İktidar olmak için katliamcılık, İslamiyet`in felsefi ilkesi midir?

DİN
0,0
28.09.2014 13:15:49
A+ A-

Tüm toplumlar tarafından  islamiyetin gerçek felsefi yapısının  öğrenilmesi, Mezhepçi İslamiyet tarafından sürekli  kalın perdelerle kaptılmıştır. Bu yüzden, özel bir inceleme ve araştırma yapmayan hiçbir insan, islamiyetin gerçek felsefi yapısını anlamış değildir. Bakmayalım öyle  bir takım dini örgütler ve kişilerin ortaya çıkıp bazen fakir edebiyat yaparak, komşun açken sen  tok yatamazsın, her zaman mazlumun yanında olmalısın gibi söylemler, sadece  topluma ve dünyaya şirin görünerek Müslüman sayısını çoğaltmak amacıyla politika gereği dile getirilen ifadelerdir.

İslamiyet hakkında bugüne  kadar  yazılan kitapların  sayısını tahmin etmek  mümküm değildir. Ancak  şunu rahatlılöa söyleye biliriz.  Yazılan kitapların  büyük çoğunluğu Mezhepçi İslamcılar tarafından yazıldığı için,   islamiyetin gerçek  insani felsefesi hep gizli kalmıştır.  Diğer taraftan İslamiyete mualif olup  islamiyet  hakkında yazanlar  ise, daha çok ideolojik farklılık gözetilerek yazmaları neticesinde, toplumun çoğunluğu islamiyeti  tanımadan inanmaktadır.

İslamiyeti yorumlayıp yargılamadan önce  bu dinin ortaya çıktığı bölge olan Arap yarım adasının coğrafi, iklimsel, ekonomik ve toplumsal yapısını çok iyi analiz ederek ancak doğruya yakın bir düşünce belirtmek mümkündür. Bunun dışındaki tüm bilgi ve beyanlar,  her zaman eksik ve yanıltıcı olmuştur.

İstisnaların dışında dünya yüzünde  bugüne kadar var olan tüm   dini ve siyasi düşüncelerin hepsi, belirli bir askeri güce sahip olmadan ayakta kalamamışlardır.  Buna ihtiyaç duyulmasının nedeni ise kendisinin varlığını, diğer toplumların yok sayması  ya da asimile olmamak için  askeri yapıya zorunluluk karşısında her zaman ihtiyaç duyulmasıdır.

İşte İslamiyet miladi 610 yılında Hz. Muhammed`in liderliğinde (Peygaberlik) Arap Yarım Adasında  ortaya çıktığında,  islam`da belirli bir askeri güce ihtiyaç duymuştur. Bu güç sayesinde  özellikle Hz. Muhammed, Arap toplumunu eski mağara  yaşamından, kuralsiız ve düzensiz  yapıdan kurtarmak  amacıyla  islam düşüncesiyle böyle bir yola  koyulmuştur.   Şunu rahatlıkla söylemek mümkündür.  Hz. Muhammed  gerçekten bir insan sevgisi  ve yüksek toplum ahlakını  o günün koşullarına göre insana yakışır bir düzene oturmak için bu tehlikeli ve zorlu  işe koyulmuştur.  Çünkü daha öncesinde Arap toplumunu yöneten Nemrut ve Fravun Krallıkları ve ardılları, bu toplumun sadece iş gücünü kendi çıkarlarında kullanmanın dışında başka bir dertleri ile ilgilenmemişlerdir.  Böylece Arap toplumu  bölgenin en geri ve kural tanımayan bir yapı içerisinde  yaşayıp gitmekte idiler.

Hz. muhammed bu duruma son vermek için önce siyasi olarak her türlü hazırlığını yaptıktan  sonra  islam adıyla yeni bir yaşamı ilan etmiştir. Bu düşünceye ilk önce bölgenin en ileri gelen Emevi Arap Tüccarları karşı çıkmışlardır. Çünkü İslamiyet bunların sayısızca köle çalıştırarak elde ettikleri çikarlarına darbe anlamına geliyordu.   Emevilerin geri adım atmayacağını anlayan Hz. Muhammed, Mekke`den  Medine şehrine kaçmak zorunda kalmıştır. Medine`de askeri olarak örgütlenen Hz. Muhammed,  daha sonra  Mekke başta olmak üzere, Arapların yaşadıkları  diğer bölgelerin hemen hemen hepsinde hakimiyet sağlayarak  islami  proğram olan yeni bir yaşamı topluma kabul ettirmiştir. Tabi ki bu olaylar yaşanırken öyle kolayca gerçekleşmemiştir.

Tarihte geçen  Bedir, Hendek ve Uhut  savaşlarının dışında nice çatışma ve iç kargaşalar yaşanarak bu amaca ulaşılmıştır. Böyle bir zorluğun olduğunu bilen Hz. Muhammed,  islam düşüncesine neden ihtiyaç duymuştur? Bu sorunun en can alıcı cevabı ise şöyledir.

Arap Emevi Tüccarlar başta olmak üzere, Arap Yarım Adasına yakın diğer gelişmiş toplumlar, sürekli Arap halkını dışlayıp aşağıladıkları gibi, aynı zamanda  Köle olarak kullanıp, ilkel mağara yaşamına mecbur etmişlerdi. Kölece yaşam Arap halkının kaderi olmamalıdır diyerek, yeni bir sistem ve düzen getirmeyi hedeflemiştir.

Hz. Muhammed`in bu düşüncesi, başta Arap Yarım Adası`nda daha çok köle ticareti yapan Emevi Tüccarların çıkarlarına ters düşmesi yüzünden, Hz. Muhammed`e  karşı en çok savaşan  taraf olmuşlardır.

Durumun ağırlığını ve ciddiyetini  anlayan Hz. Muhammed,  çok fazla uğraşmadan direkt Medine`ye geçerek tam bir askeri güce sahip olduktan sonra,  harekete geçmiştir.  Hz. Muhammed`in ve islamiyetin bu askeri gücü demek, günümüz Müslüman devletleri ve çeşitli islami örgütlerin anladığı gibi, bizden olmayan herkesin kellesini kesmek değildir. Çünkü Hz. Muhammed`in saldırgan bir düşüncesi olmuş olsaydı, planlamış olduğu islam  yaşamını kısa sürede kimseye benimsetemezdi. Bu yüzden Hz. Muhammed`in yaşadığı dönem olan Asrı Saadet  İslam  gerçekten hoşgörülüdür.  Ve  Asrı Saadet islamın felsefesinde  kesinlikle  yayılmacılık  ve kendinden olmayanı öldürmek diye bir anlayışın olduğunu kimse söyleyemez.  Bu döneme kadar  yaşanan islam ile, toplumların en ufak bir sorunları olmamıştır. Hatta bazı farklı toplumlar kendiliklerinden, Asrı Saadet islamın  hoş görü ve medeniliğinin propogandasını dahi yapmışlardır. Ne zaman ki Hz. Muhammed öldü; işte  o zaman hoşgörülü Medeni ve insani felsefesi olan islamiyette ölmüştür. Bunun yerine kendinden olmayan herkesin kellesini kesen ve dışlayan Mezhepçi  İslam oturmuştur.

İslam tarihi ve Kuran –Kerim den okuduğumuz bilgilerden de anlaşılacağı gibi,  Asrı Saadet İslamın yerine  oturan Mezhepçi İslam, tamamen farklı şekillerde gelişmeye başlamıştır. Bu Mezhepçi  İslami anlayışta ırkçılık, bağnazlık,  bencillik, gerilik, cinsiyetçilik ve egoizm en birinci felsefe olmuştur.  Mezhepçi İslamın fikir  babaları ise, Arap yarımadasında yaşayan Emevi  Arap Tüccarlardır.

Halife şeçimindeki tarihsel olaydan da anlaşılacağı gibi, Emeviler askeri ve ekonomik güçlerini kullanarak  Hz. Muhammed`in de içerisinden geldiği Haşimiler soyundan olanlara saldırarak  iktidarı ele geçirip kendilerini Halife ilan etmişlerdir. Ve bu Mezhepçi Emevi Tüccar sınıfı  güçlendikçe, sürekli  hem Haşimilerden öc almışlardır hem de  diğer toplumlara saldırarak yayılmacılığı islamın  kuralı haline getirmişlerdir.

Mezhepçi tüm bu  islami anlayışlar, ne acıdır ki, Asrı Saadet  islamın adını kullanarak Fıkıh, Hadis, Dua, Ayet ve Sure adlarıyla kendi egolarına hitap eden farklı bir Kuran yazmışlardır. Böylece Asrı Saadet islam`dan eser bırakılmamıştır. Daha öncede ifade edildiği gibi egoist, cinsiyetçi, köleci,  kadın ve insanı,  Müslüman olmayan herkesin öldürülmesi vaciptir diyen katliamcı bir islami felsefe var olmuştur. 

Mezhepçi islami bu anlayış var olduğu günden bu zamana kadar  en ufak bir değişime uğramadan, birçok Arap ve Müslüman ülkelerin çoğunluğunda aynı şekilde yaşatılmaktadır. Çünkü IŞİD,  EL  Kaide, Taliban, Hizbullah, El- Nusra gibi örgüt ve Tarikatların hepsi aynı mantık üzerine var olmuşlardır.  Bu yüzden sürekli  müslüman olmayan herkesi  öldürerek, dünyaya yanlızca kendilerinin hakim olacağına inanmaktadırlar.

Ve aynı mantık Türkiye Cumhuriyeti`nin  Cumhurbaşkanı  başta olmak üzere  on yıldan fazla iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi`nin  (AKP)  gerçek ideolojisinde de mevcuttur. En açık örneği ise, son bir hafta önce Bakanlar Kurulunda, baş örtüsünün tüm okullarda serbet olması kararıdır.  İlkokul  çağında olan  ve ağızlarından hala anne sütü kokan masum yavruların saçı açık olarak okula giderlerse, hem cehennemlik hem de günahkar olmamaları için böyle bir karar verilmiştir. Ne kadar güzel...! toplumu cennete taşıyan bir iktidarımız olduğu halde, kıymetini bilmiyoruz.

Hükümetin almış olduğu bu kararda ve de diğerlerinin yasallaştırılmasında olsun, sürekli  başörtüsü ve benzeri konuları özgürlük ve demokrasi konusu yaparak, topluma yutturmaya çalışmaktadırlar. Diğer taraftan Müslümanlığa inanmayanları müslümalaştırmak, sevmediği şeriat kurallarına ve nefret ettiği Din ve Ahlak Derslerine mecbur etmelerini hangi özgürlükte gördükleri ise doğrusu merak konusudur.  Aslında başörtüsü vb serbest değil, mecburidir. Çüknü dört yaşından on yedi yaşına kadar tüm kız çocuklarımızın cehenmde yanmamalarını isteyen hükümet, diğer taraftan kadını köle gören, iktidar uğruna her yol mübatır diyerek tirilyonlarca yolsuzluk yapmakta dini bütün bir hükümet mevcuttur.  Bu hükümet ve daha öncesindeki benzer iktidarların ne kadar geri ve mezhepçi bir islami şeriat özlemi içerisinde olduklarını böylece tüm  dünyaya ilan etmiş bulunmaktadırlar.  Herkesin gözü aydın olsun, ırkçı ve medeniyetten uzak islami bir şeriata  resmen adım atılmıştır  ve arkası da gelecektir. Kimsenin şüphesi olmasın.

 

Kaynaklar:

Tasavvuf, Tarikatlar   ve Mezhepler  Tarihi. İsmet Zeki Eyüpoğlu. Der  Yay.

Dinler Tarihi. Ali  Şeriatı. Seçkin Yay.

Ortadoğu`da İslam ve Siyaset. Ihsan D. Dağlı. Boyut  Yay.

Kuran-ı Kerim ve Yüce İlmi Hali. Elmalı Hamdi   Yazır. Huzur  Yay.

İslamı Anlamaya  Doğru. Yaşar Nuri Öztürk. Boyut Yay.

Kuran  Ansiklopedisi. Turan Dursun. Kaynak Yay.

Tarikat Sermayesinin Yükselişi. Faik Bulut. Doruk Yay.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.