İslam'da Dillerin Ve Ulusların Farklılığı

İslam'da Dillerin Ve Ulusların Farklılığı DİN
5,0
04.12.2013 09:17:04
A+ A-

 

Allah evreni farklılıklar üzerine yaratmıştır. Evrende varolan her insan, her kabile, her ulus, her hayvan, her bitki, her dağ, her deniz, her okyanus, her vadi...her, her, her... (sahip oldukları fizyolojik, biyolojik, sosyolojik, zoolojik, botanik, ontolojik vs. özellikler açısından) birbirinden farklı yaratılmıştır. Yine her melek de aynı (vazifedar oldukları vazifeleri gereği) değildir. Hatta bir insanın aynı elinin beş parmağı bile farklıdır.

Peki Allah neden herşeyi birbirinden farklı olarak yaratmıştır ? İsteseydi herşeyi aynı nizam ve intizamda, aynı şekilde yaratamaz mıydı ? Yoksa Allah da mı ayrımcıdır ? (tövbe haşa!:)

 

Aslında evet, Allah da ayrımcıdır. Hatta Allah kendisi bile kendi şahsında kendisine has bazı özelliklere sahip olup kendisi dışındaki diğer tüm varlıklardan farklıdır (esma-ül Hüsnaya ve İhlas Suresine bakınız). Allah ilk insan olan Adem peygamberin şahsında da FARKLILIĞI yaratmıştır. Allah bu konuda Kur'anda şöyle buyurmaktadır:

 

''Ve Allah herşeyin ismini Adem'e öğretti..'' (Bakara Suresi, 31. ayet)

 

Bu ayetten anlıyoruz ki bütün yaratılanlar birer isme (kimliğe, farklılığa) sahiptir. Ve Allah bunların isimlerini Adem'e öğreterek bu yaratılanların kendi isimleriyle (kimlikleriyle, her ismin 'farklı' bir kimliği vardır) dolayısıyla kendi farklılıklarıyla bilinmesini istemiş. Bütün bu yaratılanlar arasında şüphesiz uluslar da yer almaktadır. Nitekim kendi kimlikleriyle (anadilleriyle) tanınsınlar. Çünkü her ulus kendi anadiliyle tanınıp bilinir. Kürtler Kürtçe ile, Türkler Türkçe ile, Araplar Arapça ile, Farslar Farsça ile, Fransızlar Fransızca ile, Yahudiler İbranice ile, Ermeniler Ermenice ile, Peştular Peştuca ile vs. Bundan dolayı her FARKLILIK tanınmalıdır. Allah dillerin ve renklerin (dolayısıyla ulusların farklılığı) konusunda şöyle buyurmaktadır:

 

''Yerlerin ve göklerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin FARKLILIĞI O'nun (Allah'ın) ayetlerindendir (varlığının delillerindendir). Bunda kuşkusuz bilgiye (anlama ve kavrama yeteneğine) sahip olanlar için dersler vardır.'' (Rûm Suresi, 22. ayet)

 

Rab bu ayette FARKLILIĞIN O'nun ayetlerinden olduğunu açıkça buyurmaktadır. Bu da demektir ki, bir farklılığın inkarı O'nun varlığının delilerinden birinin inkarıdır; ki bu da bizzat O'nun varlığının inkarı ile eşdeğerdir. Hatta Allah'a yapılmış bir hakaret ve zulümdür diyebiliriz. Zira bu Allah'ı tanımamak olur ki, Allah'ı tanımamak İslam'da en büyük zulüm (zulüm, sınırını, haddini ve hududunu, aşmak demektir) olarak geçer.

 

Ulusların ve kabilelerin FARKLI olması da Allah'ın ayetlerindendir (varlığının delillerindendir). Allah Hucurat Suresi'nin 13. ayetinde tüm insanlara seslenerek birbirlerini farklı kabile ve uluslardan yarattığını ve birbirlerini tanımalarını tavsiye etmektedir.

 

''Ey İnsanlar! Biz sizleri bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve birbirinizi tanıyasınız diye (inkar etmeyesiniz diye) sizleri kabile kabile, ulus ulus yaptık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır. Allah herşeyi bilendir, herşeyden haberdar olandır.'' (Hucurat Suresi, 13. ayet)

 

Allah her ulusu sahip oldukları bir anadil üzerine yarattığını ve her peygamberi de kendi ulusuna kendi anadili üzerine gönderdiğini şu ayette beyan etmektedir.

 

''Biz her elçiyi (peygamberi), kendi ulusunun diliyle gönderdik ki, beyanatlarımızı (mesajlarımızı) onlara açık bir şekilde ulaştırabilsin.'' (İbrahim Suresi, 4. ayet)

 

Bu ayette de farklılıktan bahsediliyor. Yine farklı farklı ulusların olduğunu, bu ulusların da farklı farklı dillerle varolduklarını ve onlara kendi anadillerinde beyanda bulunacak farklı peygamberler gönderdiğini görmekteyiz. Zira 124 bin peygamber (kimisi de 224 bin diyor) gönderildiği rivayet ediliyor. Bunların bazılarına kitap ve sahifeler gönderilmişken bazılarına gönderilmemiş. Bu peygamberlerin farklı uluslardan olduğu ayette geçiyor. Mesela Arap olduğu ya da Arapça dili üzerine gönderildiği söylenen sadece 5 peygamber var (Muhammed, İsamil, Hûd, Salih ve Şuayb). Diğer peygamberler ise Arap ulusu dışındaki uluslara ve Arapça dışındaki diller üzerine gönderilmiştir (M. Bûrhan Hedbî, Eqîde Û Fiqha Zelal, Weşanên Nûbiharê (Nûbihar Yayınları), s.16).

 

Muhammed peygamber (O'nun tarafından) döneminde de hiçbir ulus, kabile ve dil inkar edilmemiş, aksine isimleriyle (kimlikleriyle) tanınmıştır. Hatta bazı sahabeler kendi ulusunun, hatta kendi kabilesinin ismiyle isimlendirilmiştir. Selman-i Farisî (Fars), Ebû Zer el-Ğiffari (el-Ğiffar kabilesindendir), Caban el-Kurdî (Kürt) gibi. Evet el-Kurdî mahlasıyla tanınmış bir Kürt sahabidir. Ki Muhammed peygamber döneminde ilk valilerden olduğu da rivayetler arasındadır. Ancak ne tuhaftır ki bu sahabi el-Kurdi eki kaldırılarak daha çok Caban el-Surdî olarak kaynaklara geçirilmiştir. Selman-i Farisî de Fars bir sahabiydi. Muhammed peygamberin yanına İslam'ı kabul etmeye gelince aralarında Yahudi biri çevirmenlik yapmıştır (bu Yahudi'nin bilerek çeviride yanlışlık yaptığı nedeniyle bu görevden alınıp yerine Zeyd Bin Sabit görevlendirilmiştir). Muhammed peygamber gelenlere 'neden ve nasıl Arapça bilmiyorsun ? Arapça bilmiyorsan müslüman olamazsın, git önce Arapça öğren' gibi bir itirazda, ya da 'Arapça sizin dilinizden daha üstündür, konuştuğunuz dil Arapça'dan çıkmıştır ya da Arapça'nın bir lehçesidir' falan deyip inkar da etmemiştir. Ayrıca Zeyd Bin Sabit o dönemde mahkemelerde de çevirmenlik yapmıştır. Yani o mahkemlerde 'bu dil Arapça'nın bir lehçesidir, bilinmeyen bir dildir' gibi ifadeler de kullanılmadı. (Prof. Kadri Yıldırım, İslam Hukukunda Anadilde Savunma, http://www.radikal.com.tr/radikal2/islam_hukukunda_anadilde_savunma-1115507)

 

Bundan anlıyoruz ki Muhammed peygamber döneminde hiçbir dil, kabile ve ulus inkar edilmemiştir. Hatta Muhammed peygamber Mekke'den Medine'ye hicret ettiğinde, oradakilerle (Yahudiler ve paganlarla) 'Medine Vesikası' adı altında bir Medine Anayasası yapıyorlar. Bu anayasada Medine'li tüm kabilelerin isimleri ve hakları (kültürel kimlik ve hakları tanınıp anayasa güvencesi altına alınıyor) geçiyor ve anayasada 'her toplum kendi bölgesinden (yönetim olarak) sorumludur.' ifadesi yer alıyor. (Mistefa Dewlemend, Bi Mînakan Hevdîtin û Lihevkirinên Pêxember (s.x.l.) - 2, http://www.amednewsagency.com/bi-minakan-hevditin-u-lihevkirinen-pexember-s-x-l-2-mistefa-dewlemend-siwerek/)

 

Yukarıda geçen ayet ve örneklerde de gördüğümüz gibi İslam gerçeği farklılıklar ve bu farklılıkların tanınması üzerinedir. İslam'a göre Allah, farklılıkları tanınsın diye yaratmıştır. İslam'a göre varolan farklılıklar aynı zamanda Allah'ın yaratıcı gücünün, kuvvet ve kudretinin nişaneleridir. Gönderilen peygamberler de farklılıkları inkar etmemiştir (Ulusalcı bir peygamber olan Musa, Kıptileri inkar etmemiştir ancak, İsrailoğullarını onların zulmünden kurtarıp özgürleştirmek için mücadele etmiştir). Çünkü onlar ''Eğer Allah isteseydi sizi tek bir ümet olarak yaratırdı.'' (Maide Suresi, 48. ayet) bilincine sahipti. Ve onlar farklılıklar inkar edilsin diye değil, haklarıyla tanınsın diye vazifelendirilmiş şahıslardı. Allah, peygamber ve kitap inancı olan (olmayanlarda her ne kadar böyle bir sorun olmasa da, yine olmayanlarda diyelim) herkes de inkar etmeden ve ötekileştirmeden tüm farklılıkları tanımalı ve muhafazakar demokrat olduğunu söyleyen AKP iktidarı da kendi dışındaki tüm farklılıkların haklarını en kısa zamanda anayasa güvencesine alacak bir girişimde bulunmalı.

 

Mistefa Dewlemend

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.