İnsan kendi gerçeğini ne kadar anlıyor?

İnsan kendi gerçeğini ne kadar anlıyor? DİN
5,0
24.03.2014 23:33:50
A+ A-

İnsan hem düşünebilen hatta düşündüğünü de düşünebilen bir varlıktır. Kendimde böyle bir özelliği yaşayıp, bu özelliğin sahibi ve maliki olmadığını bildiğim halde sahip çıkarak zalimlik ve cahillik yapıyorum, yalan söylüyorum. Çünkü bunlar bana çok değerli bir şeyleri bilmek için verildi. Bu özelliklerimle Yaratıcının özelliklerini anlayacak şekilde ilişki kurup kendimi eğitmem gerekir.

İnsana verilen emanet ne demek?

Emanet, bizdeki fiziki ve duygusal tüm özelliklerdir. Ne yapacağım bunları? Peygamber diyor ki aczini bileceksin. Emanet ile aczini bilmek arasında ne ilişki var?

Hakikat daima basit, açık olmalıdır ki herkes tam anlasın.

Yaratıcının kudretini, kendimdeki aczimi görmeden anlamak mümkün değil. Düşünce tarzımız, peygamber gibi düşünmek olmalıdır. Kendimizdeki aczimizi görmeden yaratıcının kudretini göremeyiz. Allah diye başlayan cümleler hepten yanlıştır, yani yaklaşım şekli yanlış olur. Doğrusu kendimdeki aczimi görmeden Allah'ın kudretini göremem. Usul hatası yaptığımız zaman, büyük hata yaparız. Kâbe yerine Atina'ya yönelirsek; Atina da kültür merkezi ama seküler felsefenin merkezidir.

Benim düşünmem, görmem benden kaynaklanmıyor. Kendindeki acizliği anlamayan, kâinatın acizliğini anlamaz. Önce kendimdeki acizliği görmem lazım. Bendeki özelliklerin kaynağı ben değilim. Emaneti, sahibine geri vermek gerekir. İncelik 'geri vermem' üzerine olunca, burada dikkat etmem gerekir. Emanet olarak verilen bir arabayı sağa sola çarparak kullanmak ne kadar doğru olur?

Emanet anlayışında iki önemli husus var:

1-Bana verilen emaneti, bana verildi diye görmemek.

2- Emanet edilen şeyi, hangi maksatla kullanılmak üzere verilmişse, o maksatla kullanmazsak ihanet üzerine oluruz.

-Emaneti kullanma şekli, benim insaniyetim gereğidir.

-Emaneti kullanma şekli, benim ubudiyetimdir, kulluğumdur.

Bize verilen donanımları nasıl kullanacağım?

Biz bize verilen bir şeyi sevdiğimizde, sevme donanımının bize verildiğini ifade ederek, ben yalnızca isteyen (dua eden) olduğumun bilincinde olacağım. Bir şeyi seviyoruz. Suyu, hava almayı seviyoruz. Onları sevmede problem yok, fakat o sevmeyi nereye yönlendireceğimde problem var.  Genelde o yönlendirme, kendi nefsime oluyor. Ben bunu seviyorum, oh ne kadar güzel, memnun oldum, getir biraz daha yiyeyim. Bu yanlış anlaşıldığı zaman elmayı sevmede de problem oluşuyor. Sevmenin kaynağı kendisinin olduğunu zanneden dindar, elmayı sevmekten suçluluk duymaya başlıyor. Çünkü sevmeyi kendinden zannediyor. Ben acaba dünyevileştim mi?

Sevmeyeceğiz diye bir şey yok, dünyevilikten (seküler) kaçacağız. Sevmeyi doğru yöne yönelteceğiz. Hem seveceksin, hem sevdireni bileceksin. Sevmek, 'seni sevdireni' sevdirecek. Sevmek duygusunu vereni sevmek lazım. Allah'ı sevmenin formülü bu olsa gerek. Sevdiğimiz şeylerle onları veren arasında ilişki kurmuyorsak;  Allah'ı seviyoruz,  Allah'ı seviyoruz diye söylenmenin hiçbir anlamı yok. Allah'ı sevmek, 'senden korkuyorum, cehennemine beni atarsın' diye değil.

Sevmemenin kaynağını kendimden bilmeyeceğim, sevmemenin kaynağının yaratıcıdan yani bana bu işi sevdirmeyen ve bu işi kendisinin de sevmediğini anlamak. İman şuuru ile yaşamak önemlidir.

Aczini bilip kudret-i ilahiyeye istinat etmek ne demek?  

İnsan aciz olur ama zengin olur. Ben yapamazsam da başkasına yaptırabilirim. Nübüvvet, hayır diyor: Hem acizsin, hem de başkası dediğimiz şeylerin de aciz olduğunu anlamamız lazım.

Acizlik: Kudretim yok.

Fakirlik : Malikiyetim yok.

Zerreye malik olmayan, kâinata malik olamaz. Çünkü zerre de kâinat gibi sonsuz kudretin eseridir. Zerrenin böyle bir iddiası da yok. İnsanlar da ben yaratıcıyım diyemiyor.

İnsan, parası olmakla fakir olmadığını zannetti. Burada fakirlik, sen o mülkün sahibi değilsin. Fakir olduğunun bilincinde olmayan bir insan parasına, malına, ailesine güvenir; rahmet-i ilahiyyeden isteyemez. Param var alırım, hırsızlık yapmıyorum der. Para verdim, portakalı aldım. Portakalın üzerinde rahmet-i ilahiye olmasını tasavvur edemez. Nübüvvet bana, 'ihtiyaç duygusu' bunu anlamam için verildi, diyor.

Malik olmadığımızı, fakir olduğumuzu anlamamız lazım. Tasarruf sahibi olmadığımı anlamam için her an elimden çıkacağını düşünmek yeter.

İnsana 'ihtiyaç duygusu' niye verildi?

Ben muhtaç mıyım? Benim 'muhtaç olduğumu' anlamam lazım. Birinci şart kusurunu görmek, yetmezliğini görmektir. Kusur, her bir şeyin var olması için yeterli değilim. Kusur Türkçede hatalı olmak anlamına geliyor. Kusur, 'yetmezlik' demektir. Kusur, ben hiçbir şeyin var olmasında yetkili değilim. Bir sineğin kanatlarının oynatmasında yeterli değilim. Sen yaratıver. Acz ve kusur aynı hakikatin değişik yönleridir.

Sürekli yaratılıyor olduğunu anlamayan insan, bazı ortamda aciz olduğunu, bazı ortamda fakir olduğunu anlamayabilir. İnsan kendi bütün duygularını eğitmesi lazım.

Yaratıklardaki bilgi yansımalarda gördüğümüz bütün bildiğim şeyleri O yaratmış, kaynağı O'dur. Aczimi, kusurumu, fakrımı vs. anlamak, yaratıcımın tüm esma-i ilahiye tecellilerini görmek demektir. Acizlik, KUDRETİ; fakirlik, RAHMETİ ters orantılı gösterir. Kendi gerçekliğimi ne kadar anladıysam, rabbimi o nispette anlarım. (men arefe nefsehu, men arefe rabbehu)

İbrahim Mermer



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.