Hz.Mevlânâ anlatıyor: Hz.Hamza'nın zırhsız harbe girmesi

Hz.Mevlânâ anlatıyor: Hz.Hamza'nın zırhsız harbe girmesi DİN
5,0
29.05.2014 07:52:45
A+ A-

"Hz. Hamza, ömrünün sonlarında, düşman saflarına hücum etmek için zırhsız ve kendinden geçmiş bir halde gazaya gelirdi. / Göğsü açık, vücudu çıplak olduğu halde ileri gider, kendini kılıçlara atardı. / Halk: Ey Resûlullah'ın amcası, ey saflar yaran arslan, ey erler pâdişahı, / Sen Allah'ın buyruğunda: 'Kendinizi tehlikeye atmayınız' emrini okumadın mı? / O halde neden harp meydanında kendini böyle tehlikeye atıyorsun? diye sordular. / Sen genç, kuvvetli ve metanetli iken düşman safına zırhsız gitmezdin. / İhtiyarlayıp zayıflayınca ve belin bükülünce tedbirsiz olarak dolaşıyorsun. / Kılıca ve mızrağa karşı kayıtsızca harb ediyorsun. / Kılıç ihtiyara hürmet etmez. Kılıç ve okta insanı ayırt etmek hassası yoktur. / Bîhaber dostlar bu sûretle, gayret ve muhabbetlerinden, ona nasihat veriyorlardı. / 

Hamza cevâben dedi ki: 'Ben genç iken, ölümü, cihana veda etmek olarak görürdüm. / Ölüme doğru kim isteyerek gider? Ejderha karşısında kim çıplak durur? / Lâkin Muhammed'in nuru sayesinde ben, şimdi, bu fâni memlekete, "dünyaya" zebûn ve bağlı değilim. / Zâhirî hislerin ötesinde, Hakikat Şahı'nın ordugâhını, Hak nûr'u askerleriyle dolu görüyorum. / O ordugâhta çadırlar çadırlara geçmiş; çadır ipleri iplere sarılmış... Beni gaflet uykusundan uyandıran Allah'a şükür ve hamd olsun.' /

Ölüm kimin nazarında tehlike ise 'tehlikeye atılmayın' emri de onadır. / Nazarında ölüm, Hakikat kapısının açılmasına sebep olan kimseye ise hitap olarak 'acele edin' emri vârid olmuştur. / Ey Allah'ın lûtfunu görmüş olanlar, ferahlanın; ey ilâhî kahra mazhar olanlar, siz de esef edin... / 

Her kim ölümü Yûsuf gördü ise, ona canını feda etti; her kim ölümü kurt gördü ise hidâyetten ayrıldı. / Oğul; herkesin ölümü, kendi rengindedir. Düşman olanlara düşman, dost olanlara dosttur. / Ayna, beyaz yüzlü Türk'ün karşısında hoş renklidir. Siyah bir zencinin önünde ise siyahtır. / Ey can; ölümden korkup kaçarsın ya... Doğrusunu istersen, sen kendinden korkmaktasın. / Ölüm aynasında görüp de hoşlanmadığın, ölümün çehresi değil, senin çirkin yüzündür. Senin ruhun bir ağaç, ölüm de onun yaprağı mesabesindedir ki yaprak, ağacın cinsine göre olur. / O yaprak iyi ise de, kötü ise de senden hâsıl olmuştur. Nasıl ki, hoş ve nâhoş, gönlüne gelen her şey, senden, senin varlığından gelir. / Eğer sana bir diken batmışsa o dikeni sen dikmişsindir. Eğer ipekli elbise içinde isen kumaşını kendin dokumuşsundur. / Lâkin fiil cezanın aynı olmaz. Hiçbir ihsan da hizmete benzemez. / Amelenin ücreti gördüğü işe benzemez. Çünkü iş arazdır, ücret ise cevherdir ve payidardır. / İş tamâmiyla güçlüktür, kuvvet sarfıdır ve terdir. Ücret ise gümüştür, altındır, tabaklar içinde verilen ihsandır. /

Sana bir yerden bir töhmet gelse, bilmiş ol ki, zulmetmiş olduğun bir kimse uğradığı mihnet içinde sana beddua etmiştir. / Sen dersin ki, ben bir şey yapmadım, kimse hakkında bir töhmette bulunmadım. / Sen başka bir şekilde günaha girmiş ve tohum ekmiştin. Tohum meyveye benzer mi? /

Zinâ eden kimsenin cezası yüz değnek vurulmaktır. O bu cezaya mahkûm olunca: 'Ben ne vakit bir kimseye değnekle vurdum?' der. / Bu yüz değneğin belâsı, o zinânın cezası değil midir? Fakat gizli yapılan zinâya değnek nasıl benzer?

 

Kaynak eser: Mevlânâ, Mesnevî, Tercüme: Tâhirü'l-Mevlevî, Yayına hazırlayan: Recep Kibar, Kırkambar Kitaplığı. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.