Işid üzerine birkaç not

DİN
0,0
09.08.2014 21:27:46
A+ A-

İSİD Üzerine Birkaç Not

İnsan neye alışmıyor ki?

Bir katil nasıl birinciyi öldürdükten sonra ikinciyi, üçüncüyü de öldürerek, insan öldürmeye alışıyor ve bunu kanıksıyorsa, katliama uğrayan kitleler de süreç içinde bu katliama uğrama halini kanıksayarak ona alışıyorlar. Katliamla sık sık yüz yüze gelmiş dini ve ya etnik guruplar buna “kader” diyerek bir biçimiyle kendilerine yapılanı hayatta kalmanın tek çıkış noktasıymış gibi kabullenmek durumunda kalırlar.

 

Şengalli Ezidiler, Kebela veya Dersim

İçinde yaşadığımız şu anki dramatik süreçten bir örnekle olaya biraz daha yakından bakalım: Şengal dağında Ezidiler İSİD’in azgın sürüleri tarafından Kerbele benzeri bir zulümle karşı karşıyalar. Kerbele uzak bir tarihi olduğunu düşünenler Dersim’ Zilan’ı da düşünebilir. Açlıktan susuzluktan ve zalimlerin elinde kalarak en hunhar şekilde can veriyor ya da esir düşüyorlar. Zamanında Osmanlı’dan kaçarak Şengal bölgesin gitmek zorunda bırakılmış Ezidiler’in bir kısmı giderken kızlarını gelinlerini veya eşlerini zalimlere cariye ya da köle olarak bırakarak Şengal'e gidebilmişler. Bugün sanki o zalim tarih tekerrür ediyormuşçasına Şengal'deki Ezidiler’in bir kısmı aynı şekilde gelinlerini, kızlarını ve ya eşlerini bırakarak oradan kaçabiliyor, canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. İŞİD çeteleri onları kendilerine cariye alıyor ya da diğer Araplara satıyor.

Müslümanlar oldum olası Ezidilerle alış veriş yapmaz, onların sattığı malı almaz, kestiğini yemez vs. Bu tutumu Türkiye’de Kızılbaşlara, Alevilere yapılandan da biliyoruz değil mi? Ama onların kızlarını kadınlarını alıp cariye yapmaktan asla beis görmezler. Çünkü hedefleri onları toplum olarak yok etmektir. Bunu kadınlar üzerinden yapmak erkek egemen anlayışın başvurduğu en kolay, ama en etkili metottur. Dersim’in Kayıp Kızları olayını bilenler, Dersim Katliamı’nda aynı metodun uygulandığını artık hatırı sayılır düzeyde insanın bildiği bir gerçek.

Bugün elbette Ezidilerin buna gönüllü alıştığını savunamayız. Ama onlarda tıpkı Dersimlilerin alışmak zorunda kaldıkları gibi başka çareleri kalmadığı için o zaman olduğu gibi bugün de kabullenmek zorunda kalıyorlar. Şu anda bu süreç kendisini maalesef Şengal bölgesinde tekrarlıyor. Ezidiler bugün Şengal’de kahrolurken, bütün dünya onları sadece sosyal medyada paylaşılan videolar üzerinden seyrediyor. Çünkü Ezidilerin kendilerini savunacakları hiç bir şeyleri yok. Silahları, milisleri, devletleri, uluslararası diplomaside lobileri yok! Tıpkı Dersim Katliamı’nda Dersimlilerin hiçbir şeyler olmadığı gibi.

 

Irak’ta Mazlum Halklar

Aslında sadece Ezidiler değil, Kızılbaşlar veya bir ölçüde Kürtler ve İSİD saldırısı altındaki Hristiyan azınlıklar da aynı konumda. Ama yine de saydığımız bu halk gurupların içinde en savunmasız topluluk hiç şüphesiz ki Ezildiler. Kısaca bunun nedenlerine değinirsek: Kendilerine sık sık katliamlar uygulanmış bir toplum olarak bugün Aleviler en azından oy potansiyellerinin olmasından cüzi de olsa kıymetleri var! Kürtlerin halk olarak Silahlı örgütleri, diplomatik ilişkileri, hatta Güney Kürdistan’da Federal bir yapıları var. Bu bakımdan artık kimse onlara kolay kolay gönlü istediğince saldıramıyor. Bugün çok azalmış olsalar da Ortadoğu’daki Hristiyan azınlıklar, Hristiyan dünyasının ahlaki sorumluluk duygusu sayesinde zor şer varlıklarını sürdürebiliyor ve az çok yardım görebiliyorlar. Bu saydığımız avantajlar elbette ki bu toplulukların hiç birisinin varlığının garanti altına almasını mümkün kılmıyor. Ama dediğimiz gibi hiç birsinin durumu Ezidiler kadar vahim bir durumda değil.

 

İSİD’in Tarihsel benzerileri

İSİD artık gerçekten Ortaçağ karanlığından daha da geri bir anlayışın ürünü olarak ortaya çıkmış bir yapı ve tüm Ortadoğu’yu tehdit edebilecek bir güç konumuna ulaşmış durumda. İSİD ve benzeri örgütlere aslında tarihte sık sık karşılaşmak mümkün. Bu tür örgütler mesela NAZİler gibi modernist İSİD gibi arkaik/gerici görünüme sahip olabilirler. Ama bunların hepsinin asıl dayandıkları toplumsal kesim orta alt sınıflardır. Toplumsal olarak itilmiş, kakılmış ve aşağılanmış küçük burjuva yığınların egemenler tarafından dışlanmışlıkları, bu yığınlarda kitle psikolojisi açısından kendisine karşı olanı her şeyi yok etme biçiminde tezahür eder. Bunun için de elbette bir mitosa, bir destana veya bir lidere ihtiyaç duyarlar. Yaratılan mitos veya destan mümkün olduğunca güncel olmayan, geçmişte kalan birer öge olması bu hareketlerin işini daha da kolaylaştırır. Kızıl Elma, Nibelungen, Ergenekon, Barış Dini İslam, Gerçek Hristiyanlık gibi halkın aşına olduğu geçmiş kültürel motiflerden esinlenerek bu ideolojik formasyonu oluşturulur.

Yaratılan bu yeni mitosla birlikte sanki var olan sistemlerin hepsine karşıymışlar gibi bir toplumda yanılsamaya yol açarlar. Yeni bir dünya yaratılmak için zulüm ve katliamlar gerekli sayılır ve bunların hepsi mubah gösterilir. Bugün İSİD’in kafa kestiğinin bilinmesine rağmen İstanbul ve Avrupa veya Dünyanın başka yerinde yoğun bir şekilde İSİD taraftarının çıkmasının ancak bu şekilde açıklanabilir. Aşağılanmıştık duygusu içinde yeni bir dava uğruna bir araya gelen insanlar bir bakarsınız eskiden Naziler gibi üstün ırk ideolojisi etrafında, bir bakarsınız bugün İSİD gibi İslam’ın en arkaik yorumu olan Vahabilik veya ona yakın Nakşibendilik gibi dinci ideolojiler etrafında bir araya toplanabilir.

İSİD işte bu aşağılanmış ruh halinden kurtulmak amacıyla bir araya gelen kişilerden oluşan silahlı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. İSİD Ortadoğu’da etkin olmak, var olan çıkarlarını korumak ve bunları ileriye yönelik garanti altına almaya çalışan emperyalist merkezler ile oradaki dikta rejimlerinin kendilerini daimi kılma tepişmeleri ve bunların yaratığı boşluklar ile vekâlet savaşları ihtiyacı sürecinde ortaya çıkmış bir güç. Tıpkı Afganistan’da Taliban, Sovyetler birliğine, Filistin’de Hamas FKÖ’e karşı ortaya çıktığında, ABD ve İsrail bunları kullanarak rakibi olan FKÖ ve Sovyetler Birliğini zayıflatmak için destekleyip global bir odak haline getirdiler. Her iki örnekte de olduğu gibi bu odaklar güçlendikten sonra bizzat, yal yedikleri eli ısırmaya başlayan köpekler gibi onlara da saldırmaya başladılar. İSİD’de bunların benzeri ilişkilerden ortaya çıkmış bir örgüt. Ama seleflerinden bir miktar ders çıkarmış bir global örgüt olarak, etrafını kana bulayarak, adeta yaşamı yok ederek yoluna devam ediyor.

Suudi Arabistan, Katar’ın doğrudan ABD, Türkiye, Ürdün’ün dolaylı desteklediği ve büyüttüğü İSİD, sadece o bölgedeki Ezidilere, Hristiyanlara, Şiilere, Alevilere ve Kürtlere yönelmiş değil, artık kendisini yaratan ağır silahlarla teçhizatlandırmış bu dört güçten en azından Türkiye ve ABD’yi tehdit eder duruma gelmiştir.

 

İSİD ve İslam

Bizim coğrafyamızda İslam’ın doğuşu ve yayılışı bütün tarih süreci boyu hep “barış dini” imiş gibi propaganda edilmiş. Bu propaganda artık bu bölgedeki halkların kültürel kodlarına kadar işlemiş durumda. İslam dini bu bölge dışındaki Batı Dünyası’nı bile önemli derecede etkilemiş, bu tarihsel yanılsamayı oralara kadar da taşımayı başarmış durumda. Ama aslında biraz objektif olarak tarihe bakmaya cesaret etmek ve araştırmanın zahmetine katlanabilsek İslam’ın hiçbir şekilde tıpkı diğer tek tanrılı dinlerde olduğu gibi, bir barış dini olmadığını tersine yağma, talan ve zalimane metotlar kullanılarak yaygınlaştırıldığını görebileceğiz.

İslam Arap Yarımadası’da doğup da bütün Ortadoğu’yu fethedene kadar tamamen kılıç zoruyla ve zorbalıkla yayılmış bir din. Hiçbir üretimi olmayan, hiçbir zenginlik kayağına dayanmayan ve dolayısıyla da kültürel gelişmişlikten çok uzaktaki Arap kabileleri, o dönemdeki tabiri caiz ise taşı toprağı altın Ortadoğu’yu (özellikle de İran’ı) yağmalamak vaadiyle İslam’ ideolojisinin “Ganimet” düsturu etrafında örgütlendirilip motive edildi. İslam’ın tüm dönemleri Muhammed, Dört Halife, Emevi ve Abbasi dönemleri hep bu düsturla hareket etti. Halklar zorla ya Müslüman edilmiş, bunu kabul etmeyenler hiç tereddüt edilmeksizin kılıçtan geçirilmiştir. Tıpkı bugün İSİD’din yaptığı gibi. Öyle ki günümüzde İSİD bununla da yetinmeyerek, Müslüman olmalarına rağmen sadece İSİD’çilerin Mezheplerinden olmayanları, en ufak bir vicdan duygusu hissetmeden koyun doğrar gibi insanları doğruyor.

 

Tekrar İSİD

İSİD bu ruh hali içindeki insanları yukarda kısaca değindiğimiz o ezilmişlik, itilmişlik içinde aşağılık kompleksinde olan kitlelerin ruh halini gayet iyi açıklamaktadır. Düne kadar Avrupa’da, Filistin’de İsrail’in zulmü altında ezilirken, Afganistan ve ya başka bir İslam ülkesinde Amerikalılar tarafından horlanırken, bugün geldikleri Suriye ve Irak’ta tıpkı ABDli askerler gibi etkili silahlarla teçhizatlanmış ve kendisini destekleyen güçlerin yardımıyla birdenbire büyük bir güç olmuşlardır. Böylece güç sahibi olma özgüveni içinde bölgenin kaderini belirleyeceklerine dair güvenleri pekişmiştir. Erk sahibi olmanın getirdiği ruh hali yıllarca içinde biriktirdikleri aşağılık duygusunun öcünü almak içgüdüsüyle, şimdi o duyguyu sonuna kadar tatmakla meşguller. Artık İSİD adeta canavarlaşmış bir ölüm makinası gibi, hayatın düşmanı bir işlev görerek yoluna devam ediyor.

Bir bakıma İSİD 20 yy. da ki faşist hareketlerle önemli benzerlikler göstermektedir. Tıpkı Mussolini ve Nazi faşist hareketleri gibi kitle katliamlarını bürokratik bir işlevi yerine getiren ölüm makinası gibi çalışıyor.

 

Modern Dünyanın Bir Fenomeni olarak İSİD

Özelikle İSİD korku ve tedhiş amaçlı kafa kesme, canlı canlı döverek insan öldürme gibi eylemlerinin sosyal medya ve uluslararası kamuoyu tarafından bilinsin, izlensin diye video kayıtlarını kullanıyor. Bu durum gelişmiş iletişim ve artık globalleşmiş iletişim açısından yeni bir durum. Belli ki bundan bir çıkar ummakta ve bu vesileyle Dünyanın her köşesinden kendilerine yakın olan her türlü mezbele ruha sahip kişileri kendi yanına çekmekte kullanmak istiyor. Nasıl olsa FB, Twitter tüm internet olanakları sınır, devlet, tanımıyor. Bir tıklamayla istediği mesajı, haberi herkese, her yere ulaşabiliyor.

 

Son söz

Birer internet tüketici olarak bizler de masa, başında, yemek yerken, ya da uzanırken bu iğrenç gelişmeleri seyrederek sadece bir tüketici konumuna düşmüyor muyuz? Dahası bu olup bitenleri kanıksayarak bunlara alışmıyor muyuz?

 

Cemalettin EFE

Büyükada, 09.08.2014

efecemalettin@gmail.com

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.