İbn-i Arabi'yi anlamak

İbn-i Arabi'yi anlamak DİN
4,2
03.06.2013 22:13:15
A+ A-

1165 yılında İspanya'nın Murcia kentinde dünyaya gelen büyük İslam alimi İbn-i Arabi yazdığı yüksek düzeyli 500'e yakın eserinde, İslam'da gaye olarak bilinen "TEK"lik konusuna Vahdet-i Vücut teorisi ile çığır açmıştır.

İbn-i Arabi öğrenimini Sevilla'da tamamlamıştır. Hayatının büyük bir bölümünü yalnız olarak geçirmiş, dış dünyanın gelgitlerinin ortasında  kendine bir iç kale inşa etmeyi başarmış nadir insanlardan biridir.

Arabi, düşünce yapısını Kuran'ın özü mahiyetindeki bilgiler üzerinde yoğunlaştırarak Vahdet-i Vücut kuramının temel taşlarından biri oldu. Dış dünyadaki dalgalanmalar, karşısında savunmasız kalanların aksine , o olup bitenleri, evrensel aklın süzgecinden geçirerek kaos ortamlarının anaforlarından kendi kurtarmış, insanlık basamağında belirli bir noktaya gelmiştir.

Arabi ilk etapta Ebu Medyen'in görüşlerinden faydalandı. Sırasıyla Tunus'a, Fas'a tekrar Tunus'a ve Hac amacı ile Hicaz'a uğradı. Hac farizasını yerine getirdikten sonra iki yıl Mekke'de kaldı. Mekke'den Anadolu'ya geçti, Kudüs yolu ile Mısır'a gitti.

Mısır'da düşüncelerinden ötürü büyük bir tepki ile karşılaştı, şeriatla bağdaşmayan fikirlerinden dolayı başına gelmeyen kalmadı. Kendi duruşunu şekillendirdi. Son nefesinde söylediği bir söz Şam'da öldürülmesine neden oldu.

Muhiddin-i Arabi'nin açıklaması şuydu; "Sizin taptığınız tanrı benim ayaklarımın altındadır". Yani Beninin kölesi olan, tanrıya dayalı bir inanca sahiptir demek istiyordu. Koyu bir Arabi hayranı olan Sultan Selim, Mısır seferi dönüşünde Arabi'nin öldürüldüğü yeri kazdırdı, neticede küpler dolusu altın ve ziynet eşyası bulundu. Sözün hikmeti buydu.

Daha sonra Kasiyun Dağı'nın eteğinde türbesine gömüldü.

Onun 560 bölümden oluşan Futuhat-ı Mekkiye isimli eserinin yanı sıra Hz. Adem ile Hz. Muhammed arasındaki Nebilerin temsil ettikleri görüşlerin anlatıldığı Fususu'l Hikem isimli eseri en belirginleridir.

Arabi'ye göre kainat ve özü, Allah'tan başlayıp Allah'ta sona eren bir seyirdir. "O"ndan yola çıkıldıktan sonra, bir yetiştiricinin yol göstericiliğiyle Batın'ı Velayet mertebesi yani Velilik olan Hz.Muhammed (s.a.s.) efendimizin gerçeğine ulaşılır.

O yüzden insan, fıtrat diye tabir edilen biçimde belirli bir şekilde programlanmıştır, bu sistematiğin değişikliği ve birimin olgunlaşması neticesinde birimin birimliliği kalkar. Esasen birimselliği izafidir. Çünkü birim yoktur. Bu tasavvufun gerçek amacına ulaşılması demektir. Özetlemek gerekirse Fenaya ermek adı ile de bilinen bahsi geçen yaşam türü Vahdet-i Vücud'dur.

Vahdet-i Vücud ile batıl bir görüş perspektifini yansıtan panteizm arasında kesinlikle bir bağlantı bulunmamaktadır. Şöyle ki; yenilenmenin mucidi gözüyle tanımladığım Üstad Ahmed Hulûsi'nin tarif ettiği bu bakış açısına göre Allah her an ilminde, ilmiyle kendi manalarını seyreder, bu seyrin tabii sonucu-açığa çıkışı- ile aslı olmayan, esasen hayal olan mevcudat oluşur. Bu alem yoktan gelmiştir yok olacaktır. Anlatılan "her an yeni bir şanda oluşunun" açık ifadesidir.

Dolayısı ile Kainat Allah'tır görüşü yanlıştır, hayal mahsulü bir varlık veya 5 duyuya göre var olan varlıklar orijin olamaz, ancak varlığını da Allah'tan alır.

Başta da belirttiğimiz üzere Panteizm bakışı ise, dar bir skala ile "mevcudat Allah'tır" kavramını oluşturur. Birimlerin oluşturduğu tüm veya küll görüşü realiteyi yansıtmaktan oldukça uzaktır.

Belirtmek istediğim bir husus daha var. Vahdet-i Vücud görüşünü ortaya atan sadece Muhiddin Arabi değildir. İmam-ı Gazali de özellikle Mişkatül Envar (nurlar feneri) isimli eserinde bu konuya yoğun bir şekilde değinmiştir. Bırakınız Muhiddin Arabi veya İmam-ı Gazali'yi bugün maalesef zahir ehlinin büyük bir ayıpla inkar ettiği veliler ve tüm Rasûller Risalet yoluyla Allah'ın "Tek" oluşunu ve Tek'ten başka hiç bir şeyin mevcudiyetinin olmadığını ifade etmişlerdir.

Bunu en iyi şekilde Kuran ve Hadis'lerde bulabilirsiniz. Hz.Muhammed'in, Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şuhud görüşünün üstünde Şuhud-u Zat YAŞAMINA sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Bu boyut Muhammedilere aittir.

Muhiddin Arabi zamanın dörtlerinden bir Veli idi. Yazdığı eserleri zevk alarak okumak ve yaşamak için oldukça geniş kapasiteli Kur'an bilgisine, tasavvuf ilmine ihtiyaç vardır. Bu ilimde kullanılan mecazi isimler, Allah'a ulaştıran idrak basamaklarını yakalamaya vesiledir. Ancak değişim süresince bu ifadeler yerini farklı kavramlara bırakabilir.

Ne varki; bu ilimden nasibi olan veya olmayan Arapça, Farsça dillerini bilmekten ötürü, belki hatır, belki ticari amaç için, biraz da çeviririm ümidiyle orijininde olmadığı halde, Arabi'nin eserlerini yanlış yorumlamak zorunda kaldılar.

Bunlardan bir tanesini size örneklemek istiyorum;

Muhiddin Arabi diyor ki "İlim Maluma tabidir"

İlim Maluma tabidir ne demek önce bu konuyu irdeleyelim. Malum ilmi kendinden Allah'a vermiştir ve Allah malum olan şeylerden aldığı ilme göre onların kaderlerini yazmıştır şeklindeki görüş neticesinde cüz-i iradeyi var kabul etmektedir.

"Malum" var olan sonsuz şeyler anlamındadır. Bütün mevcudatta var olan her nesne, malum kelimesinin içine girer, İlim Allah'ın ilmidir ve Allah ilmiyle olmuş ve olabilecek her şeyi gördü ve onların neler getirebileceğini bildi ve o biliş neticesinde onların kaderlerini yazdı. Yani o nesneler kendi istidat ve kabiliyetlerinin gereği olarak neleri oluşturabileceği hakkında Allah'a bilgi verdi. Allah'ta bu ilme göre onların kaderlerini yazdı. İşte bu görüş "İlim Maluma" tabidir şeklinde anlatılır. Kısaca kainat var olmazdan önce ezelden ebede var olacak şeylerin neler yapabileceği konusundaki kabiliyet ve istidatlarını Allah'ın ezelde bilmesi ve ona göre takdirde bulunması İlmin Maluma tabi olmasıdır.

İkinci görüş ise Malum ilme tabidir. Buna göre Allah var olan manalara göre varlıkları meydana getirmemiştir. Yani Allah ilmi bilinen şeylere, yani maluma, malumun çıkış kaynağı olarak bilinen isimlerin manalarına tabi olarak meydana gelmemiştir. Allah ilmi sayısız manaları ilminde meydana getirmesi dolayısıyladır ki malumdan bir ilim sahibi olmamış ve malum ilme tabi olmuştur.

Bütün bu bilgilerin ışığında önce şunu kesin olarak belirtmek gerekirki Vahdet (Teklik) ilmi'ne sahip olan bir Veli'nin, hele hele bu noktaya çalışma ile gelmemiş bir evliyanın kati surette ilim maluma tabidir demesi yukarıda belirttiğimiz gibi irade-i cüziyyeyi kabul etmesi mümkün değildir.

Zira Velayet-i Kübra'da mevcut olan Nübüvvet ilminde Hakk'ın Halk'a tenezzülü geçerlidir. Yani bir iniş söz konusudur, çıkış değil. Mertebe Vahidiyet, Sıfat mertebesi olduğundan, Esma'ya tabi olmak gibi bir zorunluluk yoktur. Dolayısı ile bu mertebedeki ilim de, malum ilme tabi olmuş olur.

Bütün bu hususları değerlendirdiğimizde İnsan-ı Kamil isimli eserin yazarı olan ve İnsan-ı Kamil mertebesinde bulunan Abdulkerim Ceyli hazretlerinin Muhiddin Arabi hakkında söylediği "Vahdet ve diğer bir çok konularda isabet kaydetmesine karşın, ilmin maluma tabi oluşu hakkındaki fikri yanlıştır" sözünün altında pek çok hikmetin varlığı yatar.

Evet İbn-i Arabi'ye göre İlim Maluma değil Malum İlme tabidir. Ayanı sabite "vücud kokusu almamıştır" diyerek bu açıklğı ifade eden birinin, ilim maluma tabidir demesi için başka bir sebebleri vardır.

Bu özel konumu sizlerin derin düşüncelerine bırakıyorum.

Diğer yandan kökeni Hz.İdris Nebi'nin ilmine dayanan burçlar konusunda da Muhiddin Arabi'nin orijinal görüşleri vardır. O;

"Dünya Yengeç burcunun etkisi altındadır, Berzah alemi ise Başak burcunun hükmündedir. Ayrıca bir de Dünyanın ateşe dönmesi durumunda sahibi Yengeç burcu olmaktan çıkar ve Terazi burcunun hükmüne girer... Cehennem ateşine düşenlerin azabı sona erdiğinde ise İkizler burcu Dünyayı teslim almış olur. Cennet ve Cehennem ehline nezaret hakkı da 12 burca verilmiştir. Cennetteki hükümler hep bu 12 burçtan çıkar" demektedir.

İlginç olanı İbn-i Arabi'ye bazı tasavvuf ehlinin dahi aşırı tepki göstermesi ve tenkid etmesidir. İslam Anayasasını anlamada bize yardımcı olan İbn-i Arabi'ye yapılan saldırı - eleştirileri seyrediyoruz.

Ancak unutulmamalı ki Galile'yi "dünya dönüyor" dediği için Engizisyon mahkemelerinde süründüren zihniyet, benzer bir akım Arabi'yi de mahkum ediyor. Kuşkusuz düşüncelerini akıl süzgecinden geçirmeyenler  zamanla çok daha derinleşen bir uçuruma düşecektir.

 

Bizden söylemesi!

 

 

Ahmed F. YÜKSEL



ETİKETLER: Altın,Mısır,İslam

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Özellikle Tasavvufla ilgililer için; aydınlatıcı bilgiler var -

Bu yazıyı daha önce internet ortamında okuduğumu hatırlıyorum. Üstelik odönem için: İbn-i arabi hakkında en çok okunan- tıklanan makale olması özelliği vardı. Bu rekoru hala elinde tutuyor mu bilemiyorum? Biraz daha uzundu gibi geliyor bir de, malum bloglarda daha kısa yazılar tercih ediliyor. İbn-i Arabi elbette tek bir makaleye sığmaz! Ama bu makalenin özellikle, O'nun hayatını sil baştan değil de,bazı özel fikirlerini kaleme almak için düzenlendiği kanaatindeyim. Özellikle tasavvufla ilgilenenler için çok kıymetli ara detay bilgiler var! Mesela sırf şu cümle için bile birhayli bilgi sahibi olmak gerekmez mi? ''Zira Velayet-i Kübra'da mevcut olan Nübüvvet ilminde Hakk'ın Halk'a tenezzülü geçerlidir. Yani bir iniş söz konusudur, çıkış değil. Mertebe Vahidiyet, Sıfat mertebesi olduğundan, Esma'ya tabi olmak gibi bir zorunluluk yoktur. Dolayısı ile bu mertebedeki ilim de, malum ilme tabi olmuş olur.'' Çünkü burada geçen birden fazla TASAVVUF DEYİMİ mevcuttur, farkındaysanız. Ayrıca ''Her an ayrı bir ŞAN'da olmak '' kullanılıyor bildiğim kadarıyla. Şe'n bizde; Şan olarak da geçer ve biz türkler bu kelimeyi yadırgamayız. Sevgi ve saygılarımla...Işınay//

0 1
Yazı hakkında izlenimim -

İbn Arabî'nin eserlerini çevirenlere haksızlık yapıyor. Kendisi bilgisine fazla güveniyor. Oysa yazdıklarından bilgisi ve seviyesi hakkında olumlu bir izlenim edinilmiyor. Kimi kelimeleri yanlış yazması(şe'n yerine şan yazması gibi) dikkat çekiyor. Cümleler ve kelimeler özensiz olarak yazılmış

1 2
İbn-i Arabi ve bu önemli konu... -

Tasavvufun en öenli konularından birisi de: İlim mi maluma tabidir, malum mu ilime tabidir konusudur. Oldukça ciddi bir veri gerekir bu konuyu çözmek için. Bu yüzden bu konuyu irdelemek isteyenler için hem referans niteliğinde, hem de enteresan bir yazı olmuş. İbn-i Arabi'yi anlamak(!) ise zaten başlı başına yüksek lisans yapmak gibidir en azından... O Şeyh-ül Ekber olup, Muhammedi Ümmetin en güzel örneklerindendir. Allah şefaatinden mahrum etmesin. Ve bu eşsiz Allah Dost'u kitapları ve ilmiyle insanlığa ne çok hediyeler vermiştir, bilmem farkında mısınız? M.snblolu

0 0
Hz.Muhammed olmasaydı bu alem yaratılmazdı bilindik üzere. -

Her müminin varoluşundaki cevheri ortaya çıkarıp,işlemesi,konumlaması,parlatması gerektir.Her ruh alemdeki yolculuğunu peygamber efendimize salavat ile getirmeli,sıkça anmalıdır.Allah takva sahiplerini sever.Ve insanlar birbirine duygusal bir zincirle bağımlıdır.Yaptığımız iyi şeyler,hayırlar ve işlemiş olduğumuz yanlışlar bir diğer kişiyi elbette iyi ya da kötü etkilecektir.Kaderimizin yolunu bizler çiziyoruz...Ahmed bey bizleri,İbni Arabi hakkında bilgilendirdiği için çok teşekkür ediyorum,saygılar.

1 3
teşekkürler -

Üstad eline sağlık,sıkılmadan okudum,

0 2
Kafamın karışık olduğu bir konu -

Açıkcası bu ilim mi maluma tabi, malum mu ilme tabi, sorularını ben anlamış değilim. Kafam bu konuda karmakarışık. Evet olması gereken, sanki, malumun ilme tabi olması. Ama geçen gün bir dini kanalda, videoyla anlatım izledim. Sürekli MALUM İLME TABİDİR, diyorlar ve örnekler veriyorlardı!!! Bakalım, biraz daha okumama gerekecek. Hakikaten de karışık bir konu:(((

0 0
Teşekkür -

Zevkle okudum.Teşekkürler

0 0
Kısa ve öz -

İlimmi maluma,malummu ilime tabidir konusunu büyük Üstad Ahmed Hulusi nin anlatımına paralel açıklayan, İbn-i Arabi'nin görüşünü kısa ,öz ve derinlemesini ortaya koyan çok güzel bir yazı.

1 3
Seyir -

Bu degerlerlerle tanistirdiginiz icin tesekkur ederiz. Birkaç gündür yazı icin yorum ? yazmak istiyorum. Allah bu ilmini lutfuyla acsın. Sevdiklerinin an!lamayi yaklaşmayı nasip etsin.

0 0
BUGÜN GELİNEN NOKTA -

Yazınızı okuduktan sonra bir kez daha fark ettim ki geçmiş yüzyıllar boyunca başta Muhiddin Arabi Hazretleri'nin temelini kurarak anlatmaya çalıştığı ve hatta uğruna başını verdiği VAHDET-i VUCUT ya da günümüz diliyle TEK'İN SEYRİ gerçeği, bugün hem Üstad Ahmed Hulusi'nin eserleriyle hem de paralelinde gerek Kuantum Fiziği, gerek String ve Holografik Evren teorileri ile insanlığa açık ve net bir şekilde sunulmuş durumda. Öyleki artık PANTEİZM yani mevcudatın Allah olduğu fikri ilkel ve geçerliliğini yitirmiş bir kuram haline geliyor. Bugün KUANTUM FİZİĞİ ile Newton'un iddia ettiğinin aksine evrenin bir madde yapı olmadığı, atomum yapı taşlarına inildiğinde artık katı bir cisim değil,eğilim denebilecek bir yapı olduğu,elektronların gözlemci gözlediği sürece var yoksa yok!olduğu,tüm evrenin bir frekans okyanusu şeklinde birbiriyle bütün içinde olup ama ayrışmış parçalardan oluşmadığı ve hatta insan beyninin kısıtlı duyu algısı nedeniyle bu frekans okyanusundan belli aralıkları deşifre ederek bize varlığın madde olarak var olduğu ve parçalara bölünmüş illüzyonunu yaşattığı (sizin BEYNİNİZ BİLİMLE OYUNLARINI AÇIKLIYOR yazınız)kendini araştıran,kendini bulmaya çalışan BEYNİN önüne ilim olarak sunulmuş durumda. Yeter ki insanın yaratılışında KENDİNİ ARAMAK, BULMAK hedefi olsun! Çok teşekkür ederiz geçmişten bugüne gelinen noktayı daha iyi anlamamızı sağlayan bu değerli yazınız için.

0 6
İnce bir detay -

Sayın Ahmed Fevzi Yüksel ibni arabi nin bambaşka yüzünü bize tanıttığınız için tşk ederim

0 0
İBNİ ARABİ. -

İbni Arabi hakkında yazılmış kısa ve öz bir yazı güzel tşkler.

1 0
tşkler... -

Ahmed bey yine güzel bir yazı kaleme almışsınız. tşkler.

0 0
Düşünmek... -

Dünya üzerinde nice üst beyinler geldi geçti.Tabiiki hepsi de insanlığa hakikati kendilerince anlatmak istediler.Çoğunluğun alışagelmişiliğin,şartlanmaların ve izafi değer yargılarının içine haspedilmiş beyinleri,özgürlüklerine kavuşturmak ve insanlığı evrensel değerlerle bakmaya davet etmek istediler.İnsanlığa bahşedilmiş bu üstün beyinlerin değeri,insanlık tarihine bakıldığında sıradan, küfleşmiş bakış açılı beyinlerce genelde değerlendirelememiştir. İbn-i Arabi hz. de bu değerli beyinlere hediye edilen ?insan?lardan bir tanesi. Sayın Ahmed Fevzi Yüksel de bu değerli zatı ve neyi bizlere anlatmak istediğini ve çok güzel bir şekilde yazısında ifade ediyor ve yazısındaki son paragraf ise, bizler için dikkatlice düşünülmesi gereken değerli bir mesaj da içermekte.Kendisine teşekkür ederim.

0 4
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.