İlâhî isimlerin sırları üzerine (4)

İlâhî isimlerin sırları üzerine (4) DİN
5,0
08.04.2014 12:58:34
A+ A-

Bir görüşe göre, el-Hâlık varlıkların menşei; el-Bâri ise, onları tedbîr edendir.

Bilinmelidir ki: Ehl-i Hak, el- Bari isminin saltanatını ve hükümlerinin zuhûrlarını müşahede etmede farklı derecelerde bulunurlar; bu farklılık, onların keşif ve tahkikteki farklılıklarına bağlıdır.

Bazıları bu ismin eserini özellikle unsûrî yer olmak üzere bütün yaratıklar üzerinde görürler; bu ismin ulvî şeylerdeki tesirlerini görmezler. Bu gruptaki insanlara göre bu unsûrî yere ait yaratılışın dışında başka bir yaratılış vardır.

Bazıları bu ismin küllî-tabiat memleketinde genel tasarruf sahibi olduğunu kabul ederler. Böylelikle onun tasarrufu altına ulvî-rûhânî, süflî-cismânî bütün tabii sûretler girer. Bunlar, varlığın nihaî mertebesine(insan mertebesi) kadar olan şeylerdir.

Bunların dışında kalan Levh, Kalem, güçlü Melekler ise, başka bir yaratılışa sahiptirler. Nefes-i Rahmânî'den ibaret Amâ ise, bütün buları kapsar.

El-Musavvir, ehl-i keşif ve şuhûd'un gönül bahçelerini tecellîlerinin nurlarıyla ve âyetlerinin eserleriyle süsleyen demektir. Binaenaleyh Hak, sûretleri belirleyen ve heyetleri hazırlayan, misâlleri misâllendirendir; O, zâhirleri genel anlamda, bâtınları ise, özel anlamda tasvir eder.

Bilinmelidir ki: 'tasvir' mertebesi, yaratma mertebelerinin sonuncusudur; bu mertebelerin ilki ise, ilimdir; 'halk' ise, ilim ve tasvir mertebeleri arasında bir berzahtır. Aynı şekilde, insanın zuhûru da yaratılışta cismânîlik mertebelerinin sonuncusunda gerçekleşmiştir. Bu nedenle de, Allah'ın yaratması gibi yaratma özelliği kazanmıştır. İnsanın yaratmasının bir örneği, kendi nefsinde yaratmış olduğu inanç sûretleridir. İnsan bu sûreti bütün varlık hakikatlerini kendinde toplayan bir varlık olduğunu tasavvur ve vehmettiğinde yaratmıştır.

Bununla birlikte, insan, sınırlı, belirlenmiş ve işin gerçeğinden habersiz bir hal üzerindedir. Bu nedenle ilâhî gayret, insanı ikaz edip, onu varlık tecellîlerinin genelliğine, gaybî hüviyetin var olanların mertebelerinin hakîkatleri ile imkân kâbiliyetlerinin  anahtarlarına muttali kılmayı gerektirmiştir; böylece insanın bütün tasavvurlarında ve vehim mahallerinde edebi takınmasını temin etmiştir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Her nereye yönelirseniz, Allah'ın vechi orada bulunur." (Bakara, 2/115) 

El-Ğaffâr, ayıpları örten demektir. Hak, 'örtmek' fiilinin kendisine nispet edilmesiyle 'örten' anlamında el-Ğafir'dir; var olanların veya başka şeylerin perdelerini örtmesi ile de el-Gafûr'dur. O, her bir günahı bakanların gözlerinden gizler ve kendisine yakın meleklerin sayfalarından siler.

Bilinmelidir ki: bu ismin hükümlerinden bazıları korumak, kıskanmak ve muhafaza etmektir. Çünkü bu mertebede örtülenler üç tabakada bulunurlar: birincisi, günah işledikten sonra cezalandırmadan korunanlar(mağfiret edilenler); ikincisi, günaha arzu duymadığı için günah işlemekten korunanlar(korunan kimseler) ve üçüncüsü ise, sıfatların dalgalarının coşkunluğunda boğulan, Zât nûrlarının şualarında kendini yitiren, günah ve itaatleri görmeyen kimselerdir(masum kimseler).

Bu sınıflama 'özel' hakkındadır; 'genel' hakkında ise, her şey birbirine örtüdür.

İlâhî isimlerden er-Rızâ için, kelimenin kökünün eğitmek, evcilleştirmek, uysallaştırmak anlamında olduğunu  ve Riyâzet kelimesinin de aynı kökten geldiğini belirtmek açıklayıcı olacaktır.

Nefisler de böyledir. Şâyet ilâhî hakîkatleri görmekten engelleyen serkeşlikleri olmasaydı, sahipleri riyâzet ile onları terbiye etmezlerdi. Nefisler, riyâzet ile terbiye edilmiş olarak yaratılmış olsalardı, onların yorulmasında herhangi bir fayda olmazdı, çünkü bu durumda nefisler, eğitilmiş ve eğitici olurlardı. Şâyet nefisler eğitilmiş halde yaratılmış olsalardı, artık onları zorlamakla nefislere zulüm yapılmış, iş, bulunması gereken yerden başka bir yere konulmuş olurdu

Bir bedel / karşılık olmaksızın 'veren' anlamındaki el-Vehhâb ismiyle Hak, iyiye ve kötüye herhangi bir beklentisi olmaksızın, karşılıksız verendir. Hakkın keremi, kendisine isyan edilmesiyle eksilmez; günah nedeniyle ikrâmı kesintiye uğramaz.

Binaenaleyh bu ismin eserleriyle tahakkuk eden kimse, Hak'tan başkasına ümit bağlamaz; bunun hükümleriyle bezenen kimse, sıkıntılarda sadece Hakka dua eder; tevekkül eden sadece Hakka tevekkül eder; muhtaç, ihtiyaçlarını sadece Hakka arz eder.

Er- Rezzâk maden, bitki, hayvan ve insan gibi gıdalanan herkesi rızıklandıran, onlara rızık veren demektir. Er- Rezzâk'ın yaratıklarını rızıklandırmasında, onların imân veya küfür içinde bulunup bulunmamaları mühim değildir. Rızık, Allah Teâlâ'nın bedenleri ayakta tutmak için yarattığı şeydir denilmiştir.

Rızık iki türlüdür: sûrî ve mânevî rızık. Sûrî rızık, cisimlerin ayakta durmasını temin eden rızıklardır; mânevî rızık ise, ruhların ayakta durmasını sağlayan rızıklardır. Birinci kısımdaki rızık kesif ve süflî; ikinci kısımdakiler ise latîf ve ulvîdir. Allah Teâlâ, ulvî rızıklar hakkında şöyle buyurmuştur: "Gökte rızkınız ve sizlere vaat edilen şeyler vardır." (Zariyat, 51/22) Süflî rızık hakkında da şöyle buyurmuştur: "Onların yiyeceklerini takdir etmiş, oraya herkes için rızık yaratmıştır." (Fussilet, 41/10)

 

Not: Bu yazı dizisinde yazılar, tümüyle, ilk yazıda da belirtildiği gibi, şu eserden seçilerek alıntılanmış ifadelerden oluşmuştur: Esmâ-i Hüsnâ Şerhi, Müellif: Sadreddin Konevî, Tercüme: Ekrem Demirli, İz Yayıncılık.

 

/tedbir etmek: bir şeyi temin etmek veya önlemek için gerekeni yapmak / menşe: köken / tahkik: Hakka ve hakikate erişme çabası, bu yolda mertebe kazanma / ulvî: yüce / süflî: alçak, bayağı / şuhud : (müşahede, şuhud'tan türeme) Hakkı halkta(yaratılmışta) görme, her zerrede Cenâb-ı Hakkın varlığına şahit olma / heyet: şekil, görünüş, hal, kıyafet, kurul( burada şekil, görünüş hal anlamında) / zâhir: dış / bâtın: iç / tasvir etmek: betimlemek, yazıyla veya resimle/çizgiyle anlatmak / vech/vecih : yüz, hakikat, tarz, yol, makam, sebep, vasıta(Allah'ın vechi, Allah'ın hakikati anlamında) / muttali: bilgili, haberli / riyâzet: nefsi kırma, terbiye etme, dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınma / kerem: cömertlik, lûtuf, bağış, ikramda bulunma / sûrî: görünürde olan, hakîkî olmayan / kesif: yoğun, kaba, koyu, sık / latîf: yumuşak, hoş, güzel, nâzik / tahakkuk: hakikat olarak meydana çıkma, gerçekliği anlaşılma / tevekkül etmek: Allah'a güvenmek /

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.