İlâhî isimlerin sırları üzerine(2)

İlâhî isimlerin sırları üzerine(2) DİN
5,0
05.04.2014 10:19:17
A+ A-

Er-Rahmân, hikmetin gerektirdiği tarzda a'yânın kâbiliyetlerine göre varlığı ve kemâli her şeye yayan demektir.

Er-Rahîm ise, kendisine vacip kıldığı şekilde, özel mânevî kemâli kullarından itaat ve ibadet edenlere verendir.

Nitekim sahih bir duada şöyle denilmiştir: "Ey dünyanın Rahmânı, ey âhiretin Rahîmi ! "

Binaenaleyh er-Rahmân muhtaç olanlara, er-Rahîm ise, iftihar ehline özgüdür.

Allah'ın rahmeti iki kısma ayrılmıştır: bunlardan birisi, vâcip rahmet ve diğeri ise, imtinânî rahmettir. Buna göre, imtinân rahmeti, er-Rahman mertebesinden bir feyizdir; bu rahmet ile, zuhûr eden şeyler zuhûr etmiştir; yaratıkların korunması ve bulundukları hal üzere rızıkları da bu rahmete bağlıdır. Bu bağlamda zuhûr eden şeylerde, genel anlamda sûreti itibariyle rahmetle çelişen gazap, elem gibi şeyler zuhûr ederse, bu, keşif ve tahkik bilgisiyle varlık cihetinden rahmetin ta kendisidir. Çünkü gazâbı yaratıp, onu yokluktan varlığa çıkartması Hakkın gazâba rahmetinden kaynaklanır.

Böylelikle, her şeyi içerdiği için, her şeyi kapsayan imtinânî rahmetin saltanatı umûmî olmuştur. Bu rahmet, er- Rahmân isminin saltanatının mahallidir.

Bu rahmetin umûmîliğinin neticesi olarak Hakkın şakilere yönelik ihsanı da artmıştır. Her ne kadar onların varış yerleri "şakilik" diyarı olsa da, rahmetin her şeye yayılmasının eserlerinin kendilerinde hallerine yaraşır tarzda sâbitleşmiş olması nedeniyle, onlar da azabtan tat alacaklardır.

Rahmetinin bu umûmiliği nedeniyle Hak, günahkâr olmalarına rağmen, bütün kullarını kendisine izâfe etmiştir. Bu bağlamda Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "De ki: Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz."(Zümer, 39/53)

Vaciplik rahmeti ise, na't ve özellikleriyle özel bir konuya sahiptir, onda rahimlik eserleri tezahür eder ki, bunlar, onun tecellîlerinin ve saltanatının tecellîgâhlarıdır.

Bu rahmet de, türün cinse dahil olması gibi, imtinânî rahmete dahildir. Bu nedenle Hak onu şu ifadesiyle kayıt altına almıştır: "Ben o rahmeti tövbe edenlere, zekat verenlere yazacağım." (Araf, 7/156)

El-Melik, ibâdet edenlerin kalplerine sahip olup, onları egemenliği altına alan; âriflerin kalplerine sahip olan ve onları yakan kimsedir.

El-Melik, göklerin ve yerin mülk ve melekûtünün nispet edildiği kimsedir. Mülk, ez- Zâhir ismine; melekût ise, el- Bâtın ismine mahsustur.

Ez- Zâhir ve el-Bâtın isimleri, el- Melik isminin vezirleridir.

Buna göre, tasarrufunun şehâdet alemine nüfuz etmesi itibariyle Hak melikü'l-mülk; gayb âlemine nüfuz etmesi itibariyle de, Mâlikü'l-melekût'tür. Çünkü O, din gününün mâlikidir. Din günü, her nerede olursa olsun, cezanın olduğu yerdir; ceza ise, amelin bâtınıdır.

Mutlak anlamda tasarruf sahibi olması itibariyle de Hak, el- Melik'tir.

Bu iki sıfatın eserleri ve hükümlerinin neticeleri, mutabaat yoluyla ve emirlere uymakla zuhûr etmişlerdir.

 Binaenaleyh, emirlerin tasarruflarının zâhir ve bâtınını kapsadığı kimse, mümindir; tasarrufun sadece zâhirinde gözüktüğü kimse, "münafık" diye isimlendirilir; tasarrufu sadece bâtınıyla kabul eden kimsenin ise, "günahkâr" olduğu söylenmiştir.

Allah, bu iki sıfatı idrâk etmesi için, insanda iki göz yaratmıştır Bunlardan birisi baş gözü, diğeri ise, kalb gözüdür.

 

Not: Bu yazı dizisinde yazılar, tümüyle, ilk yazıda da belirtildiği gibi, şu eserden seçilerek alıntılanmış ifadelerden oluşmuştur : Esmâ-i Hüsnâ Şerhi, Müellif: Sadreddin Konevî, Tercüme: Ekrem Demirli, İz Yayıncılık.

 

/a'yân: 'ayn'ın çoğulu; hakikatler, zâtlar, mahiyetler/ vâcip: zorunlu / iftihar ehli: övünmeye; şeref, şan duymaya sebep olan kimseler / imtinânî: zorunlu olunmadığı halde yapılan, minnet duyulan iyilikle ilgili /  şaki: fena hereketli, haylaz, haydut / tecellî: görünme, belirme / tecelligâh: görünme yeri / melekût: melekler âlemi, zaman ve mekanla sınırlı olmayan, beş duyu ile idrak edilemeyen ruhlar, ilâhî güçler ve soyut varlıklar âlemi / na't: bir şeyi medhederek anlatma, niteleme / zâhir: dış, görünür / bâtın: iç, gizli / ceza: karşılık / mutabaat: birine uyup onu izleme / mümin (mü'min): îman etmiş, İslâm Dînine inanmış/



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.