cennete girer ve kendilerine ihsan edilen Hakk'ın vechini (her şeyin hakikatini) görürler. Bunun için : 'Üzerimizden hüzünü gideren Allâhu Teâlâ'ya hamdolsun' (Fâtır Sûresi, 24) diye Allâhu Teâlâ'ya hamd u senâ ederler. "( a.g. e. , s.190) 

" (...) Sûfîlerin hallerine karşı herhangi bir iddiaya kalkışma, ey hevâ sahibi !.. Zira sen hevânın kulusun, onlar ise mevlâ'nın; sen dünyaya düşkünsün, onlar ise ukbâya; sen dünyayı görüyorsun, onlar ise göğün ve yerin Rabbini; senin meylin halkadır, onlarınki ise Hakk'adır; senin kalbin dünyalık ile alâkalıdır, sûfîlerin kalbi ise arşın sahibine dönüktür; sen gördüğünün avı olursun, onlar ise senin gördüğünü görmezler, bilakis onlar eşyânın Hâlik'ını görürler." (a.g.e. , s.190)

 

 

 

 

 

 

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.