İNSANIN OLUŞUMU

İNSANIN OLUŞUMU DİN
4,7
05.01.2014 04:01:06
A+ A-

Sevgili Radikal Blog Okurları,

Acaba kaçımız kendimize şu soruları sormuşuzdur: “Ben” dediğim bu varlık ne?”, “Ben sadece et kemikten oluşmuş madde bir yapıdan mı ibaretim?”, “Ruhum nasıl oluşuyor?”, “Bilincim beynimde nerede?”, “Bilinç ile Şuur arasındaki fark nedir?”...

Muhakkak ki bu soruların yanıtları düşünen ve sorgulayan insanlar için çok önem taşımaktadır. Çünkü bu sorular ve onlara verdiğimiz cevaplar, bizim hakiki anlamda kim olduğumuzu da ortaya koymamıza ve yaşam gayemizi netleştirmemize yardımcı olur.

Şartlanma ve değer yargıları ile şekillenmiş düşünce kalıpları ile davranış ortaya koyan bu bedenden ibaret bir yapı olmadığımız, bilim tarafından da çok derinine incelenip, açığa çıkmıştır. Beden dediğimiz yapının her türlü işlevi beyin tarafından gerçekleşmektedir. Beyin ise, her şeyin aslı olan enerjinin titreşiminden açığa çıkan bir frekans yumağı, bir decoder, ruhu meydana getiren bir yapıdır.

Sevgili Okurlar,

Sadece bedenden ibaret olmayan insan olan bu yapıyı derinlemesine anlamak için ve yukarda ki sorgulamaların yanıtlarını bulacağınızı düşündüğüm Araştırmacı-Yazar Sayın Ahmed Hulûsi’nin çok özel bir yazısını Sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bizi bize anlatan “İnsanın Oluşumu” adlı bu yazı ile umarım kendimizdekileri keşfetme imkânı oluşur.

 

https://twitter.com/sufafy

 

***

 

 

İNSANIN OLUŞUMU

 

İnsanı bu yönleriyle tanıdıktan sonra bedenin özellikleri ve insanın özellikleri diye ikiye ayırabileceğimiz özelliklerin devamına bakalım.

Dünya'da insan, tabiatının gerektirdiği bir biçimde mutlaka yiyecektir, içecektir, seks yapacaktır, uyuyacaktır. Normal sıhhatli bir beden için bunlar zaruri gereksinimlerdir... Bazı beyin rahatsızlıkları uyku olayını kısmen kaldırabilir, ama bu kişi çabuk yıpranır. Ayrıca bir de beyindeki uyku olayı dışarda normal bildiğimiz uyku şeklinde gözükmez, fakat o kişide yine bir uyuma hâli söz konusudur. Başka türlü mümkün değil...

Seks mutlaka olacaktır. Bu kişi hiç evlenmesin, onda yine seks fiili vardır! O kişide, ama uykuda ama uykusuz, ama idrar arasında, mutlaka belli hormonların meydana getirdiği üretim olacak ve bu salgı dışarı atılacaktır.

İçmek, yemek zaruri olarak olacaktır... Çünkü bedenin hammaddesini oluşturan materyal bir yandan alınır, enerji işlenir, ham posası dışarı atılır. Ve beden bu şekilde ayakta durur. Tabii olarak bedende böyle bir olayın olması zaruridir. İşlev bittiği zaman, yani dışarıdan ham enerjiyi alıp işleyip, posayı dışarı atmak denen olay bittiği zaman, zaten bedenin yaşamı ve fonksiyonu biter!..

Yalnız burada, bu beden düzeyinde tabiatı ne şekilde kullanmak ve yönlendirmek gerekir?.. İşin birinci yönü, bu husus!.. İkinci yönü bu akıl, fikir, idrak, vehim, şekillendirme, hayal dediğimiz özellikleri ne yönde kullanmak lazım?

Genelde bu özellikler, şartlanma ve tabiat istikametinde vehim hükmü altında kullanılır!..

Normal olarak bütün insanlardaki bu özellikleri kullanım, "vehim" hükmü altında ve şartlanmalar istikametindedir. Çevre neyi "değerli" diye empoze etmişse, o değerli dediği şeyi elde etmek için çaba sarf eder ve bunu elde etmediği takdirde büyük zarar göreceğini düşünür insan!.. Vehmin birinci fonksiyonu, o kişiye kendisini "kişi" olarak kabul ettirmesidir!.. Kendini bir kişi, bir beden olarak kabul etmesi ve bu bedeninin ötesinde de başka bir varlığı olmadığını kabul etmesidir!

Psikiyatrik olarak, kişinin kendini beden kabul etmemesi bir "ruh hastalığı" olarak nitelendirilir!.. Yalnız bu konunun iyi bir incelemeye tâbi tutulması zaruridir!.. Kendini bir beden, bir insan olarak kabul etmeyip, bir tavuk, bir horoz kabul eden vardır! Bu bir hastalıktır! Yanlış algılama hastalığıdır! Ama bir kişi, eğer temelde maddenin varlığını ve oluşumunu biliyorsa, yani beden denilen varlığın hücrelerden yapıldığını, hücrelerin asitlerden meydana geldiğini, asitlerin atomlardan meydana geldiğini, atomların elektromanyetik dalgalardan meydana geldiğini...

Tabii atomların değişik parçalanma şekilleri var... Elektronlar, nötronlar, nötrünolar, pozitronlar, mezonlar gibi daha bölünmüş parçalar! Bugün henüz Dünya üzerinde atomları görebilecek kapasitede, büyüklükte bir mikroskop daha tam gerçekleştirilemedi. Yapılmasına çalışıyor! Baktığın zaman bu mikroskopla atomları görebileceksin... Böyle bir mikroskop şu anda gerçekleşiyor, ama bunun daha ötesine henüz geçilmedi!

Eğer ki yapılırsa, o zaman varlık zaten tümüyle manyetik dalgalar âlemi olarak müşahede edilecek!

Şimdi bu müşahede içinde, "kişinin", bir noktada, "şuur" dediğimiz nesne olmasının ötesinde bir fonksiyonu, bir varlığı olmadığı görülecek...

Şuur nerede mevcut?.. Bu şuur, akseden bir şuur, yani mutlak Akl-ı Evvel'den beyne yansıyıp ruhta oluşan bir şuur! "Ruh"un olmasa, Ziya diye bir şey olmayacak ve Ziya'nın şuuru da var olmayacak!

Şimdi bu silsile içinde, bu ruh oluşmuş ve bu ruhta ya bilinçli olarak, şuur oluşu yolundaki bir bilinç neticesinde, bir varlığı, benliği oluşmuş; veyahut şartlanmalar istikametinde kendini falanca bir kişi olarak kabullenmiş! Ama neticede, ortada bir kişilik söz konusu!.. Yalnız birincisindeki kişilik, "şuursal"bir kişilik; ötekindeki kişilik, "bedensel" bir kişilik!.. Şuursal kişiliğin ortadan kalkması mümkün müdür?.. Veya bedensel kişiliğin ortadan kalkması mümkün müdür?

Birimsel kişilik, sonsuza dek ortadan kalkmaz! Çünkü beynin meydana getirdiği, özel bir ruhtur! Mahiyet itibarıyla, bu "ruh", kudsî ruhun aynıdır!.. Fakat, hiçbir zaman bu ruhun kendi kendini seyri ve müşahedesi olmaz.

Şuur yönüyle ruhunu bilirsin, fakat "ruhun" ne olduğunu bilemezsin! Göremezsin!.. Ruh yönün, senin zâtına işaret eder... Akl-ı Evvel'in karşılığı olan sendeki akıl yani "şuur" dediğimiz mânâda akıl yönün, senin, benliğin hakikatini bilmene yol açar!..

Bu hakikatinde bütün mânâların toplu olduğunu idrak edebilirsin... Hakikati câmia; toplayıcı, bütün mânâları kendinde toplayıcı yönünle... Fakat bütün bununla birlikte sonsuza dek birimsel varlık ortadan kalkmaz... Birinci husus bu!..

Bunu böylece anlattıktan sonra gelelim ikinci bir noktaya... Beden ortadan kalktıktan sonraki ruhun için, nasıl ebediyen ortadan kaybolmak, yok olmak diye bir şey söz konusu değilse, yani ikinci bir ölüm yoksa; bedenin var olduğu sürece de, bedenin yokmuş gibi, bedenini kâle almayarak yaşamak mümkün değildir!.. Çünkü beden dediğin şeyin aslı, beyne dayanır! Bedendeki özellikleri yöneten beyindir!..

Bedendeki tüm özellikleri meydana getiren beyin olduğu gibi, kişiliğin aslı ve hakikati dediğin "ruh"unu da meydana getiren beyindir!.. Besleyen, büyüten beyindir!

"Biz insanı topraktan ve balçıktan yarattık" âyetlerini anlatırken, "balçık" kelimesiyle kastedilen şeyin "hücre" olduğunu söyledik... İnsanın hücrelerden meydana gelmiş olduğunu anlatma sadedinde, "balçık" kelimesi kullanılmıştır!.. Mecazî olarak!.. Yoksa toprağı suyla karıştırıp bulamaç hâle getirmek, balçık demek değildir...

Buradaki balçıktan kasıt, hücredir. Hücrelerin birleşmesiyle insan meydana gelmiştir; hücrelerin birleşmesiyle beyin meydana gelmiştir... Beyin de hücrelerden müteşekkildir...

On beş milyar hücre var!.. Şimdi bu bedeni yok sayamayacağımıza göre, beden var olduğu sürece "tabiat" hükümleri vardır demektir... Yani bedenin hücresel yapısının tabii dürtüleri!..

Öyle ise bu tabii dürtülerle yani "tabiat"la, bedenin tabiatıyla, terkibî yapıyı karıştırmayalım... Bu ikisi tamamıyla birbirinden ayrı ayrı şeyler...

Senin kendi aslını ve hakikatini anlayabilmen için, beden olduğun yolundaki şartlanmanın kalkması ve daha başka bazı fonksiyonların ortaya çıkması için; bedenin tabiatını kontrol altına almak, bedenin isteklerini yerine getirmemek, beden üzerinde hükmedebilmek gibi konularda bedenin tabiatına karşı mücadele vermek gerekir.

Terkibî tabiat dediğimiz olaysa, kişinin beyninde ışın tesirleriyle meydana gelen açılımlar neticesinde, o beyinde çeşitli mânâların toplanması, değişik nispetlerde, oranlarda bir araya gelmesi; ve böylece de kişinin terkibî Esmâ yapısının oluşmasıdır... Yani, belli ışın tesirleri, beyinde belli devreleri faaliyete geçirir...

Beyinde faaliyete geçen bu belli devrelerin neticesinde de belli isimlerin mânâları değişik ağırlıklarla, senin ana oluşumunu meydana getirir! Bu senin ana oluşumun, ilk oluş itibarıyla istidat adını alır! Bir diğer mânâ itibarıyla da senin ayânı sâbitendir. Günlük yaşantıda, sen, "aklıma şu geldi"diyorsun... "İçime şu geldi" diyorsun... "Şu anda bu duygum ağır bastı" diyorsun... Bu, isimlerin mânâlarının tabii olarak senden ortaya çıkışıdır.

Oysa senin, tabiatına hâkim olman, şartlanmalarının tümünden arınman gibi oluşlardan sonra, huy ve tabiatını kontrol altına alarak, kendi huy ve tabiatının ötesindeki mânâlara bürünmek suretiyle ortaya çıkma söz konusudur! Sen zaten daha evvelce de bu tür davranışlar içindeydin, bugün de bu tür davranışlar içindesin; sadece, bu tür davranışların ilâhî isimlerin mânâları olarak çıktığını anladın!.. Bu, seni tabiatına tâbi olmak hükmünden ve cehenneme gitmek hükmünden kurtarmaz!..

İşte, Abdülkerîm el Ciylî'nin "Eflâtun'u cehennemde gördüm, öyle bir mertebesi vardı ki birçok müminlerde ben o mertebeyi göremedim" demesi, bu hakikati görmesi ve müşahede etmesi yönündendir... Fakat Eflâtun'un terkibini ve tabiatını aşma yolunda bir çalışması olmaması, saadet devresinin açılmamış olması, onu neticede cennete götürmemiş, cehennemde bırakmıştır!..

AHMED HULÛSİ

 

https://twitter.com/AhmedHulusi

http://www.ahmedhulusi.org/

 

http://www.pressturk.com/ahmet-hulusi-...insanin-olusumu/video/140837/

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Şuur- Beden- Ruh üçlüsü? -

Şuur- beden- ruh ile ilgili enteresan iç içe açıklamalar mevcut. İnsanın birimsel kişiliğinin sonsuza dek kalkmayacağı bilgisi beni şok etti bir anda! Sonra biraz düşününce, acaba dedim burdaki püf noktası 'birimsel' kelimesi mi? Yani eğer kişi bu dünyada yaşarken kendisini 'birim' olarak görüp ölürse, öbür tarafta artık bundan kurtulamıyor mu? Yoksa bu üst şuurlar için de geçerli mi? Aslında beden- ruh ve şuur bu üçlüyü ve birbirleriyle bağlantılarını çözmek, meseleyi kolaylaştıracak gibi duruyor... gültekin/

1 0
Sünnetullah'ı anlamak için Ruh'u bilmek şart -

Ruhum nasıl oluşuyor? Kim merak etmez ki bu soruyu. Gerçi küçüklükten beri bir tanrı anlayışıyla büyümüşseniz merak etmeyebiliyorsunuz! Çünkü o zaman size anlatılan bir RUHLAR Alemi var. Ve Ruhlar oradan bedene giriyor. İşte bu yüzden ne bir merakınız oluyor, ne de sorunuz. Ama ne zaman ki, Allah kavramının şekilden münezzeh, mekandan münezzeh olduğunu ve varlığın özünde olduğunu öğrenip, iman ediyorsunuz, işte o zaman RUH’u merak ediyorsunuz. Çünkü Sünnetullah’ı okumak, çözmek için mutlaka bilinmesi gereken bir bilgi oluyor. İşte bu yazı bu yüzden çok önemli. Dikkatle okunmalı ve tefekkür edilmeli.. //kenan

0 0
Yazıyı okurken.. -

Yazıyı okurken ilginç bir ironi gülümsetti beni. Aslında bizler sürekli kendimizi bu beden olarak algılamayalım diye uğraşıyoruz. Bu bedenle kayıtlanmanın ötesinde, evrensel şuura ayna olabilecek sonsuz yolculuğu olan bir RUH, hatta ruhun ötesinde bir bilinç- şuuruz diye kendimize empoze etmeye çalışıyoruz. Çünkü Allah’a eren yolda, kendini tanıma yolunda, en büyük handikaplardan- engellerden birisidir; kendini BEDEN kabulü.. Oysa yazıda geçiyor ya hani, psikiyatride kişinin kendisini beden kabul etmemesi bir ‘Ruh hastalığı’ olarak nitelendirilir… Enteresan değil mi?

1 0
Kimseyi tanımadım ben -

Kimseyi görmedim ben Senden daha güzel Kimseyi tanımadım ben Senden daha özel Kimselere de bakmadım Aklımdan geçer Kimseyi tanımadım ben Senden daha güzel Sana nerden rastladım Oldum derbeder Kendimi sana sakladım Senden daha güzel Kimseleri de takmadım Ölsem değişmem Kimseyi tanımadım ben Senden daha güzel

1 0
Platon'a saygıyı ve gıpta etmeyi A. Hulusi'den öğrendim! -

Benim fazla felsefik derin görüşleri aktarma becerim yok. Ama bilebildiğim kadarıyla Ahmed Hulusi yazılarından ben; Platona’a saygı ve sevgi duymayı öğrendim! Çünkü İnsan-ı Kamil kitabında A. Cili Hazretleri’nin O’nu övdüğü ve mertebesine bir çok Veli’nin gıpta ettiği yazılıydı!!! (Ki bu bilgiyi A. H. Kitaplarında okudum ben ilk)…Aslında O’nun da SİSTEMİ OKUDUĞUNU ve TEK olanı bulabildiğini bu sayede öğrenmiş oldum. Demek ki, kimlikte yazan İslam kelimesinden ziyade, Allah’a yakınlık; beyindeki OKU’ma ve BİR olana idi… Bu durumda, bu yüzden yukarıdaki yorumda bu yanlış anlaşılma olmuş. Zaten isim değil, kavram ve mana önemli. Platon’dan her ne kadar ‘TANRI’ diye çevrilmişse de, ben O’nun sonsuz ve sınırsız ALLAH kavramını kast ettiğini düşünüyorum. Hatta Allah’a benden çok daha yakın olduğunu düşünüyorum. Anlaşılamayan bu işte!

1 0
Biraz eleştirebilirim izninizle? -

1- Savunduğunuz bu 'Tanrıyı insanda bulan' ve 'her şeyin bir olduğunu' söyleyen felsefenin kökü Platon'dadır ama siz onu el çabukluğuyla cehennemlik ilan etmişsiniz. Bu her şeyden evvel etik değil. Sanırım bu tutumunuz, bu felsefenin Platon'daki esas kökünü gizleyip İslam'a mal etme çabasının bir ürünü. 2- İnsanda sonsuz varlığın sıfatları var diyorsunuz. Ama fiil olmadan sıfat olur mu? Örneğin sevmek dediğimiz hadise, bir dış evren algısı ve orada seveceğimiz varlıklar vücuda gelmeden ortaya çıkabilir mi? Sevgiyi, sevginin öznelerinden koparmak tümüyle mantık dışı değil mi? Tek olanın olduğu yerde sevgi de yoktur. Sevgi ortaya çıkabilmek için en ikiye (seven ve sevilen) muhtaçtır. Tek Olanın hiçbir sıfatı veya bilinçli düşüncesi olamaz. 3- Balçık derken hücre nasıl kast edilmiş olabilir, ne alakası var? 4- Şuurun sonsuz varlıktan geldiğini söylüyorsunuz. Yazınızdan böyle anladım. Yani en ölümsüz yerimiz şuurmuş. Fakat başımıza sert bir darbe alınca şuurumuzu yitirebiliyoruz. Komada kalıyoruz, canlıyız ama şuur kapalı. Bunlar şuurun sonsuz olmayıp maddesel beynin bir ürünü olduğunu göstermiyor mu?

2 3
İnsanın oluşumu önemli -

Sayın Ahmed Hulusi’den sadece inanç ve iman konusunda yeni şeyler öğrenmedim. Yeni derken, yanlış anlaşılmasın; asıl olması gereken, orijinal ve doğru olan bilgilerdi bunlar. Ama elbette benim gibi yıllardır aile, okul ve toplumda bahsedilen tanrı dinine ait bir geçmişi olan için bunlar yeni de sayılır. Bu konuda herhalde birçok okur aynı kanaattedir. Ancak, 1990 ve sonrası doğmuş olacaksın, ve ailen sana ALLAH kavramını, AHAD’ı, SAMED’i, TEK’liği anlatacak ve peygamber kelimesini değil, RESUL ve NEBİ kelimelerini öğrenerek büyüyeceksin de, o zaman bu bilgiler seni şok etmeyecek, tamamlayacak. Ki zaten böyle birisi de bilir ki, bu bilgilerin kaynağı gene yazar A. Hulusi’dir.. Neyse, yeni dedik nerelere geldik! Diyeceğim şu idi; bir tek dini kavramlar değil İNSANIN OLUŞUMU İLE İLGİLİ, BİYOLOJİK YAPISI İLE İLGİLİ DE ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM kendisinden… Üstelik bu bilgiler pratik hayatta çok da işime yaradı…Sağ olsun, var olsun; hep yazsın inşallah.. Selam ve saygı ile…frzan

3 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.