İslamın Bir Hukuku Yoktur

İslamın Bir Hukuku Yoktur DİN
0,0
07.12.2012 02:15:42
A+ A-

 

 

Yine bizim yarattıklarımızdan bir ümmet de var ki onlar hak ile rehberlik  yapar, ve onunla icrayı adalet eylerler (Araf:181)

İnsan yeryüzünde var olduğundan itibaren iki temel konunun kavgasını verir; biri hak, diğeri ise icrayı-hak yani adaletin (hakkın) gerçekleşmesidir. İnsanlık tarihi hak sahibinin, hakkını elde etme kavgasıdır. İnsan ve tarihi dar bir alanın konusu yapmak değil amacımız. Ancak konu insanın, adalet ve hukuk üzerinden gerçekleştirdiği "ideal tahayyül" yani devlet olunca, böyle bir girizgâhı gerekli kılıyor. Bir hukukçu için insanlığın tarihi zaten adaletin gerçekleşmesi üzerine kurulu değil midir?

Din adamına gelince: Ona göre beşeri tarih, hatta bir bütün insanlık tecrübesi (bilim, sanat, felsefe vb.) din üzerinden okunmalıdır. Din adamından kastımız camide namaz kıldıran cemaat imamı değildir elbette ki, işaret ettiğimiz, 'din adamı' hayatın tamamını din merkezli düşünen, dini düşünceyi vahyin kendisiyle özdeşleştiren insandır. El'Kitab ile ondan ilham alınarak geliştirilen düşüncenin farkını ayırt etmeyen insandır. Bu yönüyle doktor, gazeteci, tüccar, hatta bir siyasetçi olsun fark etmez. Neticede din üzerinden geliştirdiği düşünce sisteminin; toplumda egemen olması için bir düzen, bir devlet veya hukuk olması gerektiğine inanan adamdır...

Din adamı, hukuku; Antik Yunanda kalmış olan site devleti aklıyla geliştirir.  Ona göre insan ya dindardır ya da değildir. Ya müslümana özgü haklardan yararlanır, ya da o haklardan yararlanamayan bir dinsizdir veya kendi dininden değildir. Dindar adam o düzende tam ehliyetli ve oldukça özgürdür.

Bir de Antik Yunanda hukuki haklar nasıl tanımlanır ona bakalım:

"Site"nin dışında kalan insan ya konuşan bir hayvandır (yani köle) ya da uygar insana özgü haklardan yararlanamayan bir meteikos (yabancı) konumundadır. Site insanı ise özgür ve hakları vardır."

Her iki düzende vatandaş sadece belirlenen kimlik üzerinden tanımlanıyor. Zira Antik Yunanda ilk dönem demokrasisi, vatandaşı bu şekilde tanımlar. İslam düşünce tarihi ve özellikle Abbasi döneminde,  Antik Yunan felsefesinin ve siyaset biliminin etkisini hatırlatmak, benzerliği izah etmek için yeterlidir sanırım.

"George Makdisi'ye göre; İmam Şafi sadece "pozitif hukuk" alanında kalmış fıkhın metodolojik esaslarını ortaya koyan saf bir usul geliştirmiş, ancak 11. Asırdan sonar gelen usulcüler, onun yolundan saparak esasen kelamın alanına giren hukuk felsefesine kaymışlardır." (Daha geniş bilgilenmek için; Bedri Gencer'in İslam'da Modernleşme: Aktif Gelenekselcilik S.385 başlıklı makalesini okuyabilirsiniz.)

 

İslam Hukuku Nerden Çıktı:

Abbasilerle birlikte; 'Fıkh'ın, şeriat, kanun, hukuk gibi tanımlar ile aynı anlamda kullanılmaya başlandığı dönem, 19. Yüzyılda yerini yeni bir kavrama bırakmıştır; İslam Hukuku'na.

19. Yüzyıl İslamcıları tarafından "İslam Hukuku" olarak isimlendirilen, Emevi ve Abbasi dönemi hukuk uygulamaları, son iki asırda "İslam hukuku" ile tamamen dini bir hüviyet kazanmış oldu. 19. Yüzyılının ilk dönem İslamcıları, batının endüstriyel-maddi gücünün, adil yönetim yani hukuki gelişmişliklerinin eseri olarak görüyordu. Böyle düşünmeleri normaldi çünkü İslam medeniyetinin düşünsel yapısının merkezinde fıkhın hiç tartışmasız önemli bir yeri vardır, hatta fıkıh birinci sıradadır. Fıkıhla ilgili literatür tarandığında diğer düşünsel sistemlere göre sıraca üstünlüğü fark edilecektir. "İslam coğrafyasının tamamında fıkıhla ilgili kitap bulunmayan bir ev yok gibidir."

İslamcı aydınlara göre İslam Hukuku, Batı Hukuku'ndan üstün ve ondan farklı olduğu vurgulanması gereken bir hukuktur. İslam coğrafyasının geri kalmış olması da zaten bu üstün hukuktan ayrılmış olmasından kaynaklanmaktaydı. Öyleyse yeniden bu hukukun canlandırılması ve hayata hâkim kılınması gerekiyordu. Çağın sorunlarını aşmak bununla mümkündü.

Ancak onların canlandırmak istediği ve adına İslam Hukuku dedikleri hukuk, aslında sultanların hukukundan başka bir şey değildir. Ve arkasında Antik Yunan felsefesinin ve siyaset biliminin aklı yatmaktadır. Yukarıda örneklediğimiz bireyin hak ve hukuku bunun tipik örneklerindendir. Sonuç olarak "fıkh" yine içi boşaltılarak Emevi ve Abbasiler döneminde merkezi otorite tarafından oluşturulan pozitif hukukun, dini bir nitelik kazanması ile sonuçlanan "İslam Hukuku" kavramsallaştırmasının bir aracı olarak kullanılmıştır.

İlk dönem uygulanan hukukun aslında bir fıkıh değil, pozitif hukuk anlayışı olduğunu zaten birinci makalemizde (İslam'ın bir hukuku var mı?) anlatmaya çalışmıştık

  

Fıkıh İle Hukuk Arasındaki Fark.

Fıkıh, merkezi otoritenin belirlediği yasama işlevi sonucunda oluşturulmuş bir kavram değildir. İlahi emre inanan ve o emirlere sıkı sıkıya bağlı olan müminin dinden anladığı, en sahih öğretinin izini takip etme çabasıdır. O nedenle fıkh ile düşünen, amel eden, fikir sahibi kişi için Peygamber "fakih" (derin anlayış ve düşünce sahibi) tanımını kullanmıştır.  

İslam fıkhının merkezi otorite tarafından sistematik bir şekilde belirlenen hukukla ilgisi; kuralların belirlenmesi, uygulanması, biçim ve yönteminin doğru bir şekilde gerçekleşmesi için başvurulan dini metnin "meşru aklı" olarak görülebilir.  Fıkıh; dinin, inanan müminden istediği aklın adıdır. Çünkü din, müminden istediği ritüellerin tespiti için kişinin fıkh sahibi olması gerekir.

Oysa hukuk; merkezi otorite tarafından toplumsal davranışların düzenlenmesini amaçlar. Ayrıca hukuk; zorlayıcı yapısı, başka bir ifadeyle kolluk güçlerinin kullanılması ile insanların sulh ve güvenliğini temin için oluşturulan kurallar manzumesidir.

Hukuk farklı bir tanımla; devletlerin meşruiyet aracı, toplum karşısında eşitlikçi ve adil olma iddiasının veya doğruluğu kabul edilen herhangi bir siyaset teorisinin gerçekleşmesini sağlayan düzenlemelerdir. Devlet ideolojisinin toplum tarafından yaşanabilmesinin adıdır. Bu nedenledir ki her devletin kendi hukuk düzeni ve hukuku yorumlama biçimi vardır.

Sonuç olarak, modern dönemde saltanat hukukunun, İslam Hukuku olarak isimlendirilmesi; İslam fıkhının anlaşılmasında ve evrensel ölçekte yararlanılmasında engeller çıkaran  bir kavramdır.  "İslam Hukuku"nun terk edilmesi gerektiği; İslam sosyolojisi, İslam felsefesi, İslam tıbbı, islam ekonomisi hatta İslam bankacılığı gibi yeni ucube kavramların türemesinden de anlaşılacağı ümidiyle...



YORUMLAR

İSLAMIN HUKUKU -

Bir önceki yazının güzel bir devamı ve devam edelim lütfen özellikle Anadolu islamı yazınızın devamını bekliyoruz.... Yaptığmız yorumlar neden yayınlanmıyor bu arada ?

0 2
Yazının tekrarı -

bir önceki yazının devamı olmuş ama kendi kendini tekrar gibi görünyor. Ama yinede fena değil...

0 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.