Katliam, din ve yolsuzluk: Muktedirin tüccar ahlakı

Katliam, din ve yolsuzluk: Muktedirin tüccar ahlakı DİN
0,0
20.12.2013 16:02:24
A+ A-

Ne zamandır yazayım diyorum, bugüne nasip oldu. Mevzumuz, yolsuzluk. Aslında mesele sosyal bir çürüme ve alengirli işlerden de öte . Her toplumda çürük elmalar ve istismarcılar olabilir. Bunun nedenleri ile çözüm yolları öncelikli konumuz olacaktır. Fakat, nedenler kadar önemli başka bir konu var ki, insanın midesi kaldırmıyor. Çürümeye, istismara ve yolsuzluğa karşı ahlaki pozisyonlar!

Bu yazı yolsuzluğa karşı sakat pozisyonları ele alacak. Onlardan biri bir fıkıhçı, Hayrettin Karaman. Özünde ''ılımlı'' biri olarak tanınırdı. Belli ki yolsuzluklara da pekala ılımlıymış  ''Hürriye, din ve ahlak'' yazısında özetle şunlar yazıyor: 

'' - Hürriyetler sınızdır değildir; şartları ve sınırları mevcut. 
- Hürriyete dayanarak çoğunluğun dini ve ahlaki değerleri çiğnenemez, çiğnenirse bazı tepkiler gelir/gelebilir ve huzursuzluk çıkar. 
- Huzursuzluk olmaması için azınlık kendini denetlemeli, her ağzına geleni söylememeli; devlet de bunun yasal tedbirini almalıdır. 
- Misal ''basın hürriyeti'' var diye, çarşaf çarşaf bazı iddialar, suçlamalar (yolsuzluk gibi) ortaya kondu ve bu adamlar suçsuz çıktı. Bu lekeyi suçsuz adamlara sürenlerin sorumluluğu olmayacak mı? '' 

Hoca ve benzerleri çakıllı ve dikenli yollarda gidiyor. Çoğunluğun 'ahlak disturları' mucibi ve koruma zehabıyla azınlığa müdahalesinin olabileceğini; bunu engellenmenin yolunun 'kısıtlamalar yahut zaruri vazgeçişler' olduğu ifadeleri nerden tutsan elde kalır:  

- Arakan'da bu fetvalarınıza aynen itibar edildiği için Müslümanlar katlediliyor.

 - Sırplar bu fetvalarınızı evvelinden çokça uyguladı, sonuç fena: 200.000'lerle ifade edilen tecavüz. 

- Guantanamo'da çoğunluğun huzuru(?) için Müslümanlar yargısız-infazlı yıllarca işkence ve zulüm görmekte. 

- Hindistan'da çoğunluk Hindular, fırsat buldukça azınlıkları tokatlayıp duruyor, sebep ma'lum: Çoğunluğun huzuru. 

- Yine Hindistan'da çoğunluğun huzuru(?) için kadınlar kah kontra-milis çetelerden kah ne idüğü belirsiz ilkel yaratıklardan tecavüz görüyor, seslerinin de çıkmaması söyleniyor.

- Çoğunluğun huzuru(?) için bizde Kürtlere, gayrı müslimlere yıllarca tecavüz-gasp-katliam her halt eylendi. 

Birilerinin 15'lik ergen egoları incinecek, ilkel beyinleri rahatsız olacak diye benim özgürlüğümden vazgeçmem için fetva veriliyorsa bunun adı örtük bir köleliktir. Hele de buna ''inanç'' deniyorsa, inanca en büyük hakareti bu fetvacılar yapıyor: İnanılan şey kölelik ahlakı mıdır? Misal bir çuval gerizekalı, dandik bir karikatür için elçilik basacak, ortalığı savaş alanına çevirecek; yetmedi insanlar öldürülecek. Ve buna denecek ki, ''bunlar olmasın diye o karikatür çizilmesin''. Be adam, bu kadar gerizekalıyı EĞİTMEK çok mu masraflı geliyor? Bu insan olma vasfı/erdemine erişememiş ilkelleri az bir az eğitmek fena mı olur? 

Misal Ramazan ayındayız, A oruçlu. B ise inşaatta çalışıyor, acıkmış; bir yarım ekmek alıp karnımı doyuruyor. İmdiii: Bunlar diyor ki mü'min kardeşimin o sırada açlıktan kan şekeri düşmüş, sinirleri yükselmiş vs olabilir. O yüzden o yemeği onun önünde yahut görebileceği bir yerde yemeyiver.  Sen buna razı değilsen, devlet düzenleme yapsın. Böylece sorun kalmasın. Ohh, ne güzel!  İyi de kardeşim, bana ne? Bana mı tutuyorsun o orucu? Bu senin inancın ya da inanma tarzın, bu biir.  İkincisi, ne ala memleket ki mü'min kardeşim hakka saygı duymayı öğrenmeyecek, nefsini hak-perver/hürriyet-sever bir ahlakla terbiye etmeyi reddedecek; olan, bize olacak. Öyle mi? Bu aynen şu demektir: Ben nefsime, kendime hakim olmayı beceremeyen ergen beyinli bir cahilim. O yüzden sen beni/bizi hoşgör. Yalan mı? Tecavüzcü sapıktan fazla 'ama kadın da açmayacak, tahrik etmeyecek' denmiyor mu?  Bu zevatın işi gücü hep azınlığı/mağduru suçlamak. Bu çağda hala büyümeyi reddediyorlar. Eğiteceğiz, başka çare yok. 

Burada kalsa yine iyi.  Dikkat edin,  '' Mü'min kardeşmim ne iş, seni peşinen suçlamıyorum; ama aklanıp gelsen iyi olur'' denmiyor. Taraf da olunsa, asgari ahlaki pozisyon budur, bu olmalıdır. Aklan da gel! Hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete tek söz etmeyen, etmeye dili varmayan bu muhterem zat bir gün önceki köşesinde beterin beterini söylemiş aslında(-miş kısmını birazdan izah edeceğim): '' Kamuya(bu arada ümmete ait) bir zararı önlemek için bir şahıs, bölge veya gruba ait zarar göze alınır, sineye çekilir'' Bir önceki yazıda bir derece belirsizlik içeren bu ifadeler, bir sonraki yazıyla birleştiğinde daha da tuhaf anlamlar çıkıyor: 

- Genelin/çoğunluğun çıkarı/refahı için bölge ve gruplar telef edilebilir: Dersim, Roboski, Çorum, Maraş, Sivas?  
- Çoğunluğun çıkarı için rüşvet, yolsuzluk, rantiyecilik yapılabilir? 
- Çoğunluğun çıkarı ve huzur için Cemaat derdest edilebilir? 

Ne diyordu alayıvala iktidar medyası: ''Operasyon, bizi çekemeyenler, dış mihraklar, seçim ayarı... '' İktidara endeksli gazeteleri açın, bunların dışında tek bir söz bulamazsınız. İstisnayı bile istisna bırakacak bir iki kişinin dışında ucundan-kıyısından rüşvet, yolsuzluk ve rantiyeciliği sorun eden tek bir yazı-yorum-haber yok. Adamların günahını almışız: İmam böyle! Şeffaflık, hesap verebilirlik, kurumsal ilkelerden söz eden hak getire. Varsa yoksa ''hesapçılık, hesaplar, mihraklar''. E, dervişin fikri neyse...Yolsuzluk, rüşvet, rantiyecilik gibi adi-yüz kızartıcı-kızartması gereken iddialar ve mevzular siyaset ve siyasi hesapçılıkla kıyas edilemez, düşünülemez. Terbiye noksanlığıdır, ayıptır. Yolsuzluk, rüşvet, rantiyecilik; hatta katliamlar, kırımlar vb topluma karşı işlenen suçları ''genelin refahı ve çıkarı'' adına göze alınabilir bir risk/maliyet kalemi olarak görüyorsanız sizin ahlakınız özünde ''ahlaki'' değildir. Azınlığın yahut toplumun aleyhine işlenen suçların ve ayıpların göz ardı edilmesinin genelin refahı için elzem olduğunu iddia etmek, tarih boyunca toplumlara karşı en iğrenç, zelil ve  pespaye suçları işlemiş diktatörlerin eski bir tekerlemesidir! İnsanlık ve dolayısıyla toplumlar tek bir kişinin, tek bir çakıl taşının sorumluluğunu üstlenip bunun hesabını verebilecek ahlaki donanıma erişebildiği nispette refaha, huzura ve özgürlüğe kavuşabilmiştir. Aksi her durum yeri gelir katliamın yeri gelir hırsızlığın savunulmak durumunda kaldığı bir tür ''tüccar ahlakının'' ta kendisi olup bundan ala riyakarlık olmasa gerek. 

Not: Tüccarlar da ahlaklı olabilir, ama insan ve haysiyet tüccarları değil!

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.