İnsan, din ve kader

İnsan, din ve kader DİN
4,7
21.11.2013 10:46:50
A+ A-

Fark ettim ki yaşam adı verilen bu sürgitte ne tesadüf ne de tesadüfe yer vardır. Her iş, her oluş belli bir nizamda ve sistemde akıp gitmektedir.

İslam denilen olgunun mantığını anlamaya başladığımı düşündüğümden beri; aslında dinin de, iman edilmesi istenilen şeylerden birisi olan kader kavramının da farkındalık yaratmak istediği temel noktalardan birinin hayatımızda tesadüfe yer olmadığı ve her anın planlı ve programlı olduğunu fark ettirmektir diyebilirim. 

Nasıl ki ayvanın üzerindeki minicik bir tüy bile tesadüfen oluşmuyorsa, arının binlerce çiçekten topladığı nektar tesadüfen içeriği fruktoz ve sakkaroz olan bala dönüşmüyorsa, bebeği olan ve emziren bir dişinin içtiği su, yediği yemek vitamin, mineral, sindirim enzimi, hormon veya bebeği hastalıklardan koruyan antikorlardan oluşan sütü tesadüfen oluşturmuyorsa veya dünyanın güneşe olan mesafesi tesadüfen canlı yaşama sebep olmamışsa hayatımız boyunca yaptıklarımız da, karşılaştıklarımız da tesadüfen olmuyor.

Adına ister ilahi düzen diyelim, istersek doğa kanunu; anladığım kadarıyla, hiçbir oluş sebepsiz veya gereksiz değil. Olayların tesadüfen olması sanrısı sadece bizim onu tesadüfmüş gibi düşünmemizden ibarettir.

İslam'a ister inanalım, ister inanmayalım; kaderi ister kabul edelim, ister etmeyelim genelde kafalarımızı kurcalayan, sıkça sorulan ama bir türlü yeterince tatmin olmamızı sağlayacak cevabı bulamadığımız bir soru var: Her yaptığım belli ise cennet ve cehennem niye var?

Din konusuna ilgili veya ilgisiz neredeyse herkes aynı soruyu soruyor: Her yaptığımız yazılıysa ve bizler adeta bir senaryonun oyuncuları olarak dünya sahnesindeysek filmin bitiminde neden cezalandırılacağız veya mükâfatlandırılacağız?

Ben buna âcizane şöyle bir yorum yapıyorum: Nasıl ki insan denen canlının bedeni tesadüfen oluşmuyorsa, sperm ve yumurtanın anne rahminde birleştiği andan itibaren gözün nerede olacağı belli ise, kulağın yeri, kolların yeri, parmakların sayısı, karaciğerin yeri, böbreklerin, pankreasın, dalağın, en önemlisi beynin yeri ve işlevi/görevi belli ise adına big bang denilen ve evrenin başlangıç noktası diye adlandırılan anda da gezegenlerin yeri ve bu gezegenlerde oluşacak canlıların türü, şekli ve işlevleri harfi harfine bellidir. Yani, mikro boyutta anne rahmindeki zigotun potansiyelinin makro karşılığı big bang'dir, diye düşünüyorum. Nasıl ki; örneğin, karaciğer denilen organ kendi isteği ile var olmadıysa, kendi isteği ile içinden geçen kanı zararlı maddelerden arındırmıyorsa, bunları yapmaya mecbursa insanların da her yaptığı ilahi bir sistemin gereğidir, diye düşünüyorum.

Buradan sonra insan diye bahsedilen canlıyı diğer canlılardan ayıran ve ona mükellefiyet yükleyen ince(!) farkı düşünelim.

Bildiğiniz üzere bir hayvanın, bitkinin veya vücudumuzdaki herhangi bir organın görevlerini isteyerek veya istemeyerek yapma şansı yoktur. Bunun farkındalığına erecek bilinç onlarda mevcut değildir. Zaten yaptığının farkındalığına ermesine gerek de yoktur.

Oysa insan, yaptığının farkındalığına erecek bilinçle yaratılmış; neyin, neden ve niçin olduğunu kavrayıp bu kavrayış neticesinde yaşamına yön verebilme yetisi ile var olmuştur. Sanırım mükellefiyetin sebebi de buradan kaynaklanmaktadır. 

İnsan...

Sınırsız olmasına rağmen kendini korkulara, alışkanlıklara hapsetmiş, kendi elleriyle kendi duvarlarını  örüp o duvarların dışına çıkmayı düşünmeyen fakat yinede ördüğü duvarlarla kavgalı, maksimum özelliklerle (potansiyelle) minimum yaşayan varlık.

Belki biraz garip olacak ama insanları son sürüm cep telefonlarına benzetiyorum...

Biliyorsunuz, son sürüm cep telefonlarıyla sesli konuşma yapmanın yanı sıra sevdiklerinizle görüntülü olarak iletişim kurabilirsiniz. Ses ve video kaydı yapabilirsiniz. İnternete girilebilir, hem televizyon izleyip hem de radyo dinleyebilirsiniz. Şarkı kaydı yapıp daha sonra bu şarkıları dinleyebilirsiniz. Gazeteleri okuyabilir, dünyanın öbür ucunu izleyebilirsiniz. Yazışmalarınız yapabilir, işlerinizi organize edebilirsiniz. Evinizin dışındayken alarmınızı kurabilir, evinizin güvenliğini sağlayabilirsiniz. Kitap okuyabilir, hatta kitap yazabilirsiniz. Bunlar bir anda aklıma gelenler, bunların dışında aklıma gelmeyen daha birçok özelliği olan cep telefonları var.

Elinde böyle bir cep telefonu olduğu halde onu sadece eş-dostla konuşmak için kullanan bir kullanıcının bu telefona ne kadar haksızlık ettiğini bir düşünün.

Biz insanlar bu haksızlığın benzerini kendimize yaptığımızın farkında değiliz. Sonsuz özelliğimiz var ama biz sadece bazılarını kullanmayı yeğliyoruz. Çünkü özelliklerimizin bile farkında değiliz.

İşte, dinin farkı bir bakıma bu noktadan kaynaklanmaktadır. Din, bize kendimizde olan ama hiç bilmediğimiz özelliklerimizi anlatmıştır. "Sen sadece yiyen, içen, duyan, gören, koklayan bir varlık değilsin, sen bunun ötesinde sayısız özellikleri olan bir varlıksın, bunu farkındalığına er " demiştir din. Din, insana insanı anlatmıştır.

Görünen o ki yaşamımızda sahiplendiğimiz korkuların, üzüntülerin, alışkanlıkların, inançların, nefretlerin veya zevklerin neredeyse hiçbirisi kendi seçimimiz değil. Ama bunun farkındalığına ermekten çok uzağız.

Dinin hakikatini kavrayabilsek aslında milyarlarca senedir doğan, büyüyen ve ölen canlı-cansız varlıkların hiç birinin bilinçsiz ve tekil/bağımsız varlıklar olmadıklarını anlarız. Her birim kaderini yaşamaktadır ve bu ilelebet böyle sürecektir.

Her an kaderini yaşayan bizler; madde bedenden ibaret, cansız varlıklar veya hayvanlar gibi öldükten sonra madde bedeni değişime ve dönüşüme girecek varlıklar değiliz... İnsan beyni en gelişmiş beyin olması sebebiyle kendi ruhunu yaratmaktadır ve bu ruh madde beden ile irtibatı kesildiği andan itibaren bedenden ayrılarak yaşamına devam edecektir.

Çok önemli olduğunu düşündüğüm için tekrar üstüne basa basa söylemek istiyorum; sizlerin de gayet iyi bildiği gibi insan beyni en gelişmiş beyindir ve diğer canlıların hiçbirinde olmayan bir özellik olarak sonsuza kadar yaşamına devam edecek ruhu üretmektedir.

Bunlar benim mantığımdan süzülen düşünceler, düşüncelerimde yanılıyor da olabilirim. Her türlü zandan Allah'a sığınırım.

 

Saygıyla.

 



YORUMLAR

Güzel bir bloğunuz var -

Keşke kendimizdeki o sonsuz özellikleri değerlendirebilsek. Ve bu konuda bizlere gerekli uyarılar yapan Nebi- Resulleri değerlendirebilsek. Oysa çoğumuz değerlendiremediğimiz gibi, değerlendirenleri de değerlendiremiyor ve kırıyoruz. Güzel bir blogunuz var, Kaleminize sağlık havva

0 0
İnsan beyni ve ruhu -

En zor konulardan birisini ele almışsınız. Ama buna rağmen ilgiyle okudum. Özellikle en sondaki, insan beyni ve ruhuyla ilgili bilgiye dikkat..! sonsuz yolculuk için ruhu olan tek canlı türü insan yani, değil mi? Yani bitkiler ve hayvanlar yok!

0 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.