İlâhî isimlerin sırları üzerine(5)

İlâhî isimlerin sırları üzerine(5) DİN
5,0
09.04.2014 16:33:39
A+ A-

El-Fettâh, nimet ve azap kapılarını açan demektir. Hak, kıyâmet gününde kulları arasında hüküm verendir ve O, kullarının yaşama sebepleriyle ilgili kapalı işlerini açandır. Böylece Hak, fakiri zenginleştirir, sıkıntıyı giderir, dertliyi ferahlatır. Dolayısıyla Hak, müminlerin kalplerine mârifet nurlarını, günahkârların üzerine ise, mağfiret kapılarını açar. Hakkın inayetiyle, bütün kapalı şeyler açılır; hidayetiyle her müşkül iş çözümlenir.

Bilinmelidir ki: Bu ismin hükümlerine ait fetihlerin üç derecesi vardır: Bunların ilki, isimlerin ilmidir. Bu ilim, Hz. Âdem'in tahsis edildiği ilimdir( 'Bakara, 2/31' âyetine - "Rabbin Âdem'e isimleri öğretti" -  telmih yapılmaktadır.)  İkincisi, zevklerin ilmidir. Bu, velilere mahsus ilimdir. Üçüncüsü ise, Hz. Peygamber'e(sav.) verilmiş 'cevamiü'l-kelim'dir. Bununla Hz. Peygamber, ilâhî sırların ve ilimlerin derecelerini açmıştır. Nitekim Hz. Âdem vasıtasıyla da beşerî derecelerin mertebeleri açılmıştır.

El- Alîm, malûmlarının çokluğunu, kendisinin birliğini bilen; el- Allâm ise, gaybı bilen demektir. Bilinmelidir ki: ilim, bilenin zâtıyla gerçekleşen özel bir taalluktur. İlim, bilenin zâtından bilinene dönük bir nispettir.

Keşif ehli, akılcıların aksine, ilmin malûma tesirinin olmadığını kabul ederler; nitekim imkânsızı bilmek, ne bilenin zâtından ve ne de ilminden imkânsızda bir tesire neden olmaz; aksine imkânsız, bilene kendisinin imkânsız olduğunun bilgisini verir.

Var olan şeylerin yaratılması, ilimden değil, şeriat ve keşfe göre 'kavil'den; şeriat ve akla göre ise, kudretten meydana gelmiştir. Binaenaleyh, ilmin bilinenin zuhûr etmesine veya etmemesine ilişmesi eşittir.

İlim, ya zâtîdir, ki zâtî ilim Hakkın(c.c.) ilmidir ; ya da verilmiştir. Verilmiş(mevhûb) ilim, akla gelmeyen ya da çalışmanın katkısının bulunmadığı ilimdir. Mevhûb ilim, Efrad'ın ilmidir ve Hak dilediği kullarına bu ilmi tahsis eder. Nitekim Hızır(as.), Allah katından bir rahmet olarak bu ilme tahsis edilmiştir; öyle ki, yüceliğine rağman Hz. Kelîm(Musa as.) bile Hz. Hızır'dan faydalanmaktaydı. İlmin başka bir türü ise müktesep(kazanılmış) ilimdir. Bu uygulama ve öğrenme ile meydana gelen ilimdir. Bu bağlamda kişi, ya takva yolundan ilmi tatmıştır veya fikir kuvveti yönünden 'nazar' sahibidir.

El- Kâbız, eşyanın, kabzasında bulunduğu kimsedir; bütün yeryüzü O'nun kabzasında bulunur. El-Kâbız, dürdüğünde artık hiçbir kuvvetin, yaydığında ise hiçbir ihtiyacın kalmadığı kimsedir.

Bilinmelidir ki: Kabz, bilinen veya bilinmeyen bir şeydir. Bilinen, bir kötülüğün zuhûr etmesiyle veya bir hayrın ortadan kalkmasıyla olabilir. Hakkın kullarından borç talebi, sadakaları kabul etmesi de, bilinenin kabz edilmesinin bir türüdür. Bilinmeyen şeyin kabz edilmesi ise şöyledir: Kul bâtınını kabz edilmiş görür. Böylece kabz, kul hakkında kulun bilmediği bir yönden ortaya çıkar ve o bu kabzın ortaya çıkmasının sebebini bilemez. Bu durumdaki bir insanın yapması gereken şey, Allah Teâlâ emrini gerçekleştirinceye kadar, kabz halini sükûnetle karşılamaktır.

El-Bâsıt, belirli bir ölçüye göre rızıkları yayan demektir; çünkü haller, mahallin değişmesine göre farklılaşır.

Dünya, kayıtsız şartsız yaymanın yeri değildir; bunun nedeni dünyanın kapasitesinin olmayışıdır; bunun yanı sıra bastın çokluğu, insanın israfa gitmesine ve sınırları aşmasına neden olur.

Halbuki âhiret hayatı böyle değildir; çünkü orası gayr-i mütenahidir. Binaenaleyh, kayıtsız şartsız bast, âhiret hayatında geçerli olduğu gibi, aynı şekilde kabz hükmünün genelliği de dünya hayatında geçerlidir. Her kabzı bir bastın takip etmesi gerekir; ancak her bastı bir kabzın takip etmesi şart değildir. Buna örnek olarak, kendilerine azap ettikten sonra Hakkın kullarına kendisiyle merhamet edeceği 'rahmeti' verebiliriz.

Hafd, indirmek ve alçaltmak demektir. El-Hâfıd ise, cezalandırmasıyla dilediği kimseleri alçaltan, dilediklerini ise en üst derecelere yükseltendir. O şakilerinin nefislerini (kendinden) uzaklaştırmakla alçaltır; velilerinin kalplerini ise (kendisine) yaklaştırmakla yükseltir.

Er-Râfi', Ebrâr'ı en üstün derecelere yükselten kimsedir. Aynı şekilde, kâfirleri de en aşağı derecelere indirir. 

Bilinmelidir ki: Ref'(yükseltme), asalet yoluyla Hakka aittir; nitekim hafd(alçaltma) da, asalet yoluyla kula aittir. Bu ismin hükümlerinden birisi, ilâhî yüksekliğin, imkân mertebelerinin  a'yânında sirâyet etmesi ve her şeyin yokluk düşüklüğünden hayâtın ve ilmin ulvî derecelerine yükselmesidir; çünkü her şey, Hakkı tesbih eder ve sadece diri olup kimi ve ne ile tesbih ettiğini bilenler tesbih edebilir.

Her şeyin kendi derece ve mertebesinde bir ilmi ve temyiz gücü vardır ki, bununla, kimin tesbih edileceğini ve edilmeyeceğini ayırt eder. İlmin mertebesinden daha yüksek hiçbir mertebe yoktur.

El-Muiz kanaat, yakîn ve fâni diyarın metaına karşı züht ile dilediklerine izzet verendir. El-Muiz'i bilen kimse, O'na hizmet ile kendisini, mârifet ile kalbini, ve müşâhede etmekle de gözünü azîz kılmıştır.

Bilinmelidir ki: Bu ismin eserlerinden birisi, azîzlik hükmünün âleme sirâyet etmesidir. Bununla beraber bu hal, bazı durumlarda övülen, bazı yerlerde ise kötülenen bir şeydir.

Azîzlik, kulun Hakkın sûreti ile zuhûr etmesidir. Bu sûret bir mutluluk meydana getirebileceği gibi, mutsuzluk da meydana getirebilir. Övülen izzet ile gururlanan kimse, bu gururlanmasıyla mutlu olan kimsedir. Böylece bu kul, güzel huylar ve hakikatleri, çeşitli bilgileri, Allah'a dair ilimleri idrak etmek ve bütün bunlara vâkıf olmakla Hakkın azîz kıldığı kimsedir. Zemmedilen gururlanmanın sahibi ise, perdelenmiş kimsedir. Bu gibi insanlara örnek olarak, Firavun ve benzerleri gibi, melik ve riyâset egemenliğiyle gururlanan hükümdar zorbaları verebiliriz.

El Müzill, bekâ diyarının nimetlerinden yüz çevirip, fenâ diyarının metaına tamah etmeleri nedeniyle, zorbaların boyunlarını zelil kılan demektir.

Hak, izzetlerinin âhirette kemâle erdirilmesi için, bazı müminleri de zelil yapar; böylece, zilletin miras kaldığı kimseler dünya hayatında zelil olurlar.

Bilinmelidir ki: Allah Teâlâ, mümkünleri bu ismin hükümlerinin eserlerinden yaratmış, bu ismin saltanat mahallinde durdurmuştur. Buna göre zillet, ebedî olarak, mümkünün, varlığında başkasına muhtaçlığını hissetmesidir.

Hakkın Hz. Âdem'i azîz kılması, O'nun kuşatıcı sûretine göre yaratılmış olması, meleklerin kendisine secde etmesi, isimlerin ilminin onda zuhur etmesi, Hak tarafından seçillme ve hidayete ulaştırılma meziyetiyle şereflendirilmesidir.

İnsanın zelil kılınması ise, Âdem'in kendisine karşı zulüm yaptığını ve zelil olduğunu itiraf etmesidir.

Böylelikle bu iki sıfatın eserleri Hz. Âdem'in evlatlarına da sirâyet etmiştir.

Bilinmelidir k: Ehl-i keşf ve tahkîke göre şu husus kesindir:  Varlıktaki her bir hükmün, istinat ettiği ilâhî bir dayanağı vardır. Bu dayanakların bazısı isimlendirilir, bazısı  bilinir ve bazısı söylenmez, bunun yerine -edeben- hakkında sükût edilir. Buna göre zillet ve muhtaçlık, bu gibi ilâhî hakikatlerden birisine istinat etmektedir. Hak, Ebu Yezid el-Bestâmî'ye şöyle hitap etmiştir: "Bana ait olmayan bir şeyle bana yaklaş." Bunlar, zillet ve muhtaçlıktır.

 

Not: Bu yazı dizisinde yazılar, tümüyle, ilk yazıda da belirtildiği gibi, şu eserden seçilerek alıntılanmış ifadelerden oluşmuştur: Esmâ-i Hüsnâ Şerhi, Müellif: Sadreddin Konevî, Tercüme: Ekrem Demirli, İz Yayıncılık.

 

/ telmih: kasdedilenin açıkça değil îma yoluyla söylenmesi / cevâmiü'l-kelim: birçok mânâyı kendinde toplayan / taalluk: ilişme, bağ / kavil: söz, kelâm / Efrad: Hz. Peygamber'e en mükemmel şekilde tâbi olmak sûretiyle ferdiyet tecellîsine mazhar olan en seçkin velîler / Kelîm: kendisine söz söylenen, hitap edilen kimse( Tur dağında kendisine Cenab-ı Hakkın hitap etmiş olmasından dolayı Hz. Musa'ya lakap olmuştur) / takva: Allah'tan korkma, sakınma / nazar: görme, bakma, deney, gözlem ve kıyasla düşünme, fikir yürütme(nazariye: teori) / gayr-i mütenahi: sonsuz olan / sirâyet etmek: geçmek / beka: devamlılık, bâkîlik, ebedîlik, sonu olmama / zemmedilen: kötülenen / izzet: değer, yücelik / Ebrâr: hayır sâhipleri, iyiler / kabz: elle tutma, kavrama, kapanış, dürülüş, sıkılma / bast: yayma, açılış, serme, gevşeme, rahatlama / kabza / tutamak, sap, kulp, bazı aletlerin tutulacak yerleri / yakîn: kesinlik, kesin bilgi /  temyiz :ayırma / tesbih etmek : Allah'ı yüceltmek, tenzih etmek /

 

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.