Kandiller üzerine

Kandiller üzerine DİN
3,7
06.06.2013 01:21:47
A+ A-

Her ülkenin kendine has bir özelliği vardır. Siz o özelliği zikrettiğinizde, muhatabınız "haa sen şu ülkeden" bahsediyorsun der. Sözgelimi ineklerin ve dolayısıyla süt ile peynirin bol olduğu ve bizzat "peynir ekmek" gibi tüketildiği bir ülkeden bahsediyorsanız, muhatabınız bu ülkenin Hollanda olduğundan şüphe etmeyecektir. Bunun gibi genel olarak Osmanlı'nın zamanında hakim olduğu islam diyarına, özel olarak ise Türkiye'ye baktığımızda, diğer müslümanların çoğunluğu oluşturduğu ülkelere nazaran kandiller konusunda bir tebarüzleşmenin olduğu görülür. Bu bağlamda kandiller hakkında konuşulduğu vakit bunun Türkiye'yi, veya Türklerin yaşadığı çevre hakkında olduğu bilinir, en azından ben böyle biliyorum. Nitekim müslümanların bu kesiminde kandiller bizzat peynir ekmek gibidir, o günlerde müslümanlar camilere akın eder, azı müstesna, kimse bundan geri kalmaz.

Üç aylar vesilesiyle gündemimize giren kandiller meselesi üzerine bir çok şey yazılır, çizilir, tartışılır vs. Bidattır deyip kesinlikle uzak durmasını telkin edenler olduğu gibi, bunu bidatı hasene, hatta müstehap sayıp kandil kutlamalarına teşvik edenlerin olduğunu, hatta bu kesimin ağır bastığını hepimiz biliyoruz. Ben burada kandil kutlamanın bidat mı, değil mi meselesine girmeden farklı bir pencereden yaklaşmaya çalışacağım, ki ben denemiş bulunuyorum aslında, fakat siz şuan okuyarak o farklı pencereyi yakalamaya çalışacaksınız.

Müsellem bir husustur ki, toplum olarak din ile bağımız hayli zayıf.. Tamamen kopmuş bir vaziyette diyemiyorum, çünkü yılda bir kaç gün dahi olsa toplum camilere akın etmekte, kandilleri kutlamakta. Herhangi bir rant peşinde koşanları bu hükmün dışında tutacak olursak kandilleri kutlayan kardeşlerimizin bir kısmı kandil kutlamanın olumsuz bir şey olmayacağına dair hüsnü zannından hareket ederek, hatta sevap umarak bunu yapmaktadırlar. Diğer bir kısmı ise, ki bu kısım maalesef çoğunluğu oluşturmaktadır görebildiğim kadarıyla, bu kardeşlerimiz müslümanca bir düşünceden, dolayısıyla müslümanca bir yaşamandan uzak kaldıklarından dolayı, ama bir yandan da dolaylı olarak ben de müslümanım, beni de aranıza kabul edin diyerek, vicdanen rahatlamak istemektedirler. Çünkü bu kardeşlerimiz, dediğim gibi, hadi biraz da hüsnü zan ederek söyleyelim, cuma ve bayram namazlarını, hatta bu zannımda biraz daha ileri giderek teravih namazlarını da işin içine katarak söylemem gerekirse, müslümanca yaşamanın günün belirli bir saatine has olmayıp, 24 saatine de şamil olduğunu biliyorlar. Ancak kendileri 365 günün sadece 3 ayını ibadetle geçirdiklerinden dolayı içlerinde bir vicdan azabı yaşamaktadırlar. Zira nasıl olsun da, namazın ve diğer ibadetlerin farziyyetine inandım deyip, bir müslüman bunları yerine getirmesin? Ya yerine getirecektir, ya da içten içe kemiren bir vicdan azabıyla yaşamına devam edecektir. Ama ne var ki bir insan vicdan azabıyla devamlı olarak yaşayamaz, bunu izale etmek, veya bir müddet hafifletip, tekrar yoluna devam edecek bir yol arayacaktir. Bu müslüman böylece kandillere yönelmekte, bir senelik benzinini bu şekilde temin etmekte.

Kandil kutlamalarına bu denli teveccühün altında yatan sebeplerden birisinin mezkur sebeb olduğuna inanıyorum. Bu yüzden işin bidat mıdır, değil midir kısmıyla ilgilenip hararetli tartışamalara girmekten ziyade, meselenin bu boyutunu göz önünde bulundurup çözüm yolları aranmalıdır. Zira yatağından çıkmış olan nehir bir şekilde akacaktır, istediğin kadar çabala, önüne set çekmeye çalış.. önemli olan onu sahil-i selamete yönlendirmektir, önünde durup Necip Fazıl'ın o nefis deyimiyle "Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!" demek fayda vermeyecek. Vermez, çünkü muhatabına kandiller peynir ekmek, olmazsa olmaz gibi geliyor, elinde avucunda başka bir şey yok. Sen bunu elinden almaya kalktığın vakit, onun dalını kesmiş olursun. Oysa muhatabın sadece Hollanda peynirini tatmış, evet, farklı farklı peynirlerin varlığından haberdar, bir şekilde duymuş, öğrenmiş, ama bunu ona tattıran olmamış. Tekrar tekrar ağacı (islam), kökünü (iman) ve dallarını anlatmak, onun üzerinde oturduğu dalın ise çok cılız, her an kırılabilecek bir dal olduğunu anlatmak gerekir diye düşünüyorum.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.