İslam Ortak Paydamız Olabilir mi?

İslam Ortak Paydamız Olabilir mi? DİN
4,6
15.02.2013 16:45:17
A+ A-

Siyasal iktidarın vatandaşa bakışında temel referansı oluşturan en önemli değer olarak İslam öne çıkarılmaktadır. "Milli birlik ve beraberlik" vurgusu yapılırken etnik unsurlar söylemsel olarak zenginlik olarak kabul ediliyor görülse bile nihayetinde ortak paydanın İslam olduğu iddia edilir. Kendini muhafazakâr demokrat olarak lanse eden iktidar, muhafazakârlığının temel dayanak noktası olarak İslam'ı almakta, demokratlığının tezahürü olarak da etnik ve dinsel azınlıklara eşit yaklaşıldığını iddia etmektedir. Siyasal iktidarın retoriği, Türkiye'de tam anlamıyla barışın hâkim olduğu, çoğunluğun azınlığa tahakkümü gibi anti-demokratik tezahürlerin kesinlikle yaşanmadığı izlenimi uyandırmaktadır. Gerçek böyle midir? Türkiye'de etnik, dinsel, yaşam biçimi ve tercihi bağlamında insanlar istedikleri gibi yaşayabilmekte midirler? Sorumuzun cevabının menfi olduğu gün gibi aşikârdır.

Siyasal iktidarın ve Sünni hegemonik söyleminin, İslam'ın içinde olduğunu, değişik bir yorumu olduğunu iddia ettikleri Alevilik, Alevilerin çoğunluğu tarafından İslam'ın dışında bir inanç biçimi olarak değerlendirilmektedir. Israrla, Aleviliğin İslam'ın içinde olduğu ve dolayısıyla ayrı bir ibadethanelerinin olamayacağı varsayılmaktadır. Alevi toplumunun, Cem evinin yasal statü kazanması yolundaki mücadelesi görmezden gelinmekte ve hatta engel olunmaktadır. Alevi toplumunun iradesi yok sayılmaktadır. Dinsel bir azınlık olarak Aleviler dışlanmakta ve Sünni çoğunluğun tahakkümüne maruz bırakılarak hayatın bütün alanlarında ötekileştirildiklerini bariz olarak hissetmektedirler. Hal böyle iken İslam'ın, Alevi toplumunun Sünni toplumuyla ortak paydası olduğu iddiası, tek yanlı, gerçeği yansıtmayan ve birörnek toplum tahayyülünün açık bir tezahüründen başka bir şey değildir.

Hrant Dink'in, azınlıklara yaşam hakkı tanımamayı milliyetçilik zanneden şovenist çevre tarafından hunharca katledilmesi ve siyasal iktidarın sorumluların açığa çıkarılması için hiçbir çaba harcamaması gayrimüslim azınlıklara bakışın ne kadar sorunlu olduğunu göstermesi açısından anlamlıdır. Din ve hatta mezhep kardeşi olduğu savıyla İslam ülkelerine Gazze'ye Suriye'ye, Müslüman Afrika'ya ve sair ülkelerin yaşam hakkına gösterilen ihtimam, gayrimüslim olduğu için kendi vatandaşından esirgenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olmanın ortak payda için yeterli kabul edilmesi gerektiği halde, bunun bir de yazılı olmayan ama yazılı olandan daha geçerli olan şartı Müslüman olmadır. Siyasal iktidarın hükümet etme süresince meydana gelen Zirve Yayınevi Katliamı, Rahip Santoro Cinayeti gibi İslam dışı yayınlara ve insanlara yöneltilen yok edici hareketlerin gerekli kovuşturmalara uğradığı söylenemez. İslam'ın gayrimüslimlere tebliği ve camilerin Dünya'nın her tarafında serbestçe inşası için cihat mantığıyla mücadele verilirken, Türkiye'deki İslam dışı dinsel girişimler şiddetle bastırılmaktadır.

Bir ülkede yaşayan insanların ortak paydası olarak dinin öne çıkarılması ve kabul edilebilirliğin aynı dine mensup olanların oluşturduğu monist bir topluma dayandırılması dinsel fanatizmin doruğa çıktığı İsrail ve şeriatla yönetilen İslam ülkelerinde geçerlidir. Çok kültürlü, çok dinli ve birçok etnik unsuru sınırlı da olsa bünyesinde barındıran Türkiye'de İslam'ın ortak payda olarak dayatılması anti-demokratik ve kabul edilemez bir anlayıştır. Kaldı ki, Osmanlı İmparatorluğu içerisinde göreli olarak barış içerisinde yaşayan toplumda bile hiçbir inanca karışılmamıştır. Fakat günümüz Türkiye'sinde siyasal iktidar ve muktedirler, ana muhalefet partisinin liderinin Aleviliğini bile makbul olmayan bir kimlik biçimi olduğu imasıyla ötekileştirme eğilimindedirler. Dolayısıyla siyasal iktidarın, İslam'ı birleştirici bir unsur ve hatta toplumun çimentosu olarak göstermeye çalışması diğer kimliklerin yok sayılması anlamına gelmektedir.

Türkiye'de yaşayan insanların ortak paydasının İslam olamayacağına kanıt olarak gayrimüslim azınlıkların dinsel ve kültürel taleplerinin karşılanmasının Avrupa'da yaşayan Müslüman Türk azınlığın mütekabiliyet esasına göre düzenlenmesi başka bir deyişle koz olarak kullanılmasıdır. Türkiye'de yaşayan gayrimüslim insanların vatandaşımız olması onların insani taleplerinin karşılanması için yeterli olamamaktadır. Kiliselerde serbestçe ibadet özgürlüğü, Ruhban okulunun açılması gibi en temel dinsel talepler bile geri çevrilebilmektedir. Bu durum göstermektedir ki, eşit vatandaşlık olarak kabul görebilmek için İslam inancını benimsemek temel şarttır. Anadolu toprağı asırlar boyu birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Çok kültürlü, çok dinli, birçok etnisitenin çoğu zaman barış içinde yaşadığı bir mozaiği bünyesinde barındırmıştır. 21. yüzyılda, artık kültürel ya da dinsel çeşitliliğin bir dezavantaj değil de zenginlik olarak görülmesi zamanı gelmiş hatta geçmektedir. Siyasal iktidar bu realiteyi başka bir deyişle heterojen unsurları belirli bir kalıba sokmak yerine olduğu gibi kabullenmeyi bilmeli ve bunun yollarını açmalıdır. Aksi takdirde Türkiye, modern, çağdaş, insanlarının barış ve mutluluk içerisinde yaşadığı bir ülke değil, Avrupa'nın yanı başında gideceği yönü tayin edememiş bir üçüncü Dünya ülkesi olarak kalmaya mahkûmdur.

7-9-11 Şubat 2013



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.