Kızılbaşlık neden kötü görüldü?

DİN
0,0
12.04.2014 14:30:47
A+ A-

Kızılbaşlığı, İslam'ın dışında kötü ya da hor gören başka bir dini anlayış bulunmamaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi, İslamiyet hareket etmek istediği alanlarda dini, siyasi ve sosyal teoriler açısından, Kızılbaşlık gibi somut ve gözle görülen bir düşünceye sahip olmamasıdır. İslamiyet daha çok hayale dayanan teoriyle var olmaya çalışmasıyla, toplumun gözünde Kızılbaşlık karşısında yetersiz ve cevapsız duruma düşmektedir.

Bu yetersizliğini kapatabilmek için de, elinden geldikçe karalama ve aşağılamayı sürdürmekten başka bir yol düşünmemiştir. Diğer bir önemli neden ise, Kızılbaşlık ile İslam arasındaki düşünce, din, inanç, ibadet ve sosyal yapının tamamen farklı olmasıyla birlikte, İslamiyet'in soyut, Kızılbaşlığın ise somut olgulara dayanması.

Yoksa durup dururken kimse kimseye sen kötüsün demez. Diyebilmesi için de mutlaka maddi bir nedeni olmalıdır. İslamiyet'i, Alevilik üzerinde böyle bir düşünceye sürüklemenin altındaki gerçek maddi temellerin birden çok olduğu bilinmektedir.

Bunlar içerisinden en açık örneklerden bir tanesi ise, İslamiyet'in Üstün Soylular sınıfına (Aristokrat) dayanan Hükümranlık peşinde koşması iken, Kızılbaşlık ise Sosyalist veya Komünist düşünceye benzer eşitlik içerisinde, Ana Tanrıça kültürüne dayanan, daha değişimci ve hoşgörülü olmasıdır.

Kızılbaşlığın topluma sunmuş olduğu bu çağdaş dinsel, sosyal ve siyasal özgürlükleri, İslamiyet tüm egemenlik alanlarında hiçbir zaman sunmamıştır. Bu gerçekliği Aleviliğin ve İslamiyet'in kısa tarihçesinden anlamak mümkündür.

Kızılbaşlık ve Alevilik, iki ayrı kelime şeklinde ifade edilmesinde, her hangi bir anlam ve duygu farklılığı taşımamaktadır. İkisi de aynı özü ve manaya gelmektedir. Her iki sözcükte var oldukları tarihten bugüne kadar, sahip oldukları ibadet, duygu, düşünce ve felsefi yapıyı aynı şekilde yaşatmıştır. 

Alevilerin bu iki kelimeyi kullanmalarındaki gerçek neden, Ana Tanrıça Kültüründen gelen Ateş, Güneş ve bunlara bağlı doğa inancının öz kaynağı olan Enerjiye "Güce" duyulan saygı ve minnet borcudur.

Kızılbaşlar Anadolu'da yaşadıkları dönemlerde, çeşitli baskı ve zulümler neticesinde isim değiştirmek zorunda kalmışlardır. Her iki kelime de Anadolu Türklerinin kullanmış oldukları öz Türkçe sözcüklerden gelmektedir.

Anlam ve manevi değerleri, Ateş ve Güneşin kızıllığındaki sıcaklık ve gür şekilde yanmasını ifade etmektedir. Şimdi konunun başlığındaki sorunun cevabını vermeye çalışalım.

Kızılbaşlığa inanan insanları, toplumda kötü ve namus kavramı olmayan topluluk olarak gösteren anlayış, İslam'ın ta kendisidir. Nedenine gelince. Arapların büyük bir çoğunluğu Ortadoğu Coğrafyasının çöl koşullarında fakir bir şekilde ve Arap Kabile kültürüne göre yaşamalarından kaynaklanmaktadır.

Çünkü Araplar, ekonomik olarak çöl koşullarında yoksul ve zavallı bir ortamda yaşarken, diğer toplumlar bu yaşam yapısını asırlar öncesinden aşmışlardı.

Ekonomik olarak biraz iyi durumda olan Araplar ise parmakla sayılacak kadar azdı. Ve bunlar da yanlızca Kervancılık ticaretine dayanmakta idi. Çöl koşullarına ve Kervan ticaretine göre şekillenen toplumsal yapı, kabile sistemine dayanmakta olup, kendi içine kapalı bir şekilde, farklı gelişmeleri kolayca kabul etmeyen bir anlayışa sahiptirler.

Bu yüzden denilebilir ki, dünyada en ağır köleciliğin, Arap toplumunun yaşadığı alanlarda görülmesidir. Ve 21.yy da hala aynı mantıkla yaşamaya çalışmalarıdır.

İfade edilen koşullarda yaşayan Arap kabileleri, İslamiyet adıyla dinsel ve siyasi bir güç oluşturduktan sonra, bir takım zorlukların aşıldığını ya da hafiflediğini görmüşlerdir.

Elde edilen bu fırsatın bir daha yok olmaması için, Arap ileri gelenleri bunun tek çıkar yolunun çevre ve bölge halklarını Müslümanlaştırıp, tüm ekonomik ve kültürel değerlerine el koyup, kendilerine bağlamaktan geçtiğine inanmalarıdır.

Böylece başta Mezopotamya olmak üzere gidebildikleri yerlere kadar uzanıp Müslümanlığı kabul edenlerin mallarına el konulduktan sonra yaşamalarına izin verilmiştir. Müslümanlığı kabul etmeyenler kılıçtan geçirilip öldürüldükten sonra, malları talan edilmişti.

İslamiyet Miladi 750 yıllarından itibaren, özellikle Mezopotamya'da hakimiyet sağlamaya çalışırken, Mezopotamya'nın eski dinsel ve siyasi kültürü olan Zerdüştlüğün devamı Manicililik, Müslümanların tahmin edemedikleri bir karşı duruşu göstermiştir.

Çünkü Mezopotamya'nın her tarafında etkin olan Şamanist ve Manicilikten oluşan Kızılbaşlık ve bu inanca sahip Pers, Kürt ve Türkmenler, miladi 750 yıllarına kadar İslamiyet'in bölgede egemenlik kurmasına fırsat vermemişlerdir. Bunun birinci nedeni, İslami inanç ve yaşam anlayışı, yeni bir düşünce olmasına rağmen, Kızılbaşlığa göre çok geri ve bağnaz bir yapıya sahip olmasıdır.

İkinci önemli nokta ise, Coğrafi olarak Mezopotamya ve Asya bölgesinin gerek iklimsel yapısı, gerekse tarımcı Ana Tanrıça Kültürü, Pers, Kürt, Türk ve diğer etnik yapıdan olan halkları, hem ekonomik olarak hem de sosyal ilişkilerde daha özgür bir yaşama sahip kılmasıdır.

Kızılbaşlığın sahip olduğu bu kültürel ve sosyal gelişmişlik karşısında bölgede egemenlik sağlayamayan İslamiyet, bu defa Afrika kıtasına doğru yönelip, buralarda bir takım üstünlükler sağladıktan sonra, daha güçlü konuma gelmiş oldular.

Bu siyasi ve dinsel güç büyüdükçe, kendi aralarında mevki ve servet paylaşım sorunları yaşamaya başlamışlardır. Ancak İslamiyet tüm engellere rağmen hiçbir zaman Mezopotamya'nın işgalinden asla vazgeçmemiştir.

Bunun nedeni, Mezopotamya coğrafi ve iklimsel olarak dünyanın en yumuşak ve en verimli toprak yapısına sahip olmasının yanında, diğer bölgelere açılma noktasında da önemli bir kapı özelliği taşımasıdır.

İslamiyet Mezopotamya'da karşılaşmış olduğu Ana Tanrıça Kültürü olan Kızılbaşlığı alt edip, bölge insanlarını kendisine bağlamak için elinden gelen her türlü çirkin propagandayı başlatmıştır.

Bunlardan birkaç tanesi şöyledir. Kızılbaşlar Ateşe taban Mecusilerdir. Güneşe taban Zındıklar, Onlar da kadın erkek ayrımı "Haremlik Selamlık" yoktur, hep birlikte ibadet edip birlikte çalışır ve otururlar. Kadını "ANA" Tanrıça veya Peygamber konumunda görmeleri gibi aşağılamalardır. Araplara göre, Kızılbaşlığın tüm insani ilişkileri cahillik ve akılsızlık olarak görülmektedir.

Arap ve İslam mantığının bu tür propagandaları devam ederken, kendi aralarında yaşamış oldukları Taht kavgası yüzünden, Hz. Muhammed'in sülalesi olan Haşimi kolundan gelen Hz. Hüseyin ve 70 kişilik kabilenin sürgün edilmesi, Araplarda büyük bir bölünmeyi ve İslamiyet düşüncesinde kısmı farklılıklar yaşanmasına sebep olmuştur.

Taht ve Mezhep tartışması devam ederken, Hz. Ali'nin Kabilesi Mekke'den sürgün edilmiştir. Dikkat edilirse, Sürgün olan Hz. Ali Kabilesi, Mezopotamya'nın dışında başka bir yere gitmek istememiştir. Nedeni ise, bölgede etkin olan Zerdüştlük kültürü, doğası gereği Hümanist bir yapıya sahip olması nedeniyle, kendisine sığınan veya yardım isteyen kim olursa olsun, etnik, dil ve din farkı gözetilmeden korumasına alan bir düşüncenin varlığıdır.

Onun için Hz. Hüseyin öncülüğündeki Kabile, Bağdat ve Horasan başta olmak üzere, Mezopotamya'nın herhangi bir bölgesinde sığınıp yaşayabileceklerine inanmalarıdır.

Mezopotamya'nın Ana Tanrıça kültürü olan Kızılbaşlık, hümanist felsefe yapısı gereği, kendisine sığınmak isteyen Arap kökenli Hz. Ali kabilesine de bu insanlığı göstermiştir. Ancak bu durumu fark eden Muaviye, kardeşi Yezid'i silahlandırarak Irak'ın Bağdat şehrine yakın Kerbela bölgesinde yolları kesilip, 70 kişilik Hz. Ali kabilesi, yine Müslüman Araplar tarafından katledilmişlerdir.

Daha sonra Hz. Ali kabilesinden olan farklı insanlar, tekrar Mezopotamya'ya yerleşerek, Peygamberlik kültürüne ve tecrübesine sahip olma imkanlarını da kullanıp, bölgede taraftar toplamaya çalışmışlardır.

Fatimiler, İsmaililer ve Karmatiler adıyla oluşturdukları ilk güçle, Kürt Ebu Müslim Horasani liderliğinde, 750 yılında Emevi Sünni İslam devletini yıkıp, Abbasi Şii Müslüman devletini kurmuşlardır. Böylece başta Persler olmak üzere Kürt ve Türkmenler ilk darbeyi kendilerine vurmuş oldular. 

Çünkü kurulan Şii Müslüman Abbasi devleti, Perslerin tamamına yakını olmak üzere, Türk ve Kürtlerin bir kısmını Şii İslam yapıp, kendilerini 12 İmamcılar olarak ilan etmişlerdir. Buna rağmen, Sünni Emevi Müslümanların, Kızılbaşlar hakkında söyledikleri olumsuz ifadeleri, bu kez Şii ve 12 İmancı olan Ehlibeyt Araplar, Pers, ve Sünni Kürt, ile Türklerde devam ettirmişlerdi.

Gerek Emeviler döneminde gerekse Abbasilerin baskıları sonucunda Müslümanlaşan Türk ve Kürtler, daha sonra 1071 yılından itibaren Anadolu'da egemenlik kurmuş oldukları kendi devletlerinde de, Kızılbaşlar üzerinde her türlü baskıyı sürdürmüşlerdir.

Bir toplum veya inanç üzerinde, yaklaşık olarak 1500 yıl gibi uzunca bir döneme yayılan bu olumsuz politikaların altında yatan diğer bir neden ise, Kızılbaşlığın Ana Tanrıça kültüründen gelen Demokratik, Hümanist ve Kolektif yaşam anlayışına sahip olmasıdır.

Kızılbaşlık bu düşünce yapısıyla, kendi toplumu içerisinde Elit bir sınıfa dayanan üstün soy ve yönetici kesimin oluşmasına ve bu yapının, çevreye hükmederek hükümranlığa kavuşmasına her zaman engel olmasıdır. 

Bölge ve çevre üzerinde egemenlik peşinde olmayan Kızılbaşlık, diğer taraftan serbest bırakmış olduğu alanlarda, İslamiyet gibi Aristokrat sınıf üstünlüğüne dayanan Hükümranlıklar, buralarda egemen olup, diktatörlüklerini ilan etme fırsatı bulmuşlardır.

Eğer Kızılbaşlık, İslamiyet gibi Üstün soylulara dayanan bir Hükümranlık peşinde koşmuş olsa idi, İslamiyet'in küçülmesi veya yok olması söz konusu olabilirdi. Bu yüzden özellikle Anadolu'da egemenlik kuran Türk ve Kürt Müslüman diktatöryası, her yerde Kızılbaşlığın üzerini betonlayıp, çamur atmayı en büyük politika olarak devam ettirmişlerdir.

Türk Müslüman anlayışının tüm bu karalama ve iğrenç politikalarının ne kadar temelsiz ve yalana dayandığını, yine kendi uydurmaları olan ifadelerden rahatlıkla anlaşılmaktadır.

Sözde Alevilik, Hz. Ali'nin askerleri, savaşta düşman askerleri ile karışmaması için, başlarına bağladıkları kırmızı bez parçası sonucunda, kendilerini Kızılbaşlar olarak tanıtmalarıyla başlamıştır. Ancak şu sorularla muhatap olacaklarını akıllarına getirememişlerdir.

Madem Kızılbaşlık ya da Alevilik Hz. Ali ve askerlerinin başındaki kırmızı bez parçasından ortaya çıkan bir olay ise, o zaman yakıştırılan Mecusiler, Zındıklar, Komünistler ve Namus kavramı bilmeyenler şeklindeki hakaretler, Hz. Ali'ye ve onun yolunda gidenlere dokunmuyor mu? Elbette dokunuyordur.

Ancak, Kızılbaşlığın Hz. Ali ve onun düşüncesinden ve de sözü edilen kırmızı bez sembolünden gelmediğini bildikleri için, en ufak bir sakınca görmemişlerdir. 

Türk İslam egemen anlayışı için bunların bir önemi olmayabilir, ancak Osmanlı ve Türk devletinin yanında olan Bektaşi Şii Müslüman Alevi kökenlilerle birlikte hareket eden bazı Alevi Dede ve liderlik yapan anlayışlara ne demek gerekir?

Bu anlayıştaki Alevi Dede ve ileri gelenleri, kendilerince uydurmuş oldukları şu yalan hikayelerle avunmaya çalışmaktadırlar.

Yok benim atam Dedem 12. İmamlardan bilmem kaçıncı sülaleye dayanmaktadır, bu nedenle ben Şii veya Ehlibeyt'e yakınım ifadelerini kullanmalarıyla kendilerini koruduğunu sanmaktadırlar.

Devşirme bu anlayışlar ne yaparlarsa yapsınlar nafiledir. Çünkü Türk İslam mantığının bu hakaretlerinden kendi şahsına rahatsızlık duymasalar bile, kendileri gibi düşünmeyen ve Şiiliğin hiçbir kuralına uymayan, farklı bir yaşam inanç ve ibadet yapısına sahip olan Kürt ve Türk Alevi Kızılbaş akrabalarına yapılan bu hakaretleri nasıl kaldırabilmektedirler?

Aslında sistemin yanında yer alan bu kişilikler, aynı hakareti akraba ve dindaşlarına kendileri de yapmış sayılmaktadırlar. İşte ifade edilmeye çalışılan bu vb nedenlerden dolayı, Kızılbaşlık sürekli kötü, sapkın ve aşağılık bir inanç olarak görülmüştür. Ve hala görülmeye de devam edilmektedir.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.