KAİNATI AÇACAK ANAHTAR ELİMİZDE

KAİNATI AÇACAK ANAHTAR ELİMİZDE DİN
3,0
16.04.2013 14:59:06
A+ A-

Sorusu olmayan, kendisinde bulunan insani değerlerin kaynağını düşünmeyen, dikkate almayan kimse kendi kıymetini bilemez, kâinatın da kıymetini bilemez. Kâinatın ve kendisinin varlığı ile yaratıcısına nasıl işaretler ettiğini anlamaz. Kendisini mahrum eder, kendisine emanet olarak verilmiş bu kıymetli özellikleri boş yere harcar, yanlış yapar; kendisine zulmeder.

Ben de varım diyen insan, kendisine dönüp diyecek ki: 'Evet sen varsın, peki senin varlığının kaynağı sen kendin misin?', 'nasıl oldu da ben var oldum?', 'Ben kendi kendime var olabilir miyim?' İncelemek için iradesini kullanacak. Bize verilen emanetleri kullanmamız için ilk yapılacak iş, soru sormamız olacaktır. Sonra bu emanetler, bir başka meselenin çözümünde kullanılacak aletler olduğunu anlayacaktır. Kendindeki özelliklerin nereden geldiğini, kaynağını, neye delalet ettiğini sorgulayınca anlamaya başlar. Yaratıcı, insanı kâinatı merak edecek şekilde, bunların kaynağının nereden geldiğini araştıracak özellikleri vererek yaratmış. İnsanın eline de emaneten 'ene' adlı anahtarı teslim etmiş.

Bir cevabın merkezine ulaşmak istiyorsak önce, aşamalı olarak şu soruları kendimize yöneltmeliyiz: Ben neyin nesiyim, bende ne özellikler var, şundan hoşlanıyorum, şöyle bir şey söylenince 'hayır olamaz' diyorum, şöyle bir olayla karşılaştığımda 'bunu sevmiyorum, olsun istemiyorum'. Bende böyle duygular var. Bu duygular nereden geldi diye sorgulaması gerekmez mi?

Ana sorun, kâinat bir kapıdır; kendilerinin bir anahtar olduğunu düşünmemektir. Kendilerini kullanmıyorlarsa; kendilerinde bir anahtar var, bu anahtarın ne işe yaradığının farkına varmadıkları için kapıyı anahtarla açmak yerine, omuzları ile bütün kâinatı yüklenip açmaya çalışıyorlar. Önce kendimi bir anahtar olarak kullanmalıyım.

Beni Yapan, kendi özelliklerinin nasıl hakikatlere sahip olduğunu göstermelidir. Yani benim tarafımdan anlaşılabilecek ki ben o özellikleri tanıyabileyim. Beni yapanın özelliklerini tanıyacak, bilecek işaret ve numunecikleri içeren 'ene' yi vermiş. Bu ene anahtarını kullanarak yaratanın özelliklerini tanıyıp anlayacak hale geliyorum. Bunu ihmal etmek, çok önemli bir aracı çöp kutusuna atmak demektir. Onun için 'ene' sini kullanmayan, iradesini kullanmayan insan kendisine zulmetmiş olur, cehalet içerisinde ölür gider.

Ene kendisi bir ölçü aleti, ölçü birimi olacak şekilde verilmiştir. Yani bir vahid-i kıyasi, ölçü birimidir. Terazi bir ölçü aletidir, ama ölçtüğü şeylerin cinsinden değildir.

Altın tartan terazinin, kendisi ne kadar altın olduğunu göstermez. Tarttığı şeyin ne kadar altın olduğunu gösterir. Termometrenin kendisi ne sıcaklığın kaynağıdır, ne sıcaklık cinsinden bir şeydir. Kendisinin sıcaklık ölçer oluşuyla bir alet olarak kullanılması beklenir. Vahid-i kıyasi budur.

Isı ölçer aleti ile ısı arasında cinsiyet beraberliği yoktur. Bu ısıdır, diğeri metaldir, cıvadır, tahtadır. İnsan enaniyeti ile kendisine vahid-i kıyasi verilmiştir. Ölçtüğünün ne olduğu konusunda bize bilgi verir fakat kendisinde ölçtüğü şey yoktur. Bize verilen şefkat, yaratıcının şefkatinin bir parçası değildir, denizden bir damlası da değildir. Yalnızca gölgesidir. Bana verilen şefkat, şefkat ölçer olarak verilen bir alettir. Bende şefkat yoktur, şefkatin bir parçası da yoktur; yalnızca şefkatin bir gölgesi vardır. Senin gölgen, senin bir parçan değildir. Bunu çok iyi anlamak gerekiyor. İnsandaki bilgi, bir damlacık dersek, vahidi kıyasi olmadı; Tanrı'nın bir parçası oldu. Ona vurgu yapmak istiyorum. Bunu anlamamız lazım.

Tecelli hiçbir zaman bir parça değildir. İnsandaki özellikler de hiçbir zaman işaret ettikleri kaynağın parçası değildir, yalnızca bir başka şeyin varlığını bildiren alettir.

Aksi halde kâinatı yaratan Büyük Allah, ben de küçük işleri yapan küçük bir ilah olurum. Dikkat etmem lazım. Vahidi kıyasi, mevcudu hakiki olmak lazım değildir. Geometrideki gibi sanal çizgilerdir. Yani haritadaki enlem-boylam çizgilerini yeryüzünde aramanın bir mantığı yoktur. İşaret eder, kendisi ile hiçbir alakası yoktur.

İman, yaratıcının varlığından emin olma anlamına geliyor.

İnançsızlık, peşin hükümlülüğü kaldırır ama inanmak isteyen mutlaka iradesini kullanacaktır. Taklitle iman olmaz. İnsani tüm özelliklerimizi kullanmak zorundayız.

Ana sorun kâinat bir kapıdır, kendilerinin bir anahtar olduğunu düşünmüyorlarsa, kendilerini kullanmıyorlardır. Kendilerinde bir anahtar var, bu anahtarın ne işe yaradığının farkına varmadıkları için kapıyı anahtarla açmak yerine, omuzları ile bütün kâinatı yüklenip açmaya çalışıyorlar. Benim gerçeğim, kendimi bir anahtar olarak kullanmaktır.

Taklidi imanla iman olmuyor.

Taklidi imanın hakikati yoktur. Hakiki tevhidin de sonu yoktur. Taklit bir paranın hiçbir değeri yoktur. İmanın da taklidi olanın hiçbir değeri yoktur. Taklit 1 milyon paran olsa bir kuruş değeri olur mu? 

Reality iman atölye (workshop) çalışmaları:  http://ha-mim.org/tr/



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

dilanber'e... -

İltifatınıza teşekkür ediyorum.İnşaallah layık olmaya çalışacağım.

2 0
aklın ne güzel yolları varmış... -

akıl- düşünce... kavramlarındaki alaka gibi... düşünmedikten sonra aklı dahi başa yük edinmekten başka işe yaramayan biz insanlar... düşündürücü bir yazıydı teşekkürler...

5 3
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.