İslam ve Başörtü

DİN
1,0
23.01.2014 22:55:54
A+ A-

Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zinet (yer) lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar  salsınlar...3 Nur-31/ Diyanet Başkanlığı Meali.

Başörtüsü; siyasi bir simge olmamakla beraber, ayette de buyurulduğu üzere İslam dininin 1400 yıldır uygulanan emridir. Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde Müslüman kadınlar farklı biçimlerde de olsa başörtü takmaktadırlar.

Türkiye 1923 yılında kurulduğu günden itibaren laik bir devlet olması amaçlanmıştır.1924 Anayasasıyla birlikte Atatürk inkılaplarının yanında devletin laik olduğu anayasada belirtilmiştir. Her ne kadar bu yıllarda başörtüsü yasağı olmasa da bu tarihten itibaren resmi kurumlarda kullanılmasına izin verilmemiştir. Yasak ilk defa 1964 yılında ortaya çıkmış ve zaman zaman 1983 yılına kadar gündeme gelmiştir. Darbeden sonra yasak şiddetini artırmış ve yapılan çeşitli düzenlemelerle başta kamu kurum ve kuruluşları olmak üzere hemen hemen her alanda uygulanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda başta üniversiteler olmak üzere kamusal alan adı altında bütün kamu kurum ve kuruluşları, hastaneler, askeri tesisler vb. gibi alanlarda dini inançları nedeniyle başörtüsü kullanan kadınların girip giremeyeceği, buralarda çalışıp çalışılamayacağı tartışma söz konusu olmuştur.

Laikliğin 1924 anayasasında belirtilmesiyle birlikte, dini simge olan giyinmelerin laik toplum düzenini tehdit ettiği gerekçesiyle 1934 yılında kılık-kıyafet düzenlemesine gidilmiştir ve İslam dinini çağrıştıran kıyafetlerin yasaklanmasına yönelik bir uygulama başlatılmıştır. Tamamen bilinçli bir şekilde uygulanan bu yasağın medyanın da desteğini alarak yürütülen sosyo-psikolojik bir süreç işletilerek zamanla meşrulaştırılması sağlanmıştır.

28 Şubat sonrasındaki süreçte başörtülü kadınlar  okullardan, iş yerlerinden uzaklaştırılmışlardır. İnsan haklarıyla bağdaşmayan bu yasağın başörtülü kadınların en temel hakkı olan eğitimlerine dahi engel olmuştur. Yasak sadece kadınları değil anneleri, eşleri, kızları ve kardeşleri başörtülü olan Müslüman erkekleri de mağdur etmiştir. İrtica yaftasıyla haklı terfilerini alamamış, haksız yere mesleklerinde ihraç edilmiş  ve bunlara destek olanları da beraber yargılamışlardır.

Evet başta ifade ettiğim gibi başörtüsü siyasi bir simge değilken yapılan tüm bu düzenlemeler, yaptırımlarla siyasi bir olgu haline getirilmiş ve günümüze kadar etkisini şiddetli bir şekilde göstermiştir.

Yarım asırdan fazla süregelen yasağın en büyük siyasi destekçisi CHP olmuştur. Başörtü yasağı R.Tayyip ERDOĞAN başbakanlığındaki AK PARTİ hükümetinin 30 Eylül 2013 tarihinde büyük uğraşlar sonucunda hazırlanan Demokratikleşme Paketiyle tarihe karışmış, tüm kamu kurum ve kuruluşları başta olmak üzere her alanda (askeri vb. alanlar hariç) kılık-kıyafet serbestliği getirilmiştir.

Bu yapılanlara bakıldığında Müslümanların çok büyük bir imtihan sürecinden geçtiğini net bir şekilde görebiliyoruz. Tüm bu uygulamaların temel amacı Türkiye’nin Batılılaşıp seküler hayata geçip insanı Allah’tan soyutlamayı düşünen zihniyetin insanın görüntüde de Allah’tan soyutlamayı talep ediyordu.

Kendileri gibi düşünmeyen, giyinmeyen, yaşamayan Müslümanlara yönelik yapılan bu zulmün hukuki olarak son bulmasının ardından geride bıraktığı çok ağır tahribatlarını onarmak kolay olmayacak. Kanunlarla getirilen kısıtlamaların yanı sıra, Müslümanları örtünmedeki amacından uzaklaştıran çok büyük bir tehlikenin eşiğinde. Moda adı altında örtünme tamamen süslenmeye yönelik olmuştur ne yazık ki. ‘’ O halde emr olunduğun gibi dosdoğru davranın’’ (Hud suresi 112.ayet) ayetine muhatap olan Müslümanların bütün zorluklara rağmen İslam’ı yaşayıp yaşatmalıdır. Örtünmekteki temel amaç “ALLAH’A KULLUK” olmalıdır. İslam modaya uymaz, moda İslam’a uydurulmalıdır. Moda’nın temel amacı olan Süslümanlıktan çıkıp Müslümanlık olmalıdır. Selametle…

Mustafa BOZAN

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.