"İnsan ile Hak arasında hiçbir araç yoktur"

"İnsan ile Hak arasında hiçbir araç yoktur" DİN
5,0
31.12.2014 20:23:25
A+ A-

Başlıktaki söz 13. Asır Anadolu'sunun büyük ârif, âlim ve düşünürlerinden Sadreddin Konevî'nin "Fusûsü'l-Hikem'in Sırları" adıyla dilimize kazandırılmış eserinde geçmektedir. Orada geçtiği şekliyle, cümle şöyledir: " (...) Şöyle ki: Hakîkati ve mertebesi açısından insan ile Hak arasında hiçbir vâsıta yoktur; çünkü insanın hakîkati 'vücûb' ve 'imkân' hükümlerini birleştiren / câmi  'berzâhlık'tan ibârettir. Dolayısıyla insan, her iki tarafı da / vücûb ve imkân ihâta etmektedir." Hemen bu ifadeyi izleyen şu cümleyi de alıntılayayım:
"İşte bu nedenle İbnü'l- Arabî, insan hakkında şöyle buyurmuştur: 'O ezelî, hâdis insandır ve ebedî-daim yaratılıştır.' " (Fusûsü'l-Hikem'in Sırları, Müellif : Sadreddin Konevî, Tercüme: Ekrem Demirli, İz Yayıncılık, 2.Baskı; İstanbul, 2003, s. 20)
[vücûb: varlığı zorunlu (vâcib) olma / imkân: varlığı veya yokluğu zorunlu olmama / berzâh: dünya ile âhiret arasında ruhların kıyameti bekledikleri yer; iki şey arasındaki fâsıla; zorlu, belâlı geçit / ihâta: kuşatma, içine alma, hâdis: yeni, sonradan meydana gelen]

Bu eserden seçtiğim sözler oluşturacak bu yazıyı.

"Melek ve bazı insanların bayılmamasının sebebi, zikretmiş olduğumuz zâtî feyzi sürekli olarak kabul eden istidâdın kemâlidir." (a.g.e., s. 29)
[feyz: akma, taşma, ilâhî zuhur ve tecelli / istidâd: yetenek, bir şeyin kazanılmasına eğilim / kemâl: olgunluk, yetkinlik]

Nuh (as.) peygamberlerin ilkidir ve risâlet hükümlerinin birincisi de, peygamberin ümmetinden Hakkı birlemelerini / tevhid, O'nu ortaktan, benzerden ve şerikten tenzîh etmelerini istemesidir. Bundan dolayı Nuh(as.)'a hâkim olan hal, tenzîh sıfâtı olmuştur. Çünkü Nuh, risâletin zuhûrunun başlangıcı, onun hükmünü ilk kabul eden kişi ve işâret edilen tevhîde insanları ilk çağıran kimsedir." (a.g.e., s. 31)
[risâlet: peygamberlik / zuhûr: meydana çıkma, görünme]

"Mânâ ve mertebede subbûhî sıfatı takip eden şey, kuddûsî sıfattır. Çünkü subbûh, eksikliğin kendisine ulaşmasından münezzeh ve uzak olan demektir; Kuddûs ise, kudsiyetine zarar verecek şekilde kendisine kötülüğün ulaşması imkânını vehmettirecek her şeyden mukaddes ve temiz olan demektir." (a.g.e., s.32)

"Bilinmelidir ki: İnsanlar, çeşitli mertebelerde bulunmaktadırlar. Bu mertebeler üç kısım ile sınırlanır: Birisi kalpleri mühürlenen düşük kısımdır. Bu grupta olan insanların kalplerine, çabuk yok olan, geç gelen arızî haller gibi şeylerin dışında, önceden nefsinde nakşolunmuş ya da yenilenmiş hiçbir şey ulaşmaz. İkinci kısmın kalpleri, bazen temizlenir, meşguliyetlerden kurtulur; bu kısmın hayali, bazen mutlak misâl âlemi ile ilişkili olur. Bu durumda, bu insanların nefislerinin bu esnada idrak ettiği her şey, kalplerine ışık olarak yansır; kalpten de dimağa yansır. ve orada akseder. Bu durumda kişi, gördüğü şeyde iç konuşması izi görürse, musavvire kuvvetinin bu rüyada mizaç ve zikrettiğimiz diğer şeylerden olan katkısı vardır.
Rüya, iç konuşmasından kurtulmuş, dimağın durumu sahih, mizaç da mutedil ise, bu rüya Allah'tandır. Genellikle bu gibi bir rüya tabir edilmez. Çünkü yansıma, aslın sureti ile zâhirin yansımasıdır. Peygamberlerin çoğunluğunun rüyası böyledir. Bu, Hz. Halîl İbrahim'in(as.) rüyasını yorumlamayışı ve zâhirini benimsemesinin sebebidir.
Kalbi Hakkın yerleştiği yer haline gelen kimsenin kalbine genellikle başka bir şey yansımaz; bilakis, bu özellikteki bir kimsenin rüyasının kaynağı / memba ve ilk yansıma kalbinden dimağınadır." (a.g.e., s.42-43
[musavvire:hayal gücü ]

"Âlem zâtın birliğinden var olmuştur." (a.g.e., s.46)

"Rüyaların hükkmünün zuhûrunun gecikmesi, nefsin mertebesinin yüceliğine delildir. (...)
Rüyanın hükmünün ve tabir edilen şeyin hızlı meydana gelmesi, temiz olsa bile, görenin nefsinin zayıflığına delildir." (a.g.e., s.70)

"Hz.Peygamber (as.) Efendimizin, kelâma tahsis edilmesine, risâlet ve peygamberliğinin umûmîliğine, bütün yeryüzünün ona mescit ve toprağının da temiz kılınmasına dikkat ediniz! Ayın bölünmesi, öncekilerin ve sonrakilerin ilimlerinin kendisine verilmesi gibi özelliklerini ve şerîatının hükmünün kıyâmete bitişmesini düşününüz." (a.g.e., s.149)


 

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.