Kentleşen Aleviliğin sorunları

DİN
0,0
01.11.2013 08:01:36
A+ A-

Bugün metropollerdeki birçok cemevinde ve dergahta inancın özüne uygun faaliyetler yerine, kuran kursları düzenlenmekte, Alevilerin sorunlarına çözüm üretmek yerine verilen ile yetinilmektedir. Var olan cemevlerinin bazılarında Sünni hocaların görev yapması burada uygulanan asimilasyonun boyutlarını göstermektedir. Tarih boyunca yasaklardan ve baskılardan dolayı kapalı bir toplum yaşamı süren Aleviler, günümüzde de yeni sorunlarla uğraşmak zorunda. Baskıcı sistemlerden kaynaklı olarak kırsal alanda yaşayan, yaşadığı alanda kapalı toplum özellikleri gösteren Alevilerin sosyal, inançsal ve kültürel şekillenişleri de buna uygundu. Ocak kültürü üzerinde varlığını sürdüren Aleviler; adalet, eğitim, sosyal sorunlarını kendi içlerinde çözüyorlardı. Kır ağırlıklı Aleviliğinin yanında, nispeten kent inancı diyebileceğimiz Bektaşiler kimi farklılıklar gösterse de Alevilik genel olarak kapalı toplum özellikleri taşıyordu. 1950’lerde kentlere göç eden veya yurtdışına çıkmak zorunda kalan Alevilerden sonra ise Alevilik hızlı bir değişim içerisine girmiş oldu. Daha çok ekonomik sebepler ile kırdan kente göç eden Aleviler, feodal ilişki biçiminden kentlerin yabancı kültürüne doğru yol almak durumunda kaldı. Öncelikli olarak kentlerin varoşlarında bir akrabanın, hemşerinin yanında başlayan yeni yaşam, kırlarda sürdürülenden bütünüyle farklıydı. Kapalı toplum ve içe dönük yaşam biçiminden sonra kentlerin farklı üretime dayalı yeni ilişki biçimi ile tanışan Aleviler zorlansalar da buna uyum sağlamaya çalıştılar. Kentleşen Alevilik sosyal, kültürel ve inançsal boyutta zorlanmalar yaşamaya başladı. Her şeyin kır yaşamına göre ayarlanmış olduğu bir yaşamdan kopuş ciddi sarsıntılar yaratmış olsa da Aleviler yeni örgütlenme modelleri ile sorunlarını aşmaya çalıştılar. Kır kökenli Alevilikte ocak ve dergahlar etrafında örgütlenen ve dedelerin rehberliğinde yapılan cemlerle sorunlarını çözen Aleviler, kentlerle beraber tamamen ilişkisiz ve örgütsüz bir pozisyona düştüler. Bu arada kimi eski dergahların etrafında toparlanılmaya çalışıldıysa da bu yetersiz kalmıştır. 60’lı yıllarla beraber Aleviler dernekler kurmaya ve siyasette birlikte hareket etmeye başlamışlardı. Metropollerdeki Aleviler için yetersiz de olsa bir araya gelme, kısmen inancını, kültürünü yaşama ve koruma imkanı veren dernekler ve Birlik Partisi deneyimi 70’li yıllar ile beraber değişmiştir. Alevi gençlerin devrimci mücadele ile tanışmasının ardından inançsal kimlik geri plana düşmüş, ideolojik kimlik ile hareket edilmeye başlanmıştır. Yaşlılar dernekler ve geleneksel dergahlar etrafında inançsal faaliyetleri yürütseler de gençlerin, dünyanın değişen dengeleri ile hareket etmeye başladığı bir gerçektir. Alevilerdeki ideolojik kimliğin öne çıkmasında dünya ve ülke konjonktürü ile beraber en belirleyici faktör ise Aleviliğin kentleşmesidir. Köyden gecekondulara gelen, fabrikalarda kapitalist üretimle tanışan ve dünyaya artık sınıfsal perspektif ile bakmaya başlayan Alevilerin önünde yeni bir süreç başlamıştır. Kentleşen Alevilik açısından diğer bir faktör ise Alevilerin ilk kez kentlerde kendileri için „yabancı olanlar“ ile bu kadar iç içe geçmeleri, onlarla beraber bir yaşam sürdürmeleridir. Bu gelişmelere, Alevilerin daha fazla bilgi ve bilim ile tanışmasının da eklenmesiyle ortaya çıkan yeni durumun „kentleşen Aleviliğe“ tekabül ettiğini söylemek mümkündür. 90’lı yıllara gelindiğinde ise devletin Alevi politikasındaki değişimi belirleyici bir yön olarak ortaya çıktı. Devletin Aleviliği asimile etme çabalarına yön veren yeni Türk-İslam Aleviliği çizgisi ile beraber, cemevleri ve artan dernekleşme çabaları, Alevi toplumunun sosyal, siyasal ve kültürel dokusunda değişimler yaratmaya başladı. Yükselen Kürt mücadelesinin Alevilerle buluşma çabasına verilen yanıt olan, Sivas ve Gazi katliamları ile beraber Alevilik yeniden kendine rota çizme çabasına girdi. Kentleşen Alevilikte inançsal değişimler Kır Aleviliğinde inançsal ritüel çok güçlüdür. Aleviliğin toplumsal yaşam biçimi bir yönüyle inançsal boyutun ön planda olmasını sağlar. Baskı ve inkar politikasından kaynaklı olarak cemler gizlilik içerisinde yapılsa da bu ritüeller yaşamda belirleyicidir. Dedelerin toplum üzerindeki etkisi büyüktür. Köylerin en büyük evlerinde dedeler eşliğinde gerçekleştirilen cemler aynı zamanda toplumsal sorunların çözüldüğü ve adaletin sağlandığı yerlerdir. Müsahiplik çok güçlü ve önemli bir figür olarak yaşamda yer bulur. Kapalı toplum özelliğinden kaynaklı olarak Alevi inancının gerekleri gizli ve düzenli olarak yerine getirilir. Kentleşen Alevilikte dede talip ilişkisi zayıflamıştır. Cemler artık sadece dergahlarda ve cemevlerinde yerine getirilmektedir. Cemlerde toplumsal sorunların çözümü yerine, kentleşen Alevilik olgusunun bir sonucu olarak sistemin hukuk kuralları yerini alır. Müsahiplik artık kentte inancın zorunlu ve önemli bir figürü olmak yerine şekilsel bir boyut almıştır. Aleviliğin temel inançsal kuralları kentleşen Alevilikte artık yaptırım gücünden uzaklaşmış ve etki gücünü yitirmiştir. Dedelerin dağınık olan taliplerini gezmesi, sorunları çözmelerini zorlaştığı gibi, talibin dedeye bakışı da değişim göstermiştir. Yakın dönemde Antalya’da yaşanan ve basına yansıyan bir olay konu ile ilgili önemli bir örnektir. Antalya’da yaşanan bir sorun üzerine bir araya gelen Alevi toplumu gerçekleştirdiği cem sonrasında bir kişinin düşkün ilan edilmesi kararına varıyor. Düşkün ilan edilen kişi ise mahkemeye başvurarak dedeyi ve toplumu şikayet ediyor. Şikayet gerekçesi ise cumhuriyet kanunlarına muhalefet, anti laik girişim iddiası… Bu örnekten de anlaşılacağı gibi cemde cemaatin, dedenin aldığı karar kent Aleviliğinde sistemin mahkemeleri ile tehdit edilebiliyor. Cemevleri kentlerde inançsal açıdan önemli bir rol oynamaya başlamıştır. İnançsal bilgilerin verildiği ve aynı zamanda bu bilgilerin tatbik edildiği cemevleri, bu öneminin yanında asimilasyona hizmet eden bir rol de oynamaya başlamıştır… Bugün metropollerdeki birçok cemevinde ve dergahta inancın özüne uygun faaliyetler yerine, kuran kursları düzenlenmekte, Alevilerin sorunlarına çözüm üretmek yerine verilen ile yetinilmektedir. Var olan cemevlerinin bazılarında Sünni hocaların görev yapması burada uygulanan asimilasyonun boyutlarını göstermektedir. „Kentleşen Alevilik“ sosyal, siyasal, inançsal birlikteliği ve gelişimi etkilemiştir. Kır Aleviliğinde içiçe yaşayan Aleviler kentleşme ile beraber yeni ilişkilerle yüzyüze kalmıştır. Göçün ilk yıllarında gecekondularda dayanışma zorunluluğu ile yaşayan Aleviler süreç içerisinde toplu yaşam yerlerinden uzaklaşmışlardır. Bu ayrışmada sermaye, eğitimsel gelişim, siyasal değişimler ve sosyal statü önemli bir yer tutar. İlk defa kentlerde değişik ve kendileri dışında insanlarla yaşayan Aleviler büyük sıkıntılar yaşadılar. Kırdan kente gelmenin getirdiği tüm sorunları yaşayan Alevi toplumunun, inançsal yapısından dolayı yaşadığı sıkıntılar da had safhalara ulaşmıştır. İnancı ve kimliği reddedilen Aleviler, kendisini hor gören insanlarla komşuluk etmeye ve çoğu zaman da bu insanların sahibi ya da amiri olduğu işletmelerde çalışmaya başlamıştır. Katliam korkusunu sürekli yaşayan Alevi insanı, kimliğini gizlemiş ve ortaya çıkmaması için de gayret sarf etmeye hatta yüzüne karşı edilen hakaretleri onaylamaya mecbur kalmıştır. Ramazan ayında komşusu, Alevi olduğunu anlamasın diye sahura kalkılmış ve ışıklar yakılarak geri yatılmıştır. İftarda sanki iftar yapılıyormuş gibi evlere çekilmiştir. Bayramlarda komşularla birlikte mahallenin camisinde bayram namazları kılınmıştır. Aleviler temel inançlarından birisi olan cem ibadetini şehirlerde fırsat buldukça gizlilikle küçücük odalarda yapmaya çalışmış ya da yapamamıştır. Alevilerin cenazeleri camilerde kaldırılmak zorunda kalmış, Aleviler burada hakaretlere maruz kalmıştır. Kimi hocalar cenazenin Aleviye ait olduğunu öğrenince namazı kıldırmak istememiş, zorla Alevileri Sünni inancıyla gömmeye çalışmıştır. Alevi çocukları kimliklerini gizlemiş, okullarda, işyerlerinde söyleyememişlerdir. Okullarda kendisine dayatılan Sünni inancın gerekleri yapılmış ve çocuklar, aileleri ile okul arasında sıkışmıştır. Aleviler kentlere ilk göç ile beraber kendi kahvehanelerini, lokantalarını vb. oluşturmak zorunda kalmışlardır. Yabancı gördükleri ile birlikte yaşamanın zorunluluğundan kaynaklı ilişkiler dışında, kırsal yaşamında olduğu gibi içe kapanma mecburiyeti yaşamıştır. Yakın dönemde yaşanan Alevi katliamları dahi Alevilerin korkma ve içe kapanma hassasiyetlerinin önemli nedenlerindendir. Bugün geçmişe göre daha fazla bir kaynaşma yaşanmış olsa da bilinçaltlarına yerleşmiş olan önyargıların kısmen de olsa korunduğu söylenebilir. Kentsel sorunlar üzerine bir araştırma Alevilerin kentleşme sorunları ve değişimleri üzerine birçok alan araştırması yapılmıştır. Bu araştırmalar aslında Alevilerdeki değişimleri çok net göstermektedir. 2004 yılında araştırmacı Sosyolog Kamil Fırat’ın „Kent Aleviliği“ konulu çalışması, bu değişimin kırılma noktalarını son derece çarpıcı bulgularla gözler önüne seriyor. „Kentleşme olgusu ile karşılaşan Alevilik önemli kırılmalara sahne oluyor. Kentleşme ile birlikte Aleviliği din kimliği içinde algılama eğilimi yerini kültür ve yaşam biçimi algısına bırakıyor. İlkokul mezunu olanların yüzde 73’ü Aleviliği „Gerçek İslam“ ya da „İslamın bir yorumu“ olarak algılıyor. Bu oran lise mezunlarında yüzde 32’ye, üniversite mezunlarında yüzde 27.7’ye düşüyor. Üniversite mezunlarının yüzde 68,1’i, lise mezunlarının ise yüzde 68’i Aleviliği İslamiyet ile ilişkilendirmiyor, doğrudan bir kültür ve yaşam biçimi olarak görüyor.“ Araştırmanın yukarıdaki istatiksel sonucunu eğitimin dışında siyasal bakış açısı ve örgütlenme modelleri ile de yorumlayabiliriz. Örneğin ilerici sol-demokrat kesimler Aleviliği daha çok kültür, yaşam, felsefe ve ayrı bir din olarak yorumlarken, merkez sağ ve „sosyal demokrat“ anlayıştaki Aleviler ise Aleviliği „gerçek İslamın özü“ olarak görürler. Yine dergahlar, cemevleri Aleviliği daha çok „gerçek İslam’ın özü“ olarak görürken, Pir Sultan Abdal vb. dernekler ise Aleviliği daha çok kültür, yaşam, felsefe ve ayrı bir din olarak görmektedirler. İlginç diğer bir sonuç da Alevilik arasındaki etnik ve bölgesel farklarla ilgili: „Araştırma Alevilik ile anadil arasında da bir ilişki kurmanın mümkün olduğuna işaret ediyor. Kürt Alevilerin çoğu, Aleviliği bir ‘kültür’ ve ‘yaşam’ biçimi olarak değerlendirirken, Türk Alevilerin yüzde 60’ı onu ‘gerçek İslam’ olarak görüyor. Bir başka değerlendirmeyle, Kürt Alevilerin çoğunun dinsel kimliğini Alevi ya da ateist, Türk Alevilerin çoğunun ise Müslüman ya da hem Müslüman hem Alevi olarak tanımladığı ileri sürülebilir.“ Araştırma sonuçlarına göre inançsal anlamdaki değişimlerde çarpıcı veriler olarak ortaya çıkıyor: „Kentleşme, dede ile talip arasındaki ilişkileri zayıflatıyor, ama Alevilerin büyük çoğunluğu yine de bir dedeye bağlılığını sürdürüyor. Yüzde 87’si bir dedeye bağlı kentli Alevilerin yüzde 34.6’sı dedeliğin yeniden tanımlanmasından yana. Yüzde 26.3, bu işlevin Alevi aydınlara yüklenmesinden yana. Yüzde 11.3 ise kurumun kaldırılmasını istiyor.“ „Kentli Alevilerin yüzde 88’i Ramazan’ı oruç ayı olarak kabul etmiyor. Yüzde 12’si ise Ramazan’da oruç tutuyor. ‘Kendi oruçlarını’ tutan Alevilerin oranı yüzde 61. Yüzde 39’u ise hiç oruç tutmuyor. Başka din ya da mezhebi benimsemiş biriyle yapılacak evliliklere kentli Alevilerin yüzde 69.4’ü olumlu bakıyor. ‘Başka bir din ya da mezhepten birine kızınızı verir misiniz?’ sorusuna ise yüzde 55’i ‘evet’ diyor. „ Yukarıdaki sonuçlardaki deneklerin etnik kimliğine bakıldığında ise Orta Anadolu ve Batı Anadolu Alevilerinde kısmen Ramazan orucu tutulurken, Kürt Alevilerinde bu oranlar oldukça düşük kalıyor. Kırsaldaki yaşam biçimleri kentlere taşınırken kısmen değişimlere uğramış olsa da temel değerler muhafaza ediliyor. Kentlerdeki Kürt Aleviler yaşadıkları coğrafya ve doğa ile içiçe geçmiş inançlarına daha sadık kalıyorlar. Sünnilerle daha fazla yan yana yaşamış Alevilerde ise çeşitli sebeplerden kaynaklı olarak Sünni gibi gözükme, takiye yapma zorunluluğu gözüküyor. Tümüyle takiye olmasa da Ramazan orucu tutan, namaz kılan Alevilerin istisna olduğu ya da asimilasyona uğradıklarını söylemek mümkündür. Sosyolog Kamil Fırat’ın araştırma verilerine ek olarak Alevi toplumundaki yaklaşımları yaş gruplarına göre de değerlendirmek mümkündür. Göç öncesi Aleviler ile sonrasında kentlerde doğmuş, yaşamış neslin bakış açılarının farklılığını da yukarıdaki verilere göre değerlendirmek mümkün. Göç öncesi Aleviler, Aleviliği daha çok „gerçek İslam’ın özü“ olarak görüp siyaseten CHP ve merkez sağ siyaseti tercih ederlerken, kent Alevilerinde Alevilik daha çok felsefi bir yaşam biçimi olarak anlaşılıyor. Kentleşen Aleviliğin sorunları nasıl aşılabilir Alevilik de yaşayan canlı bir inançtır. Geçmiş süreçlerde yaşanan Alevilik ile bugün değişen koşullar içerisinde birebir tatbik etmek mümkün değildir. İnançsal, toplumsal, felsefi ve kültürel boyutunu göz önüne aldığımızda, Aleviliğin değişen koşullar içerisinde ihtiyaçları açısından, yeni yorumlara ve yeni örgütlenme modellerine ihtiyaç duyduğunu söylemek mümkündür. Asimilasyon politikasının hız kazandığı bir süreçte Aleviliğin kendini koruyabilmesi ve yaşatabilmesi ancak kendi özüne uygun bir model geliştirmesi ile mümkündür. Dergahlar ve cemevleri üzerinden geliştirilmek istenen Aleviliğin giderek sistem içileştirildiği düşünüldüğünde, Alevilerin işinin kolay olmadığı görülecektir. Aleviliği koruyabilmenin en güçlü ayağı, ocak kültürünün devam ettirilebilmesidir. Bütün bu olumsuzluklar içerisinde Aleviler için tek çıkar yol, Alevilerin kendi içerisindeki farklılıklarına rağmen birlik olmasından geçmektedir. Aleviler kendi içerisinde birlik olmayı başararak Türkiye’de gerçek demokratik mücadelenin öznesi olabilirse kendi hak taleplerini de yerine getirebilecektir. Gerçek anlamda laik ve demokratik bir toplum ve ülke gerçekliğinde Alevilik kendini kentleşme kültürü içerisinde var edebilecektir. Aleviliği özüne uygun olarak yapılandıracak, cemevlerinde ve demokratik örgütlerde Aleviliğin inançsal, kültürel, felsefi ihtiyaçları karşılanabilir. Kentleşen Alevilikte açığa çıkan dede ihtiyacı ocaklar ve oluşturulacak enstitüler, cemevleri ve dergahlardan karşılanabilir. Elbette buralarda yetişecek dedelerin günün ihtiyaçlarını gözetecek bilgi, birikim ve donanıma sahip olması gereklidir. Bu anlamda yapılması gereken işlerden biri de Alevi örgütlülüğünün 90’lı yıllarda yakaladığı gelişmeler sonrasında kesintiye uğrasa da devam ettirilmesidir. Alevi felsefesi, inanç ve kültürü sözlü ürünlerle beraber artık yazılı hale getirilmeli, kaynakları oluşturulmalıdır. Düzenlenen sempozyumlar derinleştirilerek elde edilen veriler mutlaka yazılı hale dönüştürülmelidir. Yine gelişen çağın teknik imkanlarından ve iletişim olanaklarından faydalanacak mekanizmalar oluşturulmalıdır. Çocuklarımıza ve gençlere dönük çizgi ve sinema filmleri dahil olmak üzere sanatın tüm alanları, yolun sürdürülmesinin ve geleceğe taşınmasının aracı haline getirilmelidir. Alevilerin en fazla muzdarip olduğu ve yaşadıkları katliamların temelinde yer alan önyargıların ve iftiraların giderilmesi için özel çaba gösterilmelidir. İktidarlar tarafından üretilen nefret söylemi ve buna bağlı olarak gelişen sosyal baskı mekanizmalarını bertaraf edebilmek için dost güçlerle ortak hareket edilmelidir. Bu coğrafyanın yok sayılan, inkar ve imha tehdidi ile yaşayan Kürtler, Ermeniler, Süryaniler vb. etnik ve inançsal kimlikler ve ilerici Türk aydın, devrimci-demokratları ile demokratik mücadele yürütülmelidir. Alevilik deryasında yüzmeyi becerebilmek… Kentleşen Alevilik yaşadığımız çağın getirmiş olduğu kaçınılmaz bir zorunluluktu. Gelinen aşamada Aleviliğin ciddi sorunları olduğu ve ciddi bir tehdit ile yüz yüze olduğu kesindir. Yaşanan bu ciddi tehlikeyi bertaraf edecek olanın yine Aleviler ve dostları olduğunu unutmadan yolu sürdürmek her Alevinin görevidir. Her gün dünya üzerinde dillerin, kültürlerin, inançların yok olduğu göz önüne alındığında, Aleviliğin kendini yenileyebilmesi ve değişen koşullara göre yeniden örgütleyebilmesi gerekiyor. Yol, erkan bilmeyen, gereğini yerine getirmeyen gençliğin asimile olacağı unutulmamalıdır. Asimile olmuş bir gençlik ise Aleviliğin bitişi anlamına gelecektir. Bunun için de Alevi gençliğine ve çocuklarına kendi yolunu, inancını, ahlak ve felsefesini öğreterek Aleviliği yaşatabiliriz. Kentleşen Alevilik ciddi sorunlara rağmen geleceği kucaklama, var olma ve kendini geleceğe taşırabilme potansiyeline sahiptir. Yapılması gereken Alevilik deryasında yüzmeyi becerebilmektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.