Kanaat ve tevekkül size neyi hatırlatır?

Kanaat ve tevekkül size neyi hatırlatır? DİN
5,0
21.05.2014 01:54:37
A+ A-

Ya da bir şey hatırlatır mı? Yaşı uygun olanlarımız çocukluklarında veya en geç ilk gençlik yıllarında 'kanaat' ve 'tevekkül'ün anlamını vurgulayan sözlerin yer aldığı tablolara evlerde, dükkanlarda, camilerde rastlamışlardır. Şimdilerde karşılaşmıyoruz  öyle tablolarla. Arapçasıyla, Türkçesiyle 'kanaat'in önemine, 'tevekkül'ün îmanla yakın alâkasına dikkat çekici o sözleri şimdi tablolarda göremeyişimiz, bu kavramların her birimizin dünyasından da çıkmış olduğuna mı işaret?

İsmail Kara'nın 'ahlâk' üzerinde durduğu konuşmalarından birini daha izledim bugün Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi'nde. Fikir tarihçisi kendisi ama işini ciddiyetle ve titizlikle yapması, onun en önde gelen özelliği değil bana göre. Asıl benim dikkatimi çeken ve beni etkileyen özelliği, onun bir insan olarak, bir Müslüman olarak dinin ve din temelli ahlâkın hakîkatini ciddî olarak düşünür ve düşündürür olması. Kitaplarında, yazılarında da, konuşmalarında da bu ciddiyet yansıyor. Dikkat kesiliyorsunuz bu insanı dinlerken. Ondan size de ciddiyet ve kararlılık iletiliyor; dinin, inancın özü ile ilgili olarak sanki ilk kez öyle bir yaklaşım duyuyorsunuz. Nerelere savrulmuş olduğunuzu düşünüyorsunuz. Görünürde eski yıllara göre dindarlık belirtilerinin yaygınlaştığı bir dönemde paradoks gibi geliyor 'kanaat'in, 'tevekkül'ün dünyalarımızda, yaşamlarımızda canlı, sahih bir yer tutmayışları, belirleyici olmayışları. Onun için yazıya, dinlediklerime dair o ifadelerle başladım.

Soma olayıyla ilgili haberlerden biri bir gazetenin internet sitesinde şu başlıkla yer almıştı: "Takdir-i ilahi değil". Emindim ki, o gazetenin internet sitesini izleyenlerin çok büyük bölümü o başlığın ifade ettiği düşüncedeydiler. Haberi o şekilde veren ile hemfikirdiler. Altındaki yorumlar bunu gösteriyordu. Bir yorumcu bu sözün doğru olmadığını, takdir-i ilâhî dışında hiç bir şeyin olamayacağını söylüyordu ama diğer yorumcuların neredeyse tamamının tepkisini çekiyordu bu yaklaşım. Sanki o yorumcu o işletmede emniyet açısından yapılması gerekli çalışmaların, alınması gerekli tedbirlerin karşısındaydı! O yorumcu, insanlardan kimsenin takdirde payı olabileceğini düşünmüyor, takdir sadece Allah'a mahsustur diye düşünüyor olmalıydı. İşte bunu da İsmail Kara'yı bugün dinlerken düşündüm. Çalışmak-çabalamak ayrı, tevekkül ayrı. Bunu söylüyordu. Allah'a tevekkül edilir; yaptıklarımıza, ettiklerimize değil. Allah'a tevekkül, yüksekliğinden en ufak ölçüde bile kayıp olmaması gereken tevekküldür. "Bir tarafta kendimize güven, diğer tarafta Allah'a güven; mükemmeli budur" yaklaşımı yanlıştır. Yapacaklarımızı yaparız ama sadece Allah'a güveniriz. Îtikadımız bunu gerektirir.

Bir akademisyen, bir entelektüel kişi size kanaatin hakikatini de, tevekkülün hakikatini de anlatabiliyorsa; bir yanlışlıktan, sapkınlıktan korunmanıza, bu konuda doğru düşünmenize sebep oluyorsa, bu çok önemli. Düşüncede doğru olmak doğru yaşamak için elbette zorunlu. Düşünceyle yaşamın uyumlu olması da dileğimiz. Allah cümlemizi Hakk'ı Hak bilip Hakk'a uyan, bâtılı bâtıl bilip ondan kaçınan kullarından eylesin. Doğru düşündürsün, doğru yaşatsın.

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.