Kapitalist "dindarlık" kazanır / Anti-kapitalist "dindarlık" kaybeder

Kapitalist "dindarlık" kazanır / Anti-kapitalist "dindarlık" kaybeder DİN
5,0
09.09.2013 11:07:38
A+ A-

Aslında emperyalizm-sosyal bilimler ilişkisi üzerine yazarak başlayacaktım ama araya “dindar” kapitalizm konusu girdi. İtaatsiz.org, son bir hafta içinde manşet bölümünde bir dönem “Müslüman Sol” akımın temsilcileri arasında yer alan Atilla Fikri Ergun’un iki yazısını alıntıladı. Yayınlanan iki yazıya da büyük ölçüde katılıyorum, fakat Dindar Kapitalizmin Sorunları başlığıyla yayınlanan ikinci yazıda açılması gereken bazı noktalar var. İslamcı ya da Marksist olmadığım için konuya daha tarafsız baktığımı düşündüğümden, kısa bir yazılı değerlendirme yapmak istedim. Başlıktaki “dindarlık” kelimesini her iki tarafta da tırnak içine almam gerekti, çünkü her ikisi de eklektizmin ürünü. Buna ilaveten ikincisi yazarın da belirttiği gibi reaksiyoner ve aynı zamanda masa başında imal edilmiş bir kavram, yani özel imalat. İki “dindarlık” da İslamiyet’i bir başka ideolojiye eklemleyen (iki karşıt ideolojiden birinin payandası haline getiren) harmanlanmış yaklaşımlar içeriyor. Eğer bu ikisi arasında cereyan eden bir mücadeleden söz edilecek olursa, kapitalist “dindarlık” bu mücadeleyi kazanmaya daha yakın. Bu arada Ergun’un eklektizm eleştirilerine karşın belli bir zaman aralığında kendisinin de bu eklektik yaklaşımlardan ikincisini savunduğunu hatırlatmam, artı (Erol Yarar istisna) kapitalist “dindarların” kendilerini hiçbir zaman kapitalist olarak nitelendirmediklerini de not etmem gerek.

Öngörünün beş gerekçesi:                                   

1- Kapitalist “dindarlar” modernleşme sürecinde İslamiyet’i global kapitalizme eklemlerken Müslüman cemaat nezdindeki meşruiyet zeminini yitirmemeye ve içeride kalmaya özen gösterdiler. Esasen yanlış yaptıkları, İslamiyet’in özüne-ruhuna aykırı hareket ettikleri halde inanç-akide zemininde Müslüman halkla aralarındaki bağın kopmaması için azami dikkat ettiler. Örnek istenirse, kapitalist “dindarlar”, dünya genelinde Müslümanların büyük çoğunluğu tarafından ittifakla kabul edilmiş olan bir takım dini kurallarla asla oynamadı. İktidar aygıtını ellerine geçirdikten sonra Kemalist oligarşiyle hesaplaştılar, Kemalist oligarşinin ezdiği Müslüman halkın sempatisini kazandılar, artı siyasal İslamcılığı politik ve ideolojik açıdan tatmin ederek toplumsal planda güçlü ve etkili olan cemaatlerin sınırsız desteğini arkalarına aldılar. Anti-kapitalist “dindarlar” ise tersine dışarıdan konuşmayı tercih ettiler, Müslümanları şiddetle eleştirirken diğer kesimlerin yanlışlarına yönelik hiçbir itirazda bulunmadılar, böylece özellikle İslamofobik kesimlerin sempatisini kazandılar ve çoğunlukla bu kesimler tarafından politik propaganda amaçlı kullanıldılar. İktidara muhalefet etmek adına taban tabana zıt düştükleri kesimlerle bile ortak hareket etmekten ve yan yana görünmekten çekinmediler. (Yazarın deyimiyle) modernize olmuş anti-kapitalist “dindarlar” İslami kaidelerin dışına çıkıp yeni bir “din” yaratmaya çalıştıkları için diğerleriyle aralarındaki inanç-akide bağını da zedelemiş oldular. Bu durum, Müslüman cemaat tarafından nefretle karşılandı ve anti-kapitalist “dindarların” anında şüpheli, hatta din dışı görülmelerine yol açtı. Bu ve benzeri hatalar, anti-kapitalist “dindarlığın” Müslüman cemaat nezdinde itibarsızlaşmasına neden oldu.

2- Kapitalist “dindarlık” İslamiyet’in tarih, kültür ve medeniyetine sahip çıkarak bunun propagandasını yaparken, anti-kapitalist “dindarlık” bunları temelden reddederek onu sadece bir ideoloji olarak benimsedi ve nevzuhur bir görüntü verdi (Anti-kapitalist “dindarlar” özellikle bu iki maddede sözü edilen hatalara düşmeyerek sosyal adalet konusunda Müslüman cemaatin büyük bölümünün de desteğini alabilir, toplumun seküler ve muhalif kesimleriyle Müslüman cemaat arasında ortak bir buluşma noktası teşkil edebilir, çok geniş bir İslamcı muhalefet oluşturabilir ve daha büyük bir etki alanına sahip olabilirdi).

3- Kapitalist “dindarlar” tarihi kökleri olan belli bir pratiğe sahiptiler ve bunun nasıl rasyonalize edilip sürdürülebileceği üzerinde epey kafa yordular. Mevcut durumu bir miktar “iyileştirme” yoluna gittiler ve bu “iyileştirmenin” propagandasını başarıyla yaptılar. Kendi zengin sınıflarını yaratırken aynı zamanda orta sınıfı da güçlendirdiler. Anti-kapitalist “dindarlığın” tarihi planda referans alabileceği pratikler daha insani, daha güçlü ve daha sağlamdı, fakat ortaya çıktıkları günden beri anti-kapitalist “dindarlar” asla gerçek bir pratiğe sahip olmadılar. Yazarın da değindiği üzere zengin-fakir uçurumunu en sert şekilde eleştirdiler, fakat mikro ölçekli de olsa örnek bir üretim ilişkisi ortaya koyamadılar, model işletmeler kuramadılar ve herhangi bir sistematik model önerisinde bulunmadılar (belki de hiçbir zaman böyle bir düşünceleri olmadı). Sonuçta halka pratik olarak işin doğrusunu göstermek konusunda başarısız oldular. Özetle anti-kapitalist “dindarlık” pratiksiz bir eleştirel çıkış olarak kaldı.  

4- Anti-kapitalist “dindarlar” burjuva-proleter çelişkisini (üretici güçleri) esas alan Marksist teoriyi İslamileştirirken kapitalist sistemde meydana gelen değişimi, ortaya çıkan yeni gelişmeleri okuyamadı. Global kapitalist sistemde kâr (veya artı değer) bugün sadece fabrika işçisinin emeği üzerinden sağlanmıyor. Teknolojik gelişme istihdamın azalmasına neden olurken üretim alanının yanı sıra hizmet alanı üzerinden de korkunç kazançlar elde ediliyor. Artı sermaye piyasaları manipüle ve spekülasyon yoluyla bir günde bir fabrikanın yıllık kârı kadar parayı cebine indirebiliyor. Üretim de artık sadece fabrikada, fabrika işçisi tarafından gerçekleştirilmiyor. Örnek: Günümüzde evlerde özellikle kadınlar üzerinden gerçekleşen ve gittikçe büyüyen yeni bir üretim şekli mevcut. Bu insanlar kayıt dışı tutuldukları, aynı ortamda bulunmadıkları, tekil kaldıkları, yani bir araya gelemedikleri için sendikalaşma ve grev yapma (örgütlenme) imkânından yoksunlar. Evinde üretim yapan kadın 10-12 saat çalışmak zorunda değil, 5-6 saatlik bir çalışmayla zamanının geri kalanını istediği gibi kullanma olanağına sahip. Orta sınıfın da genişlemesi ve günden güne güçlenmesiyle birlikte son birkaç yılda kitlelerin itirazları ekonomik temelden çok hak ve özgürlükler zeminine kaydı. Oysa Marksist teorinin ezen-ezileni net bir biçimde burjuva-proleter çelişkisine dayanıyor ve bir proletarya devrimi öngörüyordu. Başlangıçta bu temelden yola çıkan anti-kapitalist “dindarlık” ekonomik anlamda sosyal adalet konusunu yoğun bir biçimde gündeme taşıdı, fakat toplumsal itirazların ekonomik zeminden hak ve özgürlükler zeminine kaydığını görünce bütün ağırlığını toplumsal patlamalara yol açabilecek bu konuya verdi ve taraflardan birinin küçük bir parçası haline gelerek tamamen siyasallaştı.

5- İslamiyet’i kapitalizme eklemleme sürecinde kapitalist “dindar” aristokrasi dünyayı kendi perspektifinden iyi okudu, gelişmeleri kendi bakış açısından doğru değerlendirdi ve eline geçen fırsatları kendi çıkarları açısından iyi kullandı. Anti-kapitalist “dindarlık” ise (Türkiye özelinde) ortaya çıktığı ilk günden itibaren analitik düşünebilen ve sistem belirleyecek niteliğe sahip bir kadrosu olmadığı için kör muhalefet ve kaba eleştirinin ötesine geçemedi. Buna aradaki tecrübe, kapasite ve kalite farkı denebilir. Hz. Muhammed’in ortaya koymuş olduğu pratikten örnek istenirse, Mekke’de köleleri ve fakirleri kendisine çeken dini hareket aynı zamanda dünyayı iyi bilen, işi çekip çevirebilecek sağlam bir aristokrat ve entelektüel kadroya sahipti. Mekke’de Müslüman olanlardan Ebu Bekir, Osman, Abdurrahman b. Avf, Talha ve Zübeyr gibi Kureyş’in önde gelen kabilelerine mensup elit isimler bu harekete büyük katkı sağladılar. Bunlar ticaretle uğraşan, kervanlar düzenleyerek uluslar arası ticari yolculuklara çıkan, içeride ve dışarıda ticari ve siyasi yeni ilişkiler geliştiren nüfuzlu kimselerdi. O günün sosyal, politik, ekonomik şartlarına ve gelişmelerine ilişkin üst düzey bilgi sahibiydiler. Hz. Muhammed’in Kureyş aristokrasisinden kendi saflarına kattığı, onun yakın çevresini oluşturan ve dini hareketi sürükleyen bu isimler İslami literatürde öncü sahabeler olarak anılırlar.    

Son bir not: Anti-kapitalist “dindarlar” eleştirel akla önem vermekle birlikte kendilerine yöneltilen haklı eleştirilere kulak tıkamakta ısrar ettiler, bu eleştirileri dile getirenleri yaftaladılar ve özeleştiride bulunmayı reddettiler. Gezi sonrası Başbuğ çıkışıyla birlikte Müslüman cemaatle aralarındaki son köprüleri de attıkları için, gelinen bu son eşikte artık hatalarından dönmeleri söz konusu değil.

 

omervyilmaz@gmail.com

www.facebook.com/hayyam.omer

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.