İftarlar, gelenekler, yozlaşmalar...

İftarlar, gelenekler, yozlaşmalar... DİN
3,7
10.07.2013 00:22:21
A+ A-

Ne dindar  biriyimdir, ne de körü körüne geleneksel. Yetiştiğim çevrede de bunların etkisini yoğun bir şekilde görmemiş olmakla beraber, çocukken bazı şeylerin tadına bakma şansına eriştim. En azından bayramlarda tüm aile bir araya gelirdi, insanların bir araya geldiği iftarlar düzenlenirdi. Bu özel günler birçoğumuz için dini anlamının ötesinde, mutluluğu paylaşmanın günleriydi.

Dini inançlar gereği yapılan bazı davranışlar bir yerden sonra toplumların geleneklerine dönüşür ve insanları bir araya getirici bir nitelik taşırlar. Artık dini ihtiyaçları karşılamanın çok ötesinde anlamları vardır. Bayram sevinci denilen şey aslında bir araya gelen ailenin sevincidir. İftar sofrası yiyeceğimizi başkalarıyla, özellikle de fakirlerle paylaşmanın güzelliğidir. Kurban bayramından amaç et yiyemeyen-lere bunu sağlamaktır.

Bu söylediklerimi geçmiş zaman kipinde kurmalıydım belki de. Çünkü bugün baktığımızda bu gelenekleri yitirmekteyiz. Dindar olmayan kesim, bu olaylara sadece dini açıdan yaklaşıp diğer boyutlarını görmüyor. Dindar olan kesimin göze çarpan çoğunluğu, ya bunların altındaki “paylaşma” öğesini unutuyor ya da yaptıklarını gösterişe döküyor. Halbuki büyüklerimden dinlediğime göre, onların zamanında kasaptan sucuk alındığında kese kağıdına vs. koyarak eve götürürlermiş ki o gün et alamayacak olan varsa canı çekmesin. Nereden nereye? “Entelköy Efeköy’e Karşı” filminde sürekli milli şuuru kaybetme endişesindeki halkın, zaten milli değerlerini seve seve harcadıklarının bilincinde olmaması gibi; bizde de yozlaşıyoruz diye söylenen insanlardan birçoğu aslında tam olarak neyi kast ettiklerini bilmiyorlar gibi.

Dayanışma kültüründen herkesin kendini düşündüğü bir sürece girdiysek bu bir yozlaşmadır. Bayramlarda büyükleri ziyaret etmeye yerinir olduysak bu bir yozlaşmadır. Mütevazılığı unutup sosyal medyada sürekli kendi reklamımızı yapar olduysak bu bir yozlaşmadır. Bir Amerikalı gibi yaşamaya “çalışıp”, kendi içinden çıktığımızı kültüre burun kıvırmaya başladıysak bu bir yozlaşmadır. (Tabii ki kast ettiğim kendimizi eleştirmek değil. Eleştirmek ve burun kıvırmak arasındaki farkı görmezden gelmemek gerek.) Özgürlük söylemi altında sevdiğimiz insanlara karşı özveride bulunmaz olmuşsak, bu bir yozlaşmadır. Komşumuzun selamını almaktan acizsek, bu bir yozlaşmadır.

Ama gençlerin büyüklerine karşı düşüncelerini söylemesi ve bunlar hakkında tartışmaları yozlaşma değildir. Genç kızların, özel  hayatlarına toplumun ayıplamalarına aldırmadan istedikleri yönü vermesi bir yozlaşma değildir. Kimilerinin daha farklı bir yaşam tarzını tercih ediyor olması yozlaşma değildir. Yozlaşma dediğimiz şey ayrıntılarda saklıdır ama yozlaştığımız noktalar hayatımıza öyle sinsice girer ki neleri kaybettiğimizi ancak iş işten geçince fark ederiz.

Yeniden iftar konusuna dönecek olursak; dediğim gibi bunlar artık dini hayatın geleneklerimize  yansıyan yönüdür. Dini kimin nasıl ve ne kadar yaşayacağı şüphesiz kişinin kedisine bağlıdır. Aynı şey geleneklerimiz için de geçerli. Fakat dine uzak da olsak, yakın da olsak; bazı güzelliklerimizi yitirdiğimiz ortada. İftar kültürü de bunlardan biri.

Tabii bana bunları düşündüren, bu akşam İstiklal Caddesi’nde düzenlenen iftar yemeğiydi. Dindar kesmin, dindar olmayan kesmin, dinsiz olan kesmin vs. toplandığı ve evinden getirdiklerini paylaştık-ları bir iftar fikri bana çok cazip geliyor çünkü şuna inanıyorum ki, inançlarımız ne olursa olsun değişmeyecek bir gerçek var ki “paylaşmak güzeldir” Tabii ki bu iftarın Gezi Parkı eylemleri kapsamında düzenleniyor olması akla dini bir unsurun göz boyama aracı olarak kullanılıp kullanılmadığı sorusunu getiriyor. Tartışmaya açık bir konu. Ama ben oradaki insanların samimiyetine –belki de romantik bir tavır takınarak- inanıyorum. Çünkü biliyorum ki İstanbul’da olsam ben de o iftara katılırdım ve bunu gayet samimi duygularla yapardım.

Bu iftarın bize gösterdiği şeylerden biri de aslında insanları bir araya getiren, paylaşmaya teşvik eden geleneklerimizi yaşatmamızın önemi oldu. Umarım bu fikir gelişerek büyür, toplumsal dayanışma için bir araç olur ve kapitalizmin dayattığı bencilliklerimiz değil güzelliklerimiz köklenir.

Not: Bunları yazarken eleştirdiklerim arasında kendimde varım. Kendimi saydığım insanlardan ayrı tuttuğumun düşünülmesini istemem.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.