İslami tesettür modası ve kendime kınama

İslami tesettür modası ve kendime kınama DİN
0,0
09.10.2015 12:24:19
A+ A-

Geçtiğimiz günlerde İtalya'nın Torino kentinde Küresel İslam Ekonomi Zirvesi kapsamında yapılan "tesettür giyim forumu" paneline İslami tesettür modasının önemli giyim tacirleri katıldı. Panelde çarpıcı veriler ve önemli bilgiler paylaşıldı. Benim için en önemli olan kısım Türkiye'nin İslami tesettür modasına harcadığı bütçe ile listenin ilk sırasında yer almasıydı. Katkısı olanlardan biri olarak İslami tüketim fotoğrafında kendimi arama yoluna girdim telaşla. Evet bizim ülkemizde ki tesettürlü kadınlar bende dahil olmak üzere( kendime açık eleştiridir) İslami tesettür modasına son 13 yıldır deli paralar harcıyoruz. Bizi bu noktaya iten gerekçeleri kısaca gözden geçirmekte fayda var.
 
2000'li yıllara kadar Türkiye' de tesettür-türban-başörtüsü kavramı ile örtünmenin bile kendi içerisinde kategorize edildiği bir ülkede şimdi ne oldu da bu kavramlar İslami tesettür modasına evrildi. "Yeni Türkiye" şiarıyla siyasi yola çıkan AKP'nin 2002 yılında tek başına 58. Hükümeti kurması ile Türkiye cumhuriyet tarihinin modern muhafazakar dönemine girmiş oldu. Ak parti hükümeti beraberinde tarihin en kaotik türban yasağı çözümlemesi sürecinide beraberinde getirdi. Türban yasağı için anayasal zeminde çözüm arayışları devam ederken buna endeksli olarak hazır giyim sektöründe modern tesettür kavramları ile beraber tesettür giyimde markalaşma ve hızlı bir gelişme yaşanmaya başlandı. Hazır giyim tacirleri Türban yasağının çözümlenmesine ilişkin arayışları ve bu süreci ekonomik olarak avantaja çevirmeye başladılar.
 
AK parti hükümetinin kendisinden önceki hükumetlere nazaran başörtüsü sorununa yakın duruşu hem islami kesime nefes aldırdı hemde hazır giyim de yeni bir ticari pazar payı oluştu. Artık tesettürlü bayanlar 90'lı yıllarda olduğu gibi hazır tesettür giyim bulmakta büyük zorluklar çekmiyorlardı. Istedikleri her türlü tesettür giyime hem ürün yelpazesi hemde fiyat seçeneği olarak çeşitlilik açısından daha hızlı ulaşmaya başlamışlardı. Hızlı bir şekilde gelişme gösteren İslami tesettür modası artık önüne geçilmez dercede yaygınlık gösteriyor en önemli markalar bile türbanlı kadınların da rahatlıkla giyebileceği elbiseler ve dış giyim ürünleri tasarlıyorlardı.
 
Üretici açısından getirisi oldukça yüksek olan bu durum tüketiciyi sinsice vurmaya başladı. Tüm Islami tesettür modasına yönelik yapılan reklamlar ve tanıtım çalışmaları türbanlı kadınların bilinçaltında 90'kı yılların hırsını bileyerek o dönemin türban mağdurlarını bu dönemin moda ikonlarına çevirmeyi başarmıştı. Artık tüm reklamlarda türbanlı kadınların şıklık ve zarafetine yönelik algı operasyonu yapılıyor ve kadınları kontrolsüz alışverişin kucağına itiyordu. Kafamızı çevirdiğimiz her yerde tesettür ve moda ikilisinin uyumu olmazsa olmazımız arasına girmişti. Biz türbanlı kadınlar kronik uyumlama sendromuna yakalanmıştık. Elbisemizden, ayakkabı çanta ikilisinden kafamızda ki türbandan ayağımızdaki çoraptan tutunda dış giyimimize ( pardesü-kap ) kadar uyumlu olmasına ve modern görünmesine hastalık derecesinde dikkat eder olmuştuk.
 
Neyin hırsıydı peki bu?
 
Bizi "ziynet eşyalarınızı örtün"mahlaslı ayet-i kerimeden uzaklaştıran ve inancımızın mihengi olan örtünmeyi modaya kurban eden şey tam olarak 2000'li yıllara kadar örtünen kadının toplumsal dışlanma ve ötelenme kompleksinden başka birşey olamazdı. 2000' li yıllara kadar sosyolojik açıdan toplumun hiç bir oluşumunda kendine yer edinememiş türbanlı kadınlar artık modern ve şık görünümleri ile her yerde saygı görüp ilgi uyandırıyorlardı. Bizim için gözde mekanlarda tesettür defileleri düzenlenip after partyler organize ediliyordu. Artık Modanın kalbi olan Mileno'da bizde boy gösteriyorduk. Meclise, Okullara, devlet dairelerine ve diğer resmi kurumlara girebiliyorduk. Bunun için daha şık olmalıydık. Daha şık olmak için daha uyumlu giyinmeliydik. Daha uyumlu giyinmek için daha çok para ödemeliydik. Modernitenin gereği olan tatile gitme kriterini yerine getirmek için karışık plajlarda yüzüp şezlongumuzda güneşlenebilmeliydik. Hazır giyim tacirleri bizim için onu da düşünmüşlerdi. Artık ziynetlerinizi kapatan ancak vücudumuza yapışıp hatlarımızı açan haşemalarımız vardı. Çok şanslıydık. Her elbisemizin altına bir ayakkabımız deri çantalarımızın içine koyacağımız helal makyaj eşyalarımız vardı. Artık içimiz çok rahattı. Helal iç çamaşırları bile üretebilirlerdi bizim için. Çünkü biz Müslümandık. Bizim giyim masraflarımız bir asgari ücretlinin 5 maaşına denk gelmiyordu. Vakko, Armine, Aker eşarplarımız ile en az 100 aç doyurulamazdı. İstinye Park'tan aldığımız deri ayakkabılarımız uyumlu çantalarımız bir çocuğun yıllık eğitim masraflarına denk gelmiyordu.
 
Biz İslami tesettür modası ikonları olan kadınlar çok şanslıydık.
 
Hem şık, hem zarif, hem moderndik.
 
Hemde Müslümandık!!!
 
Küçük bir anı: İslami tesettür moda sektöründe ticaret yapan bir arkadaşım ( kendisini sevgiyle anıyorum ) tasarladığı giyimleri mankenlerine giydirip dış moda çekimleri yaparak müşterileri için görsel reklam doneleri oluşturuyor. Ve bu görselleri sosyal medya hesaplarından takipçileri ile paylaşıyor. fotoğraf çekimlerinden birine katıldığım bir gün fotoğrafçısı ile çektikleri görüntüler üzerine kritik yapıyorlardı. Arkadaşım marka logo ve ismini fotoğrafın hangi köşesine koyması gerektiği konusunda fikrimi sordu. Kendisine sol üst köşeyi gösterip sağ alt köşeyede bir slogan koyabileceğini söyledim. Modern ,şık, sexy ve zarif görünen tesettürlü kadının sloganı.
 
"Ateş seni çağırıyor."
 
O gün çok gülmüştük ama durumumuz çok ironikti.
 
Dünyada milyonlarca yardıma muhtaç insan açlık sınırında yaşarken biz onların kursağındaki lokmaları çalıp bu hırsızlığın adına modern tesettür diyoruz.
 
Ayşe TANAS
aysetanas@hotmail.com

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.