İlk Emir

İlk Emir DİN
0,0
18.07.2014 15:50:52
A+ A-

“Oku” Bilindiği üzere ilk vahiydir. Yılların birikiminden sonra gelmiş ilk emirdir. İnsanın değerlerini ve inancını yitirdiği bir düzende, statükoya karşı uygulanması lazım gelen ilk öğretidir. Günlük yaşantımızda yaşadığımız olaylara nereden baktığımız ile ilgili bir öngörüdür bu kelime.

Bütün bir hayatını ilime adayan insanlar vardır. Ne yazık ki ülkemizde içselleştirilmemiş bir alışkanlıktır okumak. Sadece ilgi alanlarına karşı bir seyir izlenir fakat okumak başlı başına bir öğreti, bir tavırdır. İnsan yaşadığı olayları yorumlamasına da o olayları okumak denir. Nasıl ve nereden bakmak burada sorulması gereken temel sorudur. Ya da olayları okurken hangi açıdan bakıldığı bir başka önemli sualdir. Olayları adalet eksenli, özgürlük algısıyla mı okuyoruz yoksa ihtiraslara ve bencilliğe yenik düşerek mi okuyoruz? Bir işe başlarken o işi nereden ve hangi amaçla ifşa ediyoruz? Bu ve bunun gibi sorular temel sorulardır okumaya karşı. Bir takım yaşanmışlıkların, alışkanlıkların, hislerin etkisiyle bakarız olaylara. Lakin olayları nasıl okuruz diye sorulduğunda verdiğimiz cevap kul Allah eksenli mi değil mi çıkar ortaya. Burada ilk emir sadece her hangi bir kitabı veya mecmuayı okumakla yeterli kalmaz. Okumanın tabiatında yorum ve başlangıç öğretisi vardır. Bütün öğretiler de bir takım değerlere bağlıdır. Bu değerler bütünü zamana yenik düşmez ve zaman içerisinde kendisini o zamana indirger. Aslında dine bakış açısı da burada kendini belli eder. Bir yazar “Din eskimez dil eskir” der. Bu doğrultuda okumak öğretisi zamanın diline göre algılanmalıdır. Geleneklere ve alışkanlıklara bakış açısı da burada kendini gösterir. Kutsal kitabımız Kur’an “atalar dini” kelimesine sık sık yer verir. İnsanın bir takım yargıları kutsileştirdiği bir algılayış meselesidir bu. Bir takım kalıpların kırılması için sarf edilen bir çabadır bu zihniyet. Sabit fikirlik de elbette bu zihniyetin en çok meşru ilan ettiği bir ögedir. Aslında gündelik yaşamımızda sabitlikten ve basma kalıp zihniyetten kendimizi ayırdığımız zaman “oku” kelimesine muhatap kalırız. Ve “oku” emri burada olayları nasıl okuduğumuzun ip uçlarını verir bize. Olayları Allahlı mı okuyoruz yoksa Allahsız bir dünya tasavvur edip o şekilde mi okuyoruz. İşte sorunu biraz da burada aramanın gerekliliği kanısındayım.
Mevcut değer yargılarına, basma kalıp düşüncelere, zulümlere karşı insan yaşadığı hayattaki sorumluluk duygusunu “oku” emrinin karşısında bulur. Allah’ın hakimiyetindeki düzene bağlılık ve bu hakimiyetin tümüne riayet etmek ve görevini ifa etmekle başlar “oku” emrinin tezahürü. Bu noktada insan kendi asli görevini bilir ve bu göreve uygun yaşar. İster düzenler olsun, ister bütün öğretiler olsun yaşanan dünyanın zulümlerine çözüm reçetesi üretebilmiş değil. Bu sadece bu coğrafyada yaşanmadı. Batı bugün ekonomik kriz ile savaşırken bir yandan da toplumsal çözülmelerle karşı karşıya. Boşanmaların oranı yüzde atmış beşlerde ve boşanmalardan arta kalan çocuklar yurtlarda anne baba şefkatine muhtaç. Bu da gösteriyor ki sosyal düzen alt üst olmuş. Bu durum sadece bu yüz yılın getirdiği sonuçlar değil, yılların birikimlerinin yavaş yavaş patlak vermesi olarak algılanmalı. Ki bu tabloyu batılı aydınlar da böyle algılıyor. Sadece batı değil, dünya da bir takım zulümler bir takım baskılarla karşı karşıya. Bu noktada dünya olayları nasıl okuduğunun ceremesini çekiyor ve bu düzen de böyle devam eder düşüncesine yenik düşüyor. Mevcut teoriler de buna çare olamadı. Bu noktada asli kaynağımız olan Kur’an ın oku emrine karşı düşüncemiz bizim hangi safta yer aldığımızı gösteriyor. Hangi saftayız ve nasıl bir duruş sergilemeliyiz diye düşündüğümüzde Kur’an gibi bir kaynağın elimizin altında olması gerçekten çok önemli. “oku” emrine karşı tutumumuz ile ilgili her eylem bizi daha mutlu ve daha müreffeh bir hayata götürecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.